|
||
| Dört Mum Dört mum yavaşca yanıyordu. Ortam çok yumuşaktı ve konuştukları duyuluyordu. İlki söyledi: ‘’ ben barışım!" Artık kimse benim yanık kalmamı sağlamıyor, sanıyorum söneceğim. " Alevi hızla azaldı ve bütünüyle söndü. İkincisi söyledi: ‘’ ben inancım!" neredeyse herkez benim artık gerekli olmadığımı düşünüyor o nedenle daha fazla yanık kalmama hiç gerek yok’’ Konuşmayı bitirdiği zaman, bir rüzgar hafifçe esti ve onu söndürdü. Üzgünce üçüncü mum sırası gelince konuştu: ” ben sevgiyim!" yanık kalmak için artık gücüm kalmadı. İnsanlar beni bir kenara bıraktı ve önemimi anlamadı. Kendilerine en yakın olanları bile sevmeyi unuttular " Ve hiç zaman yitirmeden söndü. Ansızın... Bir çocuk odaya girer ve üç mumun yanmadığını görür ”neden yanmıyorsunuz sizin sonuna kadar yanmanız gerekir " Bunu söyleyerek, çocuk ağlamaya başlar. Ardından dördüncü mum söyler: ”korkma ben hala yanıkken diğer mumları yeniden yakabiliriz "ben umudum!’’ Umudun alevi yaşamınızdan asla sönmemesi dileğiyle.. |
||
|
||
| FISILTI Adam fısıldadı, " Tanrım konuş benimle" ve bir kus cıvıldadı ağaçta ama adam duymadı. Sonra adam bağırdı " Tanrım konuş benimle!" Ve gökyüzünde bir şimşek çaktı, ama adam dinlemedi onu. Adam etrafına bakındı ve " Tanrım seni görmeme izin ver" dedi. Ve bir yıldız parıldadı gökyüzünde. Ama adam farkına varmadı. Ve adama bağırdı, " Tanrım bana bir mucize göster! " Ve bir bebek doğdu bir yerlerde. Ama adam bunu bilemedi. Sonra adam çaresizlik içinde sızlandı, " Dokun bana Tanrım ve burada olduğunu anlamamı sağla! " Bunun üzerine Tanrı aşağı doğru süzüldü ve adama dokundu. Ama adam kelebeği elinin tersiyle uzaklaştırdı ve yürüyüp gitti. |
||
|
||
| ''Bir süre önce bir arkadaşım, üç yaşındaki kızını, bir rulo altın renkli kaplama kağıdını ziyan ettiği için cezalandırmıştı. Durumları iyi değildi ve kızının, kâğıtları ağacın altına koyacağı bir kutuyu süslemeye harcaması onu çok sinirlendirmişti. Buna rağmen küçük kız, ertesi sabah hediyeyi babasına getirdi ve "Bu senin için babacığım." dedi. Arkadaşım, gösterdiği tepki için kendini suçlu hissetti ama kutunun boş olduğunu görünce için için sinirlenmekten de kendini alamadı. Kızına bağırdı: "Birine bir hediye verdiğin zaman içinin dolu olması gerektiğini bilmiyor musun?”. Küçük kız babasına yaşlı gözlerle baktı ve şöyle dedi: "Ama babacığım, kutu boş değil ki. Ben kutunun içine öpücüklerimi üflemiştim. Hepsi senin için babacığım." Babanın içi paramparça olmuştu; kızını kucakladı ve onu affetmesi için yalvardı. Arkadaşım, bu altın renkli kutuyu yatağının baş ucunda yıllarca sakladığını anlattı bana. Ne zaman cesaretini kaybetse, kutunun içinden hayali bir öpücük çıkarıyor ve onu oraya koyan çocuğunun sevgisini hatırlıyordu. '' |
||
|
||
| KURABİYE HIRSIZI Bir gece kadının biri bekliyordu havaalanında, daha epeyce zaman vardı, uçağın kalkmasına. Havaalanındaki dükkândan bir kitap ve bir paket kurabiye alıp buldu kendisine oturacak bir yer. Kendisini kitabına öyle kaptırmıştı ki, yine de yanında oturan adamın olabildiğince cüretkâr bir şekilde aralarında duran paketten birer birer kurabiye aldığını gördü, ne kadar görmezden gelse de. Bir taraftan kitabını okuyup, bir taraftan kurabiyesini yerken, gözü saatteydi, kurabiye hırsızı yavaş yavaş tüketirken kurabiyelerini. Kulağı saatin tik taklarındaydı ama yine de engelleyemiyordu tik taklar sinirlenmesini. Düşünüyordu kendi kendine, kibar bir insan olmasaydım, morartırdım şu adamın gözlerini! Her kurabiyeye uzandığında, adam da uzatıyordu elini. Sonunda pakette tek bir kurabiye kalınca, bakalım şimdi ne yapacak? dedi kendi kendine. Adam, yüzünde asabi bir gülümsemeyle uzandı son kurabiyeye ve böldü kurabiyeyi ikiye. Yarısını kurabiyenin atarken ağzına, verdi diğer yarıyı kadına. Kadın kapar gibi aldı kurabiyeyi adamın elinden ve Aman Tanrım, ne cüretkâr ve ne kaba bir adam, üstelik bir teşekkür bile etmiyor! Anımsamıyordu bu kadar sinirlendiğini hayatında, uçağının kalkacağı anons edilince bir iç çekti rahatlamayla. Topladı eşyalarını ve yürüdü çıkış kapısına, dönüp bakmadı bile kurabiye hırsızına. Uçağa bindi ve oturdu rahat koltuğuna, sonra uzandı, bitmek üzere olan kitabına. Çantasına elini uzatınca, gözleri açıldı şaşkınlıkla. Duruyordu gözlerinin önünde bir paket kurabiye! Çaresizlik içinde inledi, bunlar benim kurabiyelerimse eğer; ötekiler de onundu ve paylaştı benimle her bir kurabiyesini! Özür dilemek için çok geç kaldığını anladı üzüntüyle, Kaba ve cüretkâr olan, kurabiye hırsızı kendisiydi işte. |
||
|
||
| Moses Mendelssohn hiç yakışıklı bir adam değildi. Çok kısa boyunun olmasının yanı sıra, çok garip bir de kamburu vardı. Moses Mendelssohn, günün birinde Hamburg da yaşayan bir işadamını ziyarete gitti. İşadamının, Frumtje adında çok güzel bir kızı vardı. Moses, bu güzel kıza umutsuz bir aşkla tutuldu. Fakat güzel kız onun çirkin görüntüsünden ürkmüştü. O nedenle, değil onun sevgisine karşılık vermek, yüzüne bile bakmak istemiyordu. Ayrılma zamanı geldiğinde Moses, güzel kızın üst kattaki odasına çıktı ve tüm cesaretini toplayarak onunla son kez konuşma girişiminde bulundu. Kızın güzelliği öylesine olağanüstüydü ki, bir an için onun cennetten geldiğini bile düşündü. Fakat kızın, başını kaldırıp da yüzüne bakmamaktaki direnci, Moses i çok üzdü. Güçlükle başarabildiği konuşması sırasında çirkin aşık, bu güzel kıza bir soru sordu: "Evliliklerin kutsal bir özelliği olduğuna inanır mısınız?" dedi. "Elbette" diyerek yanıtladı güzel kız ve gözlerini yine kaldırmayıp Moses in yüzüne yine bakmadan, kendi de ona bir soru sordu: "Peki ya siz?"dedi."Siz inanır mısınız buna?" Moses bir an bile duraksamadı: "Evet,ben de inanırım" dedi ve ekledi: "Biliyor musunuz? Her erkek çocuğu doğduğunda Tanrı,onun evleneceği kızı belirlermiş. Benim doğumumda da,benim evleneceğim kız belirlenmiş ve bana Senin karın kambur olacak demiş.O zaman ben bir istekte bulunmuşum Tanrı dan. Tanrım, kambur bir kadın bir trajedi olur. Lütfen onun kamburluğunu bana ver ve onu güzel bir kadın yap demişim." Moses in bu sözlerinden sonra Frumtje gözlerini yerden kaldırdı, onun gözlerinin içine baktı ve elini uzatIp, Moses in elini tuttu.Ve daha sonra da onun, sevgili eşi oldu. Bu anlatılanlar bir "peri masalı" değil, ünlü Alman besteci Mendelssohn un büyükbabası ile büyükannesinin evlenmelerinin öyküsüdür. |
||
|
||
| 1.si Güzelde 2.si Biraz Ters BAna Ama Hayata Yön Verdiği Kesin 1.cisindeki Umut Meselesi Çok Güzel... | ||
|
||
| beş önemli ders '' Birinci önemli ders..." Size hizmet edenleri hep hatırlayın.. Bir pastanın uc otuz paraya satıldığı günlerde 10 yaşında bir çocuk pastaneye girdi. Garson kız hemen koştu.. Çocuk sordu: "Cukulatali pasta kaç para?.." "50 cent!.." Çocuk cebinden çıkardığı bozukları saydı. Bir daha sordu: "Peki dondurma ne kadar.." "35 cent" dedi garson kız sabırsızlıkla.. Dükkanda yığınla müşteri vardı ve kız hepsine tek başına koşuşturuyordu. Bu çocukla daha ne kadar vakit geçirebilirdi ki.. Çocuk parasını bir daha saydı ve "Bir dondurma alabilir miyim lütfen" dedi. Kız dondurmayı getirdi. Fişi tabağın kenarına koydu ve öteki masaya koştu. Çocuk dondurmasını bitirdi. Fişi kasaya ödedi. Garson kız masayı temizlemek üzere geldiğinde, gözleri doldu birden. Masayı sanki akan yaslar temizleyecekti. Bos dondurma tabağının yanında çocuğun bıraktığı 15 centlik bahşiş duruyordu.. İkinci önemli ders.. Onemli olan vermektir.. Yillar once hastanede calisirken, agir hasta bir kiz getirdiler. Tek yasam sansi bes yasindaki kardesinden acil kan nakli idi. Kucuk oglan ayni hastaliktan mucizevi sekilde kurtulmus ve kaninda o hastaligin mikroplarini yok eden bagisiklik olusmustu. Doktor durumu bes yasindaki oglana anlatti ve ablasina kan verip vermeyecegini sordu. Kucuk cocuk bir an duraksadi. Sonra derin bir nefes aldi ve "Eger kurtulacaksa, veririm kanimi" dedi. Kan nakli ilerlerken, ablasinin gozlerinin icine bakiyor ve gulumsuyor-du. Kizin yanaklarina yeniden renk gelmeye baslamisti, ama kucuk cocugun yuzu de giderek soluyordu.. Gulumsemesi de yok oldu. Titreyen bir sesle doktora sordu: "Hemen mi olecegim?.." Kucuk doktoru yanlis anlamis, ablasina vucudundaki butun kani verip, olecegini sanmisti. Üçüncü önemli ders.. Yağmurda otostop!.. Bir gece vakit gece yarısına doğru Alabama otoyolunun kenarında duran bir zenci kadın gördüm. Bardaktan boşanırca yağan yağmura rağmen, bozulan arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye çalışıyordu. Gecen her arabaya el sallıyordu. Yanında durdum. 60 li yıllarda bir beyazın bir zenciye hem de Alabama da yardıma kalkışması pek olağan şeylerden değildi. Onu kente kadar götürdüm. Bir taksi durağına bıraktım. Ayrılırken ille de adresimi istedi. Verdim. Bir hafta sonra kapım calindi. Muazzam bir konsol televizyon indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi, armağanda.. "Gecen gece otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim. O korkunç yağmur sadece elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti. Kendime güvenimi yitirmek üzereydim, siz çıka geldiniz. Sizin sayenizde ölmekte olan kocamın yatağının bas ucuna zamanında ulaşmayı başardım. Biraz sonra son nefesini verdi. Tanrı bana yardim eden sizi ve başkalarına karşılık beklemeksizin yardim eden herkesi kutsasın!.. En iyi dileklerimle, Bayan Nat King Cole." Dördüncü önemli ders.. Yolumuzdaki engeller.. Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmus, kendisi de pencereye oturmustu. Bakalim neler olacakti?. Ulkenin en zengin tuccarlari, en guclu kervancilari, saray gorevlileri birer birer geldiler, sabahtan oglene kadar. Hepsi kayanin etrafindan dolasip saraya girdiler. Pek cogu krali yuksek sesle elestirdi. Halkindan bu kadar vergi aliyor, ama yollari temiz tutamiyordu. Sonunda bir koylu cikageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu. Sirtindaki kufeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarildi ve ikina sikina itmeye basladi. Sonunda kan ter icinde kaldi ama, kayayi da yolun kenarina cekti. Tam kufesini yeniden sirtina almak uzereydi ki, kayanin eski yerinde bir kesenin durdugunu gordu Acti. Kese altin doluydu. Bir de kralin notu vardi icinde.. "Bu altinlar kayayi yoldan ceken kisiye aittir" diyordu kral. Koylu, bugun dahi pek cogumuzun farkinda olmadigi bir ders almisti. "Her engel, yasam kosullarinizi daha iyilestirecek bir firsattir.. Beşinci önemli ders... Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun en iyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada çakıldım kaldım. Son soru şöyleydi: "Her gün okulu temizleyen hademe kadının ilk adi nedir?.." Bu herhalde bir çeşit saka olmalıydı. Kadını yerleri silerken hemen her gün görüyordum. Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı. 50 lerinde falan olmalıydı. Ama adini nerden bilecektim ki!.. Son soruyu yanıtsız bırakıp kağıdı teslim ettim. Sure biterken bir öğrenci, son sorunun test sonuçlarına dahil olup olmadığını sordu. "Tabii dahil" dedi, hocamız.. "İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi birbirinden farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hakkeden insanlar bunlar. Onlara sadece gülümsemeniz ve`Merhaba demeniz gerekse bile.." Bu dersi hayatim boyunca unutmadım. O hademenin adini da.. Dorothy idi.'' |
||
|
||
| Şirketin insan kaynakları yöneticisi, iş başvurusuna gelen adaylara bir soru sormuş; “Sorunun doğru cevabı yok, vereceğiniz cevap sizi tanımamızda etkili olacak. Karanlık, yağmurlu bir gece, yağmur yağıyor, fırtına var, gök gürlüyor ve siz sabaha karşı iki sularında yalnız ve ıssız bir yolda araba kullanıyorsunuz. Araba iki kişilik. Biraz ilerde otobüs durağında üç kişi bekliyor. Birincisi doktor, daha önce hayatınızı kurtarmış. İkinci kişi, çok yaşlı ve hasta. Soğuktan ölmek üzere. Üçüncüsü, aşık olduğunuz ve bugüne kadar söyleme fırsatı bulamadığınız kişi. Hava gittikçe kötüleşiyor ve arabanızda sadece bir kişiye yer var. Böyle bir durumda ne yapardınız?” Görüşmecilerden bazılarının cevapları tahmin edebileceğiniz gibi şöyle: A. Hasta adamı en yakın hastaneye götürürdüm. B. Doktor daha önce hayatımı kurtardığına göre onu alırdım. C. Hasta adam tabi ki önemli ama, kendi geleceğim ve hayatım için, aşık olduğum kişiyi alırdım. Yine de cevap verenlerin yüzde 90 ı yaşlı adamı alacağını söylemiş. Ancak sadece bir kişi işe alınmış. Alınan kişinin cevabi şu; “Arabadan inip anahtarı doktora veririm, doktor benim hayatımı kurtardığı gibi yaşlı adamı da hastaneye yetiştirip iyileştirebilir, böylece ben de hayatımın aşkıyla otobüs durağında baş başa kalırım, üzerimdeki montu ve şemsiyemi ona verir, sonra da aşkımı ilan ederdim!” |
||
|
||
| Hepside Acaip Güzeller Ama Şu Fısıltı Biraz Ters.. | ||
|
||
Hepside Acaip Güzeller Ama Şu Fısıltı Biraz Ters.. nesinin ters olduğunu haala anlamış değilim..orda anlatılmak istenen Tanrı bize yanımızda olduğunu apaçık belli etmez,o hep yanımızdadır,her ihtiyacımız olduğunda..yeter ki verdiği güzellikleri görebilelim..bunun nesi ters?? |
||
|
||
| 1.si çok anlamlı ve bana uygun oldugunu düşünüyorum çok güzel açıklamış | ||
|
||
çok güzeLLer özeLLikLe de "fısıLtı" bir tane de ben ekLeyeyim. böyLe "kıssa'dan hisse" Lere hep merakım oLmuştur..Mevlana Şam’da bulunan Şems adında birinin anlattıklarını duyar çok etkilenir.Zamanla her duyduğu onun daha da meraklanmasını sağlar ve bir gün onu daha yakından görmek için ziyaret etmeye karar verir.ve Şam'a doğru yola çıkar oğullarıyla beraber.ve bir süre sonra Şam'a varır.Şems Mevlana’nın onu ziyaret etmek için yolda olduğunu öğrenmiştir ve sabırsızlıkla beklemeye başlar. Mevlana vardığında Şems'in onu yolda beklediğini görür ve her ikisi de çok mutlu ,günlerce muhabbet ederler .hatta bazen konuşmadan bakışırlar.öyle ki Mevlana’nın oğulları bir ara bu durumdan rahatsız olurlar.muhabbetleri iki aşığı günden güne daha da birbirlerine bağlar.Mutludurlar.Aradan zaman geçer ve Mevlana Şems'e artık Konya’ya dönmesi gerektiğini ,bekleyenleri olduğunu söyler.İkisi de bu durumdan çok üzüntü duyarlar. Mevlana Konya’ya geri döner.günler geçtikçe 2 aşık hasretle yanıp tutuşur ve Şems dayanamayıp yanına 2 kişi alarak Konya’ya Mevlana’yı ziyarete gitmeye karar verir.Şems bir an önce Konya’ya varmak için durmadan yürümektedir.Yanındakilerse yorgunluktan bitap düşer.Mevlana Şems’in geliyor olduğunu hisseder ve kapının arkasında ,eşikte beklemeye başlar.Bir süre sonra Şems Mevlana’nın evini bulur.Kapıya gelir Mevlana : Kim o? Şems : Benim Şems. Şems bir süre bekler ama kapı açılmaz. Şems bir daha kapıyı çalar. Mevlana : Kim o? Şems : Benim Mevlana yine kapıyı açmaz.Şems bu durum karşısında üzülür.Yanındakiler de Şems'e "bak senin gönülden bağlı olduğun adam sana kapıyı açmıyor.daha durulmaz burada" diyerek şems i geri dönmeye ikna ederler.Şems'in dünyası yıkılmıştır.O kadar muhabbet ettiği ve aşkı gördüğü adam ona nasıl böyle bir şey yapmıştır.Evden dışarı çıkmaz ve yemek yiyemez hale gelmiştir.Sürekli düşünür ve işin içinden çıkamaz.Ve bir gün Şems yine bu şekilde düşünürken bir anda göz bebekleri büyür ve apar topar evden çıkıp yine yollara düşer.Çok sevinçlidir.Tekrar Mevlana’nın yanına gider.Uzun bir yolculuktan sonra Mevlana’nın kapısına gelir.Mevlana yine Şems'in geliyor olduğunu hisseder ve kapı eşiğinde beklemeye başlar. Şems kapıya varır. kapıyı çalar. Mevlana : Kim o? Şems : SENSİN ve Mevlana kapıyı açar. bu hikayeyi deniz yıLmaz anLatmıştı. ona da tarkan gözübüyük anLatmış
|
||
|
||
| çoğunu okumuştum ama yeniden okumak bile harikaydı çok teşekkürler....... umut öyküleri muhteşem |
||
|
||
| ** Bir felsefe hocası sene sonunda bir kurtarma yazılısı yapar ve tek bir soru sorar. Bütün sınıfın karşısında oturduğu sandalyeden kalkar ve sandalyeyi kürsünün üstüne koyar. Sonra da der ki: - Bana bu sandalyenin burada olmadığını, var olmadığını kanıtlayacak bir şeyler söyleyin. Bunun üzerine bütün öğrenciler başlarlar bir saat yazmaya. Herkes dolu dolu kağıtlar verirken bir öğrenci tek bir cümle yazar, bunu hocaya verir ve çıkar. Ertesi gün sonuçlar açıklandığında bütün sınıf kalmıştır. Sadece o çocuk tam notla geçmiştir. Çocuğun tezi ise: "hangi sandalye hocam?" dır. ** Yine okul bitirme sınavı. Hoca tek soru sorar. ‘Risk nedir?’ diye. Herkes saatlerce uğraşır. Çizerek, ederek riski anlatmaya çalışırlar. Bir çocuk 2 dakika sonra kağıdı verir çıkar. Herkes şaşırır ve yine ne hikmetse bir tek o çocuk geçer sınavı. Çocuğun kağıdı bomboştur ve üzerinde "risk budur" yazmaktadır. |
||
|
||
| üniv. hoca sınavda tek bir soru sorar: risk nedir? herkes uğraşırken bir öğrenci hemen kağıdını verir ve o sınavdan sadece o öğrenci geçer. kağıdı boştur en altta ise; "işte risk budur" yazar. aynı hoca yine sınav yapar soru aynıdır: risk nedir. geçen öğrenci yine aynı şekilde kağıdına yazarak sınavdan çıkar sonunda ise sıfır almıştır. hocaya gider ve aynı soruya aynı cevabında ilkinde 100; ikincisinde ise 0 aldığını ve bu sonuçtan hiçbir şey anlamadığını söyler hocanın ise cevabı kesindir: aynı şartlar altında aynı riski almak aptallıktır. |
||