|
||
| Hamza Aktan Aradan koca 26 yıl geçmiş. Memleketin karabasanı, hiç olmadığı kadar rahat sorgulanıyor artık. Marmaris'in modern ressamı beyefendinin huzurunu kaçıran nağmeler, film şeritleri giderek uzuyor. Önceleri o günlerin acısını doğrudan yaşayanlar Eylül'ün 12'sine bakarken şimdi toplumun hemen her kesiminden sesler yükseliyor. 12 Eylül şimdilerde popüler kültürün tam göbeğinde. Başrolünü Kenan Evren'in oynadığı film vizyondan inecek gibi de durmuyor. 2006, kültür sanat alanında 12 Eylül temasının bariz hissedildiği bir yıl olacak. Sinemada, müzikte ve edebiyatta. Teoman, Renkli Rüyalar Oteli'ne İki Çocuk'u, Mor ve Ötesi Büyük Düşler'e Darbe'yi aldı. Çekimine yeni başlanan iki filmin temasında da o tarih var. Beşiktaş Kültür Merkezi'nin yapımcılığını üstlendiği filmi Muharrem Gülmez yönetiyor. Senaryosuysa Sırrı Süreyya Önder'e ait. Başrolde tanıdık bir sima var: Kurtlar Vadisi dizisinin Elif'i, Özgü Namal. Bir başka filmin kamera arkasında Ömer Uğur bulunuyor. 'Eve Dönüş' ismini taşıyacak filmin başrolünde ise kült bir isim; Sibel Kekilli ve Mehmet Ali Alabora. Yazar ve gazeteci Ertuğrul Mavioğlu'yu 12 Eylül temalı çalışmalarıyla zaten biliyoruz. Dönemin hukuk adamlarıyla yapılmış söyleşilerden mütevellit Apoletli Adalet kitabını bir de belgesel haline getirdiler. Belgeselin kurgusunu Sedat Yılmaz, müziğini de blues grubu Luxus�un gitaristi Jêhat yaptı. 26 dakika süren belgeselin galası geçen ay Boğaziçi Üniversitesi'nde yapılmıştı. Şimdi belgesel Ankara, İzmir, Diyarbakır ve Bursa gibi kentleri gezecek. Belgesel bundan böyle Apoletli Adalet kitabıyla birlikte satılacak. Bir not daha; Tarık Akan'ın çekmeyi planladığı 12 Eylül filmi şu an için beklemede, proje halinde duruyor. TEOMAN ANLATIYOR: ERDAL EREN AKRABAMDI... Ben 12 Eylül'ü yaşarken olayların ayırdına varacak bir yaşta değildim aslında. Fakat çevremizde askeri darbenin olumlu karşılandığını söyleyebilirim. Bu görüşün kısa sürede tersine dönüşünü de yaşadım. Çevremizdeki insanlar her gün gençlerin birbirlerini vurmalarından daha doğal bir sürece geçeceklerini beklerken, bu kadar faşizan bir şeyle karşılaşacaklarını beklememişlerdi sanırım. Ben askeri darbenin belki de zorunlu bir çare olduğunu kabul edebilirim o günün ikliminde ama bu dönemi en az zararla halletmenin ön koşulları, bu darbenin başındaki kişinin zeki, kültürlü, insancıl olmasıyken, ne yazık ki Kenan Evren bu saydıklarımın hiçbirine sahip değildi. Erdal Eren'e gelince; bizim evde sürekli sözü edilen birisiydi. Ben gazetelerden onunla ilgili haberleri takip ederken, büyüklerimin konuşmalarını da dinlerdim. Nedeni Giresun'dan akrabamız olmasıydı. Ayrıca mahkeme ve infaz esnasındaki cesaretinin ve tavırlarının, o zamanlar hayranı olduğumu da söylemeliyim. Asıldığı gün annemin ve benim çok üzüldüğümüzü de. "İki çocuk" adlı şarkıma bu duygularla başladım. Erdal'ın, ben ve yakın akrabalarımızın kalbimizdeki yeri hiç değişmemişti ama, ben artık olayları daha farklı gördüğümden, şarkı "Erdal'ın şarkısından", "iki çocuk" a evrildi. Çünkü geçen yıllar bana, insanların ideolojiler yüzünden hayatlarını kaybetmelerinin doğruluğuna inancımı değiştirtmişti. O yüzden benim şarkımda, sadece bir suç unsuru olarak bahsedilmesine içerlediğim, jandarma eri Zekeriya Önge de var. Garip bir rastlantı ama amcamdan, onun da akrabamız olduğunu öğrendim. Şu sıralar 12 Eylül'ün tekrar gündeme gelmesi beni mutlu ediyor. Biliyoruz ki o dönemin suçlularını yargılayamayacağız. Ama gelecek nesiller için Kenan Evren ismi mide bulandırıcı bir isim olursa, o dönemde boşuna acı çekmiş, canını kaybetmiş kişilerin ruhları biraz rahatlayacaktır. VİCDANİ HESAPLAŞMA HARUN TEKİN [Mor ve Ötesi/Vokal] Mor ve Ötesi'nin kaptan-ı deryası Harun Tekin'e ilk sorumuz şu oluyor: �Gittikçe popülerleşen bir grup olarak böyle siyasi içerikli bir şarkı yapmaktan kaygı duymadınız mı?� Hiçbir kaygı duymadık. Bizim popülerleşmemizle politik anlamda daha keskin bir sürece gitmemiz paralel gidiyor. O da dünyaya ve hayata bakışımızla ilgilidir. Biz işimizin statik olmamasını ve evrilmesini istiyoruz. O evrilme sürecini işimize yansıtmak sorumluluğunu hissediyoruz. Okudukça ve paylaştıkça bir takım rahatsızlıkları dile getirmek istiyor insanlar. Ortada bir rahatsızlık ve adaletsizlik var. Bizim bunu dile getirmemiz de çok doğal. Şarkının hikâyesi? Bizim şarkıyı yapma sürecimiz kendiliğinden oldu. Bu şarkı bir stüdyo çalışmasında doğaçlama bir temel üzerine kuruldu. Ortaya çıkan sözlerden �Kafaya gelen bir darbe� temasının çıkması bizi heyecanlandırdı. Çünkü darbe bir nevi kafamıza vurulan bir cop gibi. Hala o coptan kurtulabilmiş değiliz. Döneme dair neler hatırlıyorsun? 12 Eylül�le ilgili çok net anılarım yok doğrusu. Ben babaannemin telaşlandığını hatırlıyorum. O, politikayla çok ilişkili bir insandı ve çok kaygılıydı, anlamaya çalışmıştım. İlk hatırladığım şey bu. Benim 12 Eylül�ü bilmem okumakla mümkün oldu. Sonuç olarak 12 Eylül�de olup bitenlerin pek hayra alamet olmadığını biliyordum ama darbeyle dış güçler arasındaki bağlantıyı okuyarak öğrendim. Öğrendikçe de gerçekten bu bilgilerin paylaşılması gerektiği duygusuna kapıldım. Darbenin kültür sanat alanında daha rahat öne çıkması neyle ilgili olabilir? Sanıyorum �laiklikten taviz vermeyelim ama demokrasiden de taviz vermeyelim� kaygısının öne çıkmasıyla ilgili. Türkiye�deki askeri müdahaleler Türkiye cumhuriyetinin de, milletinin de çıkarlarına sonuçlar doğurmadı. Bu anlamda Türkiye de o darbelerden derin yaralar aldı. Bizim de içinde olduğumuz refleks hem halkı hem de devleti dikkate alan bir refleks... Pek çok ülkede 1970-80 aralığında askeri darbeler oldu. Ama pek çok yerde de bu darbeciler yargılandı. Ülkemizde ise yargılanmadılar. Bu saatten sonra da onlar için bir mahkeme kurulup da yargılanmaları büyük ihtimalle çok zor. Ama neticede halkın kendi vicdanıyla, kültür sanat eserleri yoluyla darbecileri ve darbeleri yargılaması isteği var. ELEŞTİRİYİ MERKEZE ÇEKME ÇABASI KEREM KABADAYI [Mor ve Ötesi /Davulcu] Şarkı arkadaşlarınız, çevreniz tarafından nasıl karşılandı? Çıkış şarkısı olarak belirlememize rağmen esas olarak bu şarkı gündeme geldi. Genelde destekleyici bir hava var. Ama tabii ki bunu onaylamak tek başına yetmiyor. Nasıl ki bizim şarkıyı yapıp kültür alanına bir katkı yapmamız yetmiyorsa. Darbe şarkısını çevremizde, arkadaşlarımızla çok konuşmadık aslında. Benim şarkıyla ilgili tepkisini aldığım ilk kişi babam oldu. Babam enteresan bir şey söyledi. Şarkıda �bir darbe geldi başıma� yerine neden �bir darbe geldi başımıza demediniz� diye sordu. Sorunun yanıtı ne gerçekten? Bizim genel olarak anlatımımıza bakılırsa toplumdan soyutlanmamış bir bireysel ton var. Toplumsal göndermeleri olan bir yaklaşımımız var. Resimden kendimizi, bireyi çıkardığımızda muhalefetin kişiye dair deneyimini ayıklamamak gerektiğini düşünüyorum. Biz aslında yapmaya çalıştığımız bu şarkıyla kültür alanında darbenin tartışılır hale gelmesini istiyoruz. Marjinal kültür alanından merkeze çekme çabası biraz da. Müzikte, sinema ve edebiyatta muhalif tavır açısından yalnız kalmamak gerekiyor. Bu tür eleştiriler arttıkça diğer arkadaşlar da cesaretlenecektir. Döneme dair aklına gelen ilk kare ne oluyor? Benim hafızamda en belirgin görüntü Özal ve Bedrettin Dalan. Bedrettin Dalan'ın ve diğer bir sürü insanın Türkiye'nin şehirlerindeki tarihsel alanlara verdikleri hasar kafamda duruyor. Dalan'ın diğer ANAP'lı belediye başkanlarıyla verdikleri fotoğraf vardır. Benim akademik çalışmalarımda da şu anda onun etkisi var. Kamusal değerlere verilen zarar aklımdan çıkmıyor. Popüler bir grup olarak böylesi işler yapıyor olmanız herhalde ilginç eleştirilere neden oluyordur... Mor ve Ötesi olarak şimdiye kadar bir çok projeye katıldık. Katıldığımız bir çok kampanyada bize dair iki eleştiri ağır basıyor. Görece marjinal yerler muhalefetimizi beğenmezken bir yandan da böyle bir eleştirinin hiç olmamasını isteyenler oluyor. Bizse iki tarafa da direnerek kendi bildiğimiz şekilde eleştiriye katkıda bulunmak istiyoruz. Büyük Düşler'i çıkardıktan sonra medya, promosyon yerine, turneye çıktınız. Bu pek tercih edilmez oysa? Valla, Konya'da 40 bin kişiye çalmak herhangi bir internet sitesine veya gazeteye reklam vermekten daha etkili. Türkiye�de hala kafasını büyük şehirlerden çıkarabilen grup ve müzisyen çok az. İLHAM PERİLERİNİN SEFERBERLİĞİ SIRRI SÜREYYA ÖNDER Sırrı Süreyya Önder'in senaryosunu yazdığı filmin çekimlerine bugünlerde başlanıyor. Ekim ayında da vizyona girmesi planlanıyor. Film ,12 eylül sonrası küçük bir Güneydoğu kentinde yaşanan gelişmeleri, �ironik bir dille� anlatacak. Devamını senarist Sırrı Süreyya Önder'den dinleyelim: Filmimiz askeri yönetim dönemlerinin, günlük hayat ve sıradan insan üzerindeki etkileri ve kışla mantığının sosyal yaşama uyarlanması sırasında ortaya çıkan absürd ama çok trajik karmaşaları irdeliyor. Tüm bu gelişmeler, yörenin müziğinin başına gelenlerle birlikte, bir baba ile kızının hazin bir yolculuğu olarak anlatılıyor. - Senaryoya ilham veren neydi? Neyden hareketle bu filmi çekmeye karar verdiniz? O günleri sadece hatırlamak bile tüm ilham perilerini seferber etmeye yeter. 12 eylül, bu toprakların tarihinde, kurtuluş savaşından sonra en önemli kavşaklardan birisidir. Bugün yaşanan her türden sıkıntının o günlerden devralınan bir başlangıcı olduğunu düşünüyorum. "O tozlar, bu çamurları getirdi" isimli bir roman çalışmamın bir kısmını böyle bir senaryoya dönüştürdüm. - Son dönemde müzik, tiyatro ve sinemada bir 12 Eylül hesaplaşması görüyoruz. Bu eğilimin nedeni ne sizce? Bir kaç önemli çalışmayı saymazsak, bu konuda üretim yapan insanlar inanılmaz engellerle karşılaştılar. Kendi adıma son dört senem, bu senaryo Yılmaz Erdoğan ve Meral Okay tarafından fark edilene kadar, bir çok yapımcıdan geri dönüşlerle geçti. Halen yapılanların yeterli olduğunu söylemek mümkün değil. Dünyanın neresinde buna benzer bir dönem yaşanmış olsaydı, yüzlerce filmi, müziği ve hikayesi yazılmış olurdu. Dolayısıyla, henüz bu hesaplaşmadan bahsetmek mümkün değil. - Türkiye'de hemen herkesin bir 12 Eylül hikâyesi var. Sizin hikâyeniz? Ben 12 eylülde 18 yaşında bir SBF öğrencisiydim. 12 yıl hapse mahkum oldum. Dedem yatalak bir felçliydi.. Anamın okuma ve yazması bile yoktu. Onlar da dahil ailemden işkence ve baskı görmeyen kimse kalmamıştı.. AKLİ MELEKELER YENİDEN CANLANIYOR ERTUĞRUL MAVİOĞLU: Filmimiz 12 Eylül�de hukukun insanların yıldırılması için nasıl kullanıldığını konu alıyor. O dönemde hakim ve savcılık yapmış askeri yargı üyeleriyle yapılmış söyleşilerden oluşuyor. Babam ve Oğlum gibi çalışmaların kitlelerdeki yansıması çok olumlu oluyor. İnsanlar o dönem ne yaşandığını öğreniyor veya hatırlıyorlar böyle çalışmalarla. 12 Eylül ne yazık ki toplumun tüm yapısını değişime uğrattı. Öyle ki insanların davranışları bile değişti. Şimdi uzun yıllardır akli melekelerini yitirmiş bir toplum yeniden toparlanmaya çalışıyor. Bu tür çalışmaların artması böylesi bir toparlanmanın ürünü olarak görülebilir. Teoman�ın renkli rüyalar oteli albümünden: iki çocuk el sallamıştı annesine bayram izni dönüşünde hissetmiş miydi oğlunu kurşun kalbi deldiğinde kan revan içinde yanyana aynı köprüde annelerinin rüyalarında öldükleri yaşlarıyla ateşi harlı delikanlılar, ne şehit ne kahramanlar düşmansız bir savaşta düştüler kalkmayacaklar emin değildi kendi bile dokunmuş muydu tetiğine kesin olan tek şeyse en yakın mahkumdu ipe. �kalpte kurşun ilmek boyunda iki çocuk ölüm karşısında hep çocuk kalacaklar büyümeden birer tabutta ama yaşıyorlar, gülüyorlar annelerinin rüyalarında. Mor ve Ötesi�nin büyük düşler albümünden: darbe evreni gördüm sıkı olaydı binlerce insan ölürken "netekim" bir şey yapmazdı sadece bakardı bu kadar kaos bize fazlaydı ki bir darbe geldi başıma bir darbe erdal'ı gördüm darağacında onaltı yaşında ölürken "netekim" bir şey yapmazdı sadece bakardı sonrası serbest sonrası pazar bir darbe geldi başıma bir darbe ben gitmeden divanıharbe sen gitmeden bir darbe sakla kendini sağlam bir rövanş için asmayalım da besleyelim mi? www.birgun.net |
||
|
||
buyrun bakalım mordaşlarım şans eseri buldum.iyi okumalar
|
||
|
||
| ayrıca merak edenler orjinalini burada da bulabilir http://www.birgun.net/archive.php (orada arşiv bölmünde arama yerine Popüler Kültürün Rotası Değişiyor Söz Müzik:Kenan Evren yazın orada röportaj çıkıyor)
|
||