Onno Tunç’a“saygısızlık” albümü
Dünyada da Türkiye’de de “tribute” , yani bir sanatçıya saygı albümü doldurmak riskli bir iş. Büyük isimler kendilerini bir tür koruma içgüdüsüyle ses getiren bütün “tribute”lerde sanatçının az bilinen şarkılarını seçerler. Çok bilinen şarkıyı, sanatçıyla özdeş bir parçayı yorumlamak iyi sonuçlar doğurmayabilir. Orijinaliyle kıyaslanır, onunla ölçülür biçilir. İyi isimler de fazla popüler olmuş şarkıları yeniden yorumlamayı tercih etmezler zaten. Böyle bir şey olacaksa da alırlar, bambaşka bir hale getirirler.
Türkiye’de de çeşitli “tribute” denemeleri oldu. “Bülent Ortaçgil için Söylenmiş Bülent Ortaçgil Şarkıları” dünya çapında bir başarıydı doğrusu; çok iyi bir besteci, çok tartışmalı bir yorumcunun şarkılarını alıp harika hale getirmişlerdi. Mirkelam, Teoman, Sezen Aksu, hele de Şebnem Ferah’ın “Değirmenler” yorumu. Dinle dinle, alıp başka yerlere götürsün seni.
Başka “tribute” denemeleri de oldu; mesela Barış Manço için yapılan gerçek bir felaketti. Nilüfer’den Mahsun Kırmızıgül’e gerçek bir aşureydi. Ali Kocatepe’ninki kendi emekleriyle, kendi kontrolünde hazırlandı, farkı hissedildi.
Dünyada da pek çok tribute örneği var, bunların bir kısmı iyi, bir kısmı kötü. Şüphesiz en meşhuru ve bu işin başlangıcı Elton John-Bernie Taupin ikilisine saygı duruşu niteliğindeki “Two Rooms”tu. Radiohead’den John Lennon’a George Gershwin’e kadar pek çok isme de benzer çalışmalar yapıldı, o kadar ses getirmedi. İki tane de Leonard Cohen albümü hazırlandı, nispeten daha başarılı, kuvvetliydi.
Bugünlerde bir John Lennon “tribute”ü daha var piyasada: Darfur’daki soykırım için Uluslararası Af Örgütü destekli bir projede R.E.M.’den Green Day’e dünya starları şov yapıyorlar bu albümde. Green Day “Working Class Hero”yu çok güzel söylemiş...
Bizde ise Onno Tunç albümü gündemde. Ama bu dünyadaki örneklerine göre çok zayıf kalmış. Hatta Bülent Ortaçgil albümünün yanına bile yaklaşamıyor; daha fazla star var içinde ama bir profesyonellik, bir projeyi anlama eksikliği de göze çarpıyor.
Şarkılar günümüz teknolojisi ve yorum teknikleriyle modernize olabilecekken, çıktıkları dönemden daha da eski geliyor kulağa. Entelektüel çalışmalarda bir kriter var gerçi: İçinde Elif Şafak’ın olduğu hiçbir şey ciddiye alınamaz. Aynı şey, müzik dünyasına “İçinde Sertab Erener olan hiçbir şey ciddiye alınamaz” diye uyarlanabilir.
Ama asıl problem Onno Tunç’un bütün iyi şarkılarının geçmişte Sezen Aksu tarafından seslendirilmiş, bu toplumda fazlasıyla onun sesiyle yer etmiş oluşu. Bir anlamda hayatımızın soundtrack’i gibi o dönem. Bir başkasından duyunca yadırganıyor.
Bu bakımdan, Onno Tunç’un az bilinen bir şarkısını da bulmak güç. Otomatikman insanın aklına Sezen Aksu yorumu geliyor. Bir de şu var; bu şarkılar hiç unutulmadı, modası geçmedi. Aksine kuşaktan kuşağa aktarıldı, hâlâ ezbere biliniyor. “Hey Seni Yerler” ve “Kuş Uçtu Uçacak Ahmet” döneminde bocalayan Sezen Aksu’nun da daimi sigortası oldu bu şarkılar. Konserlerde bu bölüme başladığında hâlâ herkes nefesini tutar.
Biraz da nostaljik bir taddan dolayı: 80’lerle ilgili masum, ama abartılı hissiyatları çağrıştırıyor bu şarkılar. Bugün sürprizler o kadar şaşırtıcı değil, duygular öylesi yaralayıcı değil sanki. “Sen ağlama, dayanamam” değil de günümüzün hissiyat motto’ları, “Ben ağlamayayım, yeter” galiba. Hiçbir şey o günlerdeki gibi algılanmıyor artık.
Bir anlamda bu 80’ler film müziğine el atmak cüret anlamına da geliyor. Onno Tunç’a saygı göstermek isteyenlerin bunu göz önünde bulundurup, emeklerinin azamisini sergilemelerini zorunlu kılıyor bu gerçek. Maalesef Şebnem Ferah’tan Ceza’ya, Nilüfer’e kadar müzikal felaketlerle dolu bir albüm çıkmış karşımıza. Hiçbiri ne kendi ismine yakışacak şekilde yorumlamışlar şarkıyı, ne de Onno Tunç’a hak ettiği değeri/emeği vermişler. Hele Mor ve Ötesi’nin yine mesaj kaygısıyla seçip yorumladığı “1945”i getirdiği hal nedir öyle; Onno Tunç’un en sevdiği bestesiydi bir de üstelik o...
Topluma marş olmuş şarkıları yeniden yorumlamanın imkansızlığıyla sanatçıların işgüzarlığı arasında sıkışıp kalmış Onno Tunç albümü. Oysa “tribute” sistem ve çaba işidir; Bülent Ortaçgil’in yeniden yorumları bir klasiğe dönüşmüşse profesyonel bir çalışma olduğundandır.
Peki müzik eleştirmenleri bilmezler mi bu albümün kötü olduğunu? Elbette bilirler, ama yazmazlar, yazamalar. Belki de asıl tartışılması gereken albümün neden kötü olduğu değil, eleştirmenlerin neden bunu yazamadığıdır.
Sevgili Naim, elini vicdanına koy söyle, Onno Tunç’un kızının kocasının yönettiği gazetenin eleştirmeni olmasaydın böyle insaflı davranır mıydın bu çalışmaya? Hele hele Teoman’ın “Onyedi” albümünü yerden yere vurduğun bir dünyada!
ORAY EĞİN
|