|
||
| Geçtiğimiz ekim ayında davranış genetiği uzmanı Dean Hamer tarafından yayınlanan ‘The God Gene’ kitabı ülkemizde sadece bilim çevrelerinde değil, toplumun her kesiminde büyük yankı uyandırdı. Amerika’da Time dergisine kapak yapılarak bir anda popüler olan bu kitap oldukça ilginç bir iddiada bulunuyor ‘Allah’a inanç geni’nin keşfi! Arada bir şu veya bu hastalığın geninin bulunma haberlerini günlük gazetelerden bile takip ederken, şimdi de inanç geninin bulunduğu iddiası sayfaları dolduruyor. GENETİK BİLİMİ DNA’nın yapısının keşfinden sonra baş döndürücü bir hızla, ilerleyen teknolojiyle birlikte gelişiyor. ‘İnsan Genom Projesi’ ile her bir hücremizde bulunan genetik programımızı anlamaya doğru adımların atılması, bu DNA dizisinden elde edilen bilgilerin sadece hastalık tedavisinde kullanılabilmeyi değil, aynı zamanda ‘insan denen muamma’nın davranışlarını da açıklamakta kullanılmaya çalışılıyor. Dean Hamer kitabında kendisi de dahil çoğu bilim adamının materyalist olduğunu vurgularken, davranış, inanç ve ruhi yapımızın genlerimizde programlı olması gerektiğine inanıyor. Çünkü ona göre beyin elektrokimyasal sinyallerle çalışan ve insan düşüncesini yöneten ve etkileyen tek varlık. Hamer gibi materyalist görüş sahiplerince düşünce, hayal, inanış, sevinç, hüzün, ve bunlar gibi bütün latif duygularımız, beyindeki nöron ağlarının aralarındaki ilişkiler ve biyokimyasal etkileşimlere indirgeniyor. Ruh tamamen sahne dışı. Her ne kadar inanç genini bulmaya çalışırken ölçmeye çalıştıkları ‘spiritulite’yi ruhaniyat veya maneviyat olarak dilimize çevirmeye çalıştığımızda ‘ruh’ kelimesiyle karşılaşıyorsak da ‘ruh’ bu çalışmadan tabi ki materyalist düşüncede yeri olmadığından tamamen uzakta. Spiritualitenin genetik izlerini bulmak kolay değil. Hamer’in de belirttiği gibi saç rengi veya göz rengi gibi nesilden nesile görünür bir şekilde geçmiyor. Spiritualiteyi ölçmek zor; çünkü duygular, inançlar ve deneyimler sonucu ortaya çıkan bir spiritualite nasıl ölçülebilir. Hamer, spiritualiteyi ölçmek amacıyla Robert Cloninger tarafından geliştirilen ‘kendini aşma/self-transdence’ denilen istatistiksel metodu kullandı. Bu ölçütte dindarlık ile spiritualite mümkün olduğunca birbirinden ayrılmaya çalışılıyor. Çünkü kişiler bir dine mensup, ya da dindar olmasalar da; bir yaratıcıya, ya da yüce güce inanıyor olabilirler, bu da spiritualite notlarının yüksek olması demektir. Yani ‘kendini aşma’ belli bir inanışa sahip olma, ibadet veya duanın sıklığı ile ilişkili değil. Onun yerine ruhani inanışın özünü, kişinin kainata bakış açısı ve kainat içinde kendi yerini bulması ile ilişkili. Kitabın ikinci bölümünde spiritualitenin kalıtsal olduğu ikizler üzerinde yapılan deneylerle ispat edilmeye çalışılıyor. Başka araştırmacıların çalışmalarına da yer verilen bu bölümde her ne kadar yetiştirilme şartlarının ve çevrenin spiritualiteyi etkilediği belirtilse de, Hamer spiritualitenin yüzde 40-50 oranında kalıtsal olduğu çıkarımında bulunuyor. Çalışmada ‘kendini aşma/self-transdence’ anketi ile spiritualite seviyeleri ölçülen deneklerin daha sonra DNA örnekleri incelenerek karşılaştırma yapılmış. Yaklaşık 30-35 bin kadar genden oluşan DNA dizisindeki bütün genlerin tek tek okunup 1000 kişinin DNA’larının bu şekilde karşılaştırılması şimdiki teknoloji ile mümkün olmadığından, testlerde kullanılmak üzere bir öneleme yapılması gerek. Beyindeki dopamin ve serotonin gibi monoaminlerin miktarının kişinin bilinç, algılama ve hafıza gibi duyularını etkilediği düşünülüyor. Hamer bu veriden yola çıkarak beyindeki monoamin sinyallerini etkileyen 9 geni araştırmaları için seçti. Yani muhtemel 30-35 bin gen içinden sadece 9 tanesi deneylerde kullanıldı. Çalışmalarında kullandığı 8 gen ile spiritualite arasında bir ilişki bulamayıp ümitsizliğe düşmüşken bir konferansta tanıştığı George Uhl’dan VMAT 2 (The Vescular Monoamine Transporter 2) geninin varlığını öğrendi. Değişik monoaminleri bir zar içinde paketleyerek depolanmasını ve taşınmasını sağlayan bu gen Hamer’in hemen ilgisini çekti. VMAT2 geninin değişik versiyonları var. Bir veya birkaç bazın farklı olduğu versiyonlardan Hamer sadece bir bazın farklı olduğu iki VMAT2 genini seçti. Seçilen VMAT2 geninin DNA dizisi içinde aynı yerde birinde sitozin (C), diğerinde adenin (A) bulunuyor. 1001 denekten alınan DNA örnekleri incelendiğinde VMAT 2 geninin bir versiyonu ile ‘kendini aşma’ testi sonuçlarının birbiriyle orantılı olduğu istatistiksel olarak bulundu. VMAT2 geninin sitozin versiyonunu taşıyan kişiler ‘kendini aşma’ testinden diğer kişilere nazaran biraz daha yüksek puan almışlardı, yani spiritualite skorları yüksekti. Bu sonuçtan yola çıkarak Hamer VMAT2 geninin sitozin versiyonunu ‘The God Gene’ olarak tanımlıyor. Tabi sonra da inanç gibi kompleks bir oluşumun varlığını sadece bir genin varlığına bağlayamayacağımızı eklemeden yapamıyor. Her ne kadar kitabının başlığındaki The God Gene sadece bir inanç geni varmış gibi bir çağrışımda bulunduruyorsa da, yazar en az 50 kadar daha inanç geninin var olabileceğinden bahsediyor. Hamer’in bu çalışması henüz bilimsel bir dergide yayınlanmadı, yaptığı deneyler ise bir başkası tarafından tekrarlanıp test edilmedi. Bulduğu istatistiksel sonuçlar ise yeterince güçlü değil. Bu aşamada VMAT2 geninden inanç geni olarak bahsetmek çok erken. Davranış genetiğinin doğmasında materyalist bakış açısı var, yani insanoğlundaki her türlü davranış veya eğilimlerin tamamen maddede, genetikte aranması. Ancak yetiştirilme şartları ve çevrenin, kişinin davranış ve eğilimlerindeki büyük etkisi; hangi karakterlerin genetikten, hangilerinin çevreden geldiğini anlamayı zorlaştırmakta. Daha çok yeni bir bilim dalı olan davranış genetiğinin şimdiye kadar fazla bir başarısı olamadı malesef. Mesela Dean Hamer’in bir önceki çalışmasında eşcinsellikle genetik arasında bir ilişki bulunamadı ve başarısızlıkla sonuçlandı. Yine Hamer sigara tiryakiliği ile genetik arasındaki ilişkiyi araştırırken deneklerden aldığı anket sonuçları ve DNA örneklerini kullanarak The God Gene teorisini üretmiştir. İnsan maddeden ibaret bir varlık değil. En başta hayat sahibi olmak maddesel bedene sahip olmaktan çok daha farklı bir olgu. Tamamen cansız atomlardan yaratılmış olan bir hücreciğin nasıl olup da canlı, hayat sahibi olduğu bilimsel olarak açıklanamamış bir olgudur. Hücreciklerde her saniye meydana gelen muhteşem, aklımızın alamayacağı kadar karmaşık kimyasal işlevler sadece atomların eseri değildir. ‘Hayat’ tek kelimeyle bir mucizedir ve ruhun ışığıdır. Beynimizde meydana gelen kimyasal oluşumlar ve sinyaller bizim ruhî durumumuzla ilişkilidir. Kısacası inanç da dahil davranışları sadece genetik ile açıklamaya çalışmak hiç gerçekçi değildir. --------------------------------------------------------------------------------------------- ‘İNANÇ GENİ’ İLE İLGİLİ BAZI GÖRÜŞLER “TEK BİR GEN İÇİN BÖYLE BİR ŞEY SÖYLENEMEZ!” İnsan vücudunda 35 bin gen bulunuyor. Bu yüzden herhangi bir konudan tek genin sorumlu olduğunu söylemek yanlış olur. Buna “inanç geni” de dahil... İnsanın soyut kavramlar üzerinde düşünceler oluşturmasında belki de yüzlerce gen etkili oluyordur. — Dr. John Burn, Newcastle Üniversitesi genetik Ensitütüsü Başkanı “TANRIYI KÜÇÜMSEMEK ANLAMINA GELİR!” “İnanç geni” iddiası, teolojik düşüncelerimle kesinlikle uyuşmuyor. Bilim bir konuya "neden-sonuç" ilişkisi prensibiyle yaklaşır. Oysa ki, din ve inanç kimi zaman açıklanamayan çok derin ve geniş kavramlardır. İnanç kavramını kolayca, genetik evrim teorisinin bir parçasına indirgeyemezsiniz. inancın sadece genler tarafından belirlendiğini söylemek, Tanrı'yı küçümsemek anlamına gelir. — Prof. Neil Gillman, New York Yahudi Din Okulu “BİR ÇOK DAVRANIŞ GENİ VAR!” Bu araştırmayı yapan grup davranış bozukluklarını inceliyor. Hamer, Amerika'nın en prestijli araştırmacılarından. Ama bu çalışmayı okuma şansım olmadı. Time'in yazıyı nasıl değerlendirdiği net değil. Davranış da genetikten etkilenen bir modeldir. Davranış geni vardır. Din de bir davranış ve inanış biçimidir. Ancak inanç geni vardır denilemez. Davranış genetiği, genetiğin en bilinmeyeni. Sadece dindarlık değil bir çok davranış geni var. — Prof. Dr. Ajlan Tükün, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi genetik Anabilim Dalı Başkanı “İnanç geninin” bulunduğuna yönelik açıklama gerçekten çok heyecan verici. Ancak bir konuya dikkat etmek gerekiyor. Çünkü bu durum birtakım yargı hatalarına yol açabilir. genler sadece inanç duygusunun oluşmasındaki etkenlerden biridir... Ancak dini bilgisi olmayan bir kişi bunu 'inanç genetikmiş' olarak yorumlar. — Prof. Paul Davies, Macguarie Üniversitesi Felsefe Uzmanı |
||
|
||
işte insanın birşeylere inanma ihtiyacının nedeni???
|
||
|
||
| 1-)ihtiyaçlarından dolayı 2-)içinden geldiği için 3-)zorunlu olduğu için (toplumsal baskılar) |
||
|
||
| Sadece çaresiz kaldığında inanma ihtyacı duyan insanlar var.Ya da böyle durumlarda inanmayı reddedenler var.(Tabii inanmaktan sadece Tanrı 'ya inanmak kastediliyorsa) Ama bence insan Tanrı'ya inanmadan da yaşayabilir.İnanmak, güçsüzlüktür... İnsan inandığı şeyi Tanrılaştırır! |
||
|
||
| inanmak için o kadar çok şey varki bana göre.. insan kör değilse gördüklerine anlamlar yükleyebilecek zekası, aklı varsa hiç birşeyin boşu boşuna olmadığını anlayabilir ve inanır... | ||
|
||
| ben sadece doğru olduğunu bildiğime inanırım ama senin inanmaktan kastın bi yaratana inanmaksa bunun cevabı insanın yaradılışıyla ilgili kendine sorduğu sorulardan kaynaklanıyo bence |
||
|
||
| inanmak insanın doğasında vardır..başka açıklama bulamıyorum.. | ||
|
||
Sadece çaresiz kaldığında inanma ihtyacı duyan insanlar var.Ya da böyle durumlarda inanmayı reddedenler var.(Tabii inanmaktan sadece Tanrı 'ya inanmak kastediliyorsa) Ama bence insan Tanrı'ya inanmadan da yaşayabilir.İnanmak, güçsüzlüktür... İnsan inandığı şeyi Tanrılaştırır! sanki beynimi okumuşsun
|
||
|
||
koskoca evrende insan kendini birşeye ait olmak zorunda hisseder.bir açıdan acizliğimizin bir getirisidir
|
||
|
||
| İnsanlar yaşamları boyunca bir takım durumlarla karşılaşır..bunların bazıları olumlu bazıları ise olumsuzdur, şayet bir insan içinden çıkamadığı bir durum olduğu zaman kendisinden daha güçlü ve yüce bir varlığa sığınma ve ona "inanma" ihtiyacı duyar. Bu korktuğu. çaresiz kaldığı, kaza geçirdiği, bir yakının öldüğü hata en basitinden kendisine göre değerli bir eşyasını kaybettiği zaman bile, Bir varlığa inanma ihtiyacı su yüzüne çıkar. Hatta içki ve uyuşturucu bağımlılıkları, Kişilerin bir şeye inanmadığı için ortaya çıkar, Çünkü kişi içki ve uyuşturucu vb.. gibi kötü alışkanlıkları daha çok olumusz durumlarda Başından geçenleri unutmak için veya kendisini yapay bir şekilde tatmin etmek için kullanılır. Bağımlılıkların başka unsurları da olabilir, ancak ben temel sebebini buna bağlıyorum.. | ||
|
||
| inançsızlık yoktur asla.. inkar etme vardır.. insan bi şeye inanmadan yaşayamaz çünkü böyle yaratılmıştır.. |
||
|
||
| insanlar daha kutsal kitaplar gelmeden neye inanacaklarını bilmiyordu(yada ben yanlış biliyorum) ama o zamanlar insanlarda inanç yoktu sadece yaşıyorlardı... | ||
|
||
| "kutsal kitaplardan önce din yoktu kimse bir şeye inanmıyordu" demek yanlış olur.insanlar aya,güneşe,yıldızlara,ateşe,hatta helvadan yaptıkları putlara vs. vs. bunları çoğaltabiliriz inanmışlardır.hatta benim bildiğim bir kaç yüz bin din olduğu.tabi hepsi batıl dinler neyse bu konumuz değil.insanlar yani illaki bir şeylere inanmışlardır doğru ya da yanlış.bir de bu inanmak kelimesine öcü gibi baklıyor gördüğüm kadarıyla.hiç birşeye inanmadığını söyleyen insanlarda inanmamaya inanıyor yani inanmıyorum o kelime acizliktir falan bana absürd geldi bu nedenle. | ||
|
||
inanç,bir binanın temeli gibidir,baştan sağma yapılmış ise ufak bir sarsıntıda dahi depremi yaşarız ,ne kadar sağlam yapılmış ise o kadar sağlam adımlar atarız...
|
||
|
||
| insanın yaşayabilmesi için birşeye mutlaka inanması lazım. bir varlığa inanması ona güvenmesi korktuğunda ona sığınabilecek bir tanrısı olması lazım. eğer bunlar yoksa insan kendini boşlukta hisseder. bir şeye inanmayan insan yaşamaz sadece nefes alıp verir. insan kendisinin nasıl yaratıldığını merak eder.. yaşadığı dünyanın diğer şeylerin nasıl varoldğunu merak eder.. bunların hepsi de bir yaratıcı olduğuna inandırır insanı. insan ancak bir yaradana inanırsa kendini güvende hisseder. | ||