|
||
| Uçun Kuşlar 'Sevgili oğlum Mehmed Said'e' Uçun kuşlar uçun, doğduğum yere Şimdi dağlarında mor sümbül vardır Ormanlar koynunda bir serin dere Dikenler içinde sarı gül vardır O çay ağır akar, yorgun mu bilmem Mehtabı hasta mı, solgun mu bilmem Yaslı gelin gibi mahzun mu bilmem Yüce dağ başında siyah tül vardır Orda geçti benim güzel günlerim O demleri anıp bugün inlerim Destan-ı ömrümü okur dinlerim İçimde oralı bir bülbül vardır Uçun kuşlar uçun, burda vefa yok Öyle akarsular, öyle hava yok Feryadıma karşı aks-i sada yok Bu yangın yerinde soğuk kül vardır Hey Rıza kederin başından aşkın Bitip tükenmiyor elem-i aşkın Sende derya gibi daima taşkın Daima çalkanır bir gönül vardır Rıza Tevfik Bölükbaşı |
||
|
||
| Aç Gözlerini En sevdiğin elbiseni giydim Bu gece kokunu sürdüm Solgun yüzünü okşadım Sessizce saçlarından öptüm Yazdığın mektupları okudum Kana kana su içer gibi Plaklarını çaldım ah! En çok o şarkıda özledim seni. Issızlık kapıyı çaldı, açmaya korktum gece yarısı Şehir uykuya daldı, baktım dışarıya katran karası Rüzgar telaşla kokunu getirdi bana aldım koynuma Buseni hafızamdan koparıp iliştirdim dudaklarıma Üşüdüm karanlıkta Tenine dokundum hissetsin diye Aç gözlerini Erguvanlarına su verdim İçerken benimle konuştular Yastığını okşadım, kokladım Anılar uçuştular Soluğun saçlarımı yaladı sanki yine bir meltem gibi Teninin kokusu karıştı kokuma Yakıştılar Boğuldum karanlıkta Yanı başımdasın benden çok uzaklarda Ellerimi tut dokun bana Aç gözlerini. Attım kendimi caddelere Yeşil ceketin sardı beni Yürüdüm üstüne karanlığın korkusuz Tuttum ellerini. |
||
|
||
| Acaba Dönelim Döndürsün bizi Kalbin akıp giden bulutlara benzeyen sesi Yağmursuz bir yağmura açılmış kapılardan Ve akılda kalan bir yokuştan Ve yalnız çocuklara özgü o sonsuz sinema koltuklarından Ve çocukluktan Dönelim Dönelim mi biz Gençlikten, oralardan Mutluluğu bir kabuk gibi saran mutsuzluklardan Dönelim mi acıya Acıya, büyük acıya Ve soralım mı acaba Ey büyük yalnızlık insansan eğer Bir kaya Dalgalar yalarken onu O bakarken kaskatı kalabalıklara Ah, kalbin bulut bulut akan sesi. Bütünüyle bir semte benziyor Ruhi Bey Binlerce, on binlerce kedinin hep birden kımıldadığı Kedilerden örülmüş bir semte Ve soğuk bir tuvalde yerini bulamamış renkler gibi Soğuk ve ayakta tutan çelişkileri Bir görünümden bir başka görünüme kolayca sıçranan Her şeyin, ama herşeyin çok dıştan farkedildiği Eh belki de bir satır fazlalığı ya da bir satır eksikliği Belki de genç bir şairden ödünç alınan. Yürüyor mu, yürümeyi mi düşünüyor Ruhi Bey Düşünmesi daha mı sonra koyuluyor yola Nereye gidecek ama, nereye varacak sanki Yoksa bir oyun tadı mı buluyor bunda Oyundan atılmaktan korkmayan bir oyuncu gibi Boşvermiş de sanki oyunun kurallarına Üstelik son bölümde, perdenin kapanmasına Azıcık vakit kalmış Ya da vakit var daha. Ama ne çıkar Gövdenin yazgıya başkaldırması mı Ruhi Beyin Başkaldırması mı yoksa Vaktinden önce anlamanın şaşkınlığı mı Vaktinde anlamanın sevinci mi Ya da biraz geç kalmanın O gereksiz tedirginliği mi Hangisi Ama belli ki sonundayız her şeyin En sonunda. Edip Cansever |
||
|
||
| Acılar Denizi Ben acılar denizinde boğulmuşum İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni Duyarım yosunların benim için ağladıklarını Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse Yılların içimde bıraktıklarını... |
||
|
||
| Bak şu hep köşesinden döndüğüm sokak. Bak şu hep önünde beklediğim durak, Ve Bak şu hep kilidini açtığım kapı, Her sabah karşıma çıkan asık suratlar; Selam vermez, omuz atar geçer giderler. Ve hayat gider yeşil ışığı beklerken... 4, 3, 2, 1, Bıktım be... Bişeyler yapmam lazım İyi bişey yokmu haberlerde İşte bak aynı yüzler ekranda Kısır döngüye girdim prime-time'da Bak hep şu baştan çıkan deli gönlüm Bak şu hep raydan çıkan aşk hayatımız, Hele şu raydan çıkan hızlandırılan tren... Bıktım be... Bişeyler yapmam lazım. bıktım beee |
||
|
||
| Ahmet Altan-Özlemek Birden özleyiveriyorsunuz... Çoktan unuttuğunuzu sandığınız ya da yalnızca bir kere karşılaştığınız ve özlemek için yeteri kadar tanımadığınız birini bir sabah çılgınca özleyerek uyanıyorsunuz. Rüyalarınız, içinizdeki o gizli, esrarını ele vermez büyücü, siz çarşaflarınızın arasında, bütün tehlikelerden uzak, güvenle yattığınızı sandığınız bir anda, usulca ruhunuza sokulup, sizden habersiz oralara yığılmış cephanelikleri birer birer ateşleyiveriyor. İnfilaklarla sarsılarak uyanıyorsunuz. Hayatınızda olmayan birini hayatınıza almak, ona dokunmak, onun sesini duymak için kıvranırken buluveriyorsunuz kendinizi... Özlemek, o yakıcı istek, bilinen herşeyi ve önem sırasını değiştiriveriyor. Özlediğiniz ise çok uzaklarda... Yanında olmasını istediğiniz halde yanınızda olmayan bir tek kişi, yanınıza bile yaklaşmadan, hatta onu özlediğinizden ve onu istediğinizden haberdar bile olmadan, bütün hayatı, bütün görüntüleri eritip başka kılıklara sokuyor... |
||
|
||
| Can Yücel-Her Şey Sende Gizli Yerin seni çektiği kadar ağarsın Kanatların çırpındığı kadar hafif.. Kalbinin attığı kadar canlısın Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç Sevdiklerin kadar iyisin Nefret ettiklerin kadar kötü.. Ne renk olursa olsun kaşın gözün Karşındakinin gördüğüdür rengin.. Yaşadıklarını kâr sayma : Yaşadığın kadar yakınsın sonuna ; Ne kadar yaşarsan yaşa, Sevdiğin kadardir ömrün.. Gülebildiğin kadar mutlusun Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin Sakın bitti sanma her şeyi, sevdiğin kadar sevileceksin Güneşin Doğuşundadır doğanın sana verdiği değer ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın Bir gün yalan söyleyeceksen eğer Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak Kendini yanlız hissettiğin kadar yalnızsın ve güçlü hissettiğin kadar güçlü Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin Iste budur hayat ! Iste budur yaşamak! Bunu hatırladıgın kadar yaşarsın Bunu unuttugunda aldığın her nefes kadar üşürsün ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun Çiçekler sulandığı kadar güzeldir Kuşlar ötebildiği kadar sevimli Bebek ağladığı kadar bebektir ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren SEVDiĞiN KADAR SEViLiRSiN |
||
|
||
| Bir görebilsem yüzünü beklenmedik bir şehirde Ne yaprak düşer sonbaharda inan, ne de yağmur… Ne acı kalır yürekte, ne gözyaşı… Bir değse gözlerin gözlerime Ne hüzün kalır gecemde, ne matem… Ne asiliği kalır denizin, ne hırçınlığı NE ÇOK ÖZLEDİM SENİ AH BİR BİLSEN… |
||
|
||
| ANLADIM…. Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını, kendimi bulduğumda anladım. Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış, Kendi yolumu çizdiğimde anladım… Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil… Bildiklerini bana neden anlatmadığını anladım… Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış, Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım… Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden, Neden hiç ağlamadığını anladım… Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş, Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım… Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş, Çok acıttığında anladım… Fakat, hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını, Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım… Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet, Yüreğini elime koyduğunda anladım… “sana ihtiyacım var gel!” diyebilmekmiş güçlü olmak, Sana “git” dediğimde anladım… Biri sana “git” dediğinde “kalmak istiyorum” diyebilmekmiş sevmek, “Git” dediğinde gittiğimde anladım… Sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan, Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım… Özür dilemek değil, “affet beni” diye haykırmak istemekmiş pişman olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım… Ve gurur kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş, Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış, Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım… Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi, Ben affetmeni ölürcesine istediğimde anladım… Sevgi emekmiş, Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş… CAN YÜCEL |
||
|
||
| LA MİNÖR CIRPINIŞLAR Üzerine Gün doğmamış düşler, Sayıkladığında kırık rüzgar baladlarını Kaç aşk boyudur zaman Bilir misin? “ Sessizliğime saklanıp Dolaşırken kuytularımda Hayat yalınayak bir öpücük, Baharsa düşmekte saçlarından. Kahküllerinde damıttığım gözyaşlarım Ruhunda imbiklenişler , Hayallerimi yatırışlarım!!! Sonrası bir dala tutunma arzusuyla Goncalarında jale olmak. O gecenin sabahında Sen daha gözlerini açmadan, Süren rüyalarının bir yerinden Sokuluvereceğim irem bahçelerine. Biliyorsun ki Dünden kalan ve de yarına ait Her şeyi yaktım gözlerinde... Şimdi senle sarılıp sımsıkı Poz vereceğiz güneşe ve Ölümsüz kılmak için zamanı Tâb olacağız gökyüzüne. Odanın bir yerlerinde unutulmuş Bir zamanların şaşaalı Müzik Dolabından Bir kırkbeşlik sarıverecek sevdayı. Ardından Sana yazdığım o şarkının La minör çırpınışları aksedecek Şöminenin alaz senkromlarında. “Gözlerine uygun renk bulamadım Hangisi olsa içim yanıyor Tenine uygun çiçek bulamadım Hepsi kokusunu senden alıyor…” *** Bittiğinde Şarkımız ; Uzanıp söyleyen dudaklara, Kaydedeceğim Veda buselerini Sevda demirbaşlarına. |
||
|
||
| ACILARIN EFENDİSİ KOYDUM ADIMI Acıların efendisi koydum adımı Zaten başkası olamaz Doğduğumda içten ağlamışım İsyanım sana der gibi feleğe. Acıların efendisi koydum adımı Zaten başkası olamaz Gözlerimizin buluştuğu ana lanet Yüreğime batan bir hançer oldu. Hiç severken acı çekilirmi? Mutluluğun adı sevda iken Hiç ölüm istermi insan Sevdiğiyle aynı havayı solurken. Benim isyanım insanlara Dostum dediğim nankörlere Yüzüme gülüp sırtımdan vuranlara Kendini insan sanan varlıklara. Yenildim biriken dertlere Boğuldum sevda denizinde Sevdam kurtaramadı Hüzün bulutlarına haber saldım. Gidiyorum... |
||
|
||
| ÖYLE PARANTEZ ACTIN Kİ BENDE.. Kalbe hükmediyor varlığın. Yanında olmadan, hiç geçmiyor sanki zaman. Karanlık gönüllerde tüketmişim. Çoktan o dediğimi, uzun zaman olmuş, böylesi mutlu olmayalı, sevmeyeli, göz göze gelip öpmeyeli birini, insan taş kesiliyor yalnızken. Unutuyor hiç olmadık yerlerde kendini, kırıyor anlamadan da olsa herkesi.. Meğer ne kadar da yakınmışsın. Ruhum çıktı seninle, girdiği çıkmazdan. Yollarımda tuzak kalmadı sen varsın diye varım şimdi, yaşamaya sebebim var artık. Gülüyor düşümün gül yüzü. Hüzünleri tek tek attım içimden. Artık ağlamak yok sevgisizlikten seni sevmek var artık. Bırakmak ölüm ellerini, gidersen bitişimi imzalarsın gözlerinle, bir bakışın kırar kalemimi, sen anlamasanda. Öyle bir parantez açtın ki bende, kapamaya yürek ister. Gücün yeterse al, senin bütün (/ / ) taksimler... |
||
|
||
| Acı Şiir Bir yerleriniz yaralanmıştır mutlaka, ya düşmüşsünüzdür çocukken, ya da incinmişsinizdir aşıkken Kapanmaz sandığınız ne yaralar kapanmıştır Durmaz sandığınız ne kanlar pıhtılaşmıştır kabuk bağlayıp Hani efkar bir sis gibi çöktüğünde başınıza Bir yüz ararsınız Tüm yüzlerle yerdeğiştiren gözlerinizde Yaranızı kanatan Hep ağrıyan yerinize değmek istercesine Mazoist bir duygu çöreklenir beyninize İşte o zaman Yalnızlığın atlıları Boşanıp dizginlerinden Karanlıkları getirirler doludizgin Bir dönülmez sefere çıkar düşünceler Tozduman içinde göz gözü görmez Ve anlaşılmaz sesler Çıkararak Bağırarak Haykırarak Duyulmak istersiniz Duyulmazsınız Kanayan yerleriniz görünmez karanlıkta Yalnızsınızdır yalnızlıkla Yüzler silinir Acılar diner Gün ışır Yorgun bir gecenin sabahına Yaşananlar zamana karışır Ve insan yeni acılar için Geçmiş acılara alışır. |
||
|
||
| Açık Uçlu Sorular Herşey o büyük yalanın parçasıdır Gizleyemezken ben hiçbirşeyi kimseden Bir eski zaman kılıcı gibi saplanırsın Yaşamın merkezine aniden. Yenemem merakımı, ''Bir nedeni vardır'' diye düşünürüm herşeyin. Çorap söküğü gibi uzarken sonsuza düşünceler, Bir bir çözülmeye başlar, gerçekler gizlediğin. Sorup dururum, karışırım, bulaşırım sana ''Ne gibi?'' diye sorarsın, örülüverir duvarlar. Yüreğinin sesi benden uzaklara düştüğü zaman, Gözlerin gözlerimde açık uçlu sorular. 20.10.1998 21:45 |
||
|
||
| Açıklarda Bir ağızdan çalınan düdükler, kalın kalın, Boşlukta tos vuracak nokta arayan çığlık. Koşup, yılanlar gibi üzerinden suların, Arıyor teknemizi oturacak bir sığlık. Omuz omza şahlanan dalgalar, büyük büyük, Bir ses işitip ürkmüş, sürülerle canavar. Gözlerinde kıvılcım, ağızlarında köpük, Birbirinin üstünden atlayıp geliyorlar. Gittikçe boşluklara düşmekteyiz enginde; Arkadaki sahilse, fosfor bir iz halinde, Her ân bir parça daha uzaklaşıyor bizden. Deniz, bu yerde ölüm korkusu kadar derin; Kocaman bir kuş gibi geliyor peşimizden, Ruhu, bu kapkaranlık suda can verenlerin... 1926 |
||