mor ve ötesi fan sitesi (Arşiv Ana sayfa) => Edebiyat

Konu: Beğendiğiniz Şiirler - Hikayeler-masallar..

Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 [ 8 ] 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23

ng baloncusu 19.12.2006 18:44:42
 
Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Birşey Var

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana 

Ataol Behramoğlu 
 
 


grkan4889 21.12.2006 13:01:26
HİKMET RAN = VATAN HAİNİ

Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt
hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.

AnErChEsT 21.12.2006 21:52:02
VE ZULÜM BİTMEDİ DAHA

I.
yorgun bedenini toprağın soğuk karnında
nasıl dinlendirirse durgun bir göl
ve nasıl bırakırsa kendini gölün ortasında
suyun öpüşken dudaklarına bir nergis
öylece vermişti sessizliğin ellerine kendini
sabrı demleyip duran bir derviş gibi gece
Sessizliğin ve bekleyişin
katran gibi yayıldığı
   ve yayılıp
     bütün sokakları
       caddeleri
          varoşları
           boğduğu bir suskunluktu bu
Yaprak kıpırdamıyor
soluk bile almıyordu kent

Tam bu anda
   birdenbire parçalandı
     sessizliğin
      billur fanusu
Birer masal canavarı gibi
    dörtbir yandan
      ışıklar saçarak
        çığlık çığlığa böldü geceyi
          panzer sesleri
Ve dokuz on yaşlarında bir çocuk
çığlıklarla uyandı düşlerinden
"Zulüm ıslık mı çalıyor"
                dedi korkuyla
"zulüm ıslık mı çalıyor sokaklarda"
Ve tam o anda
     grev davulcusu vurdu ilk tokmağı
     gerilmiş karnına davulun
Sonra annesinin yumuşak
     okşayışlarıyla çekildi çocuk
     güvenliğin dingin sularına
Grev çadırlarının kurulmakta olduğu fabrikayı
çelik zırhlı
teneke yürekli
şövalyeler gibi saran panzerler
yaralı bir hayvan gibi
çığlık atıyordu arallıksız
Sanki firavun saraylarının kubbelerinde
    göktanrı kırbaç sallıyor
       ve köleler
          piramitlere taş çekiyorlardı
Denilebilir ki
    bir kıvılcımla tutuşacaktı bütün orman
    başlayacktı belki de o an
     bir büyük yangın
Ve o gece annesinin kucağğında
ilk tarih dersini dinledi çocuk
grev davulcusundan:

II.
"Zulmün bir engerek yılanı gibi
ağulayarak acılaştırdığı hayat
her sabah harmanisini güneşe asıp
göğsünü bir ana gibi verdi dünyaya
ve biz her sabah her akşam onun
biberli okşayışlarıyla yatırıldık
solgun kundağına umudun

Biz ki
habil ile kabil kavgasından beri
-hatta çok daha önceleri
buğdayın aynı değirmende öğütülüp
ayrı ambarlara konuluşundan beri-
kıtlıklara kıyımlara uğratıldık
Babilin asma bahçelerini
semiramis'in hüznüne ağdıran
ve dağlar yarıp
gül bahçelerini sulayan bizlerdik
Ve ilk kez kendi suretimizi
harelenen bir suda gördüğümüz vakit
insana benzediğimizi anladık
O gün bu gün
kendimize ait bir yüzümüz
kendimize ait olmayan bir gücümüz oldu
ve dövüş
işte o zaman başladı asıl
yani insan olduğğumuzu
bildiğimiz vakit
Ama hiçbiri yazılı değildir bunların
kutsal kitaplarında peygamberlerin
ki tarih
işin aslını o gün biliyordu
bugünse
öğretiyor bize

İnsan cesur olmazsa tanrı pervasızdır
acımasız
buyurgan
ve kahredendir o
oysa gılgameş bir kılıç darbesiyle
ayırmıştı tanrıları
insanların dünyasından
Ama onlar
hiçbir zaman uymadılar buna
yeni yeni peygamberler gönderip
acıyı ve zulmü daim kıldılar
ve böylec e sürüp gitti aralıksız
tanrılarla insanların kavgası
Denilebilir ki gılgameşten bu yana
tanrılar ve krallarla dövüşmekteyiz
ki zaman
acının simyacısı olmuştur
ve bir derviş gibi
çevirmektedir zulmün kirmenini

Tanrıların kralların elinde
yılan dilli bir kırbaçtı zulüm
şaklayıp durdu binlerce yıl
ağulu bir diken gibi yaktı etimizi
ve biz ta ilk mülkiyetten beri
tanrılar ve krallar adına katledildik
yerin altında buğday ambarları
yerin üstünde altın kubbeli
saraylar kurduk onlar için
Onlar için nil vadisinden
lötüsler taşıdık geceyi kosnülleştiren
fakat zincirlerimizden başka
kaybedecek bir şeyimiz olmadı
ama yine de eksilmedi etimizden
şaklayıp duran kırbaş sesleri
Her kırbaş sesi bir şimşek çakışına döner mi kölenin gözünde
dönerse eğer
    yer yarılır
        gökyüzü
        mutlaka buluşurmu
          eski sevgilisiyle
ama ölüm
yine de kutsallaşıyordu
kölenin
     gizli dünyasında

Bir gün romalı gladyötörler
bir gerilla gibi sokulunca
buğday tüccarlarının ambarlarına
tanrılar biraz daha gaddar
krallar biraz daha zorba oldular
Ama biz yine de geri durmadık
tarihin tekerleğini döndürmekten
izin vermedik hayatın karartılıp
gökyüzünün çoraklaştırılmasına
çoğalttık gökte yıldızları
yerde ateşböceklerini
ve yüreğimizdeiçimize sığmayan sevdaların
cehennemleşen yalımını
Ama zaman
    bir derviş gibi
    çeviriyordu hala
    kahrın
    ve acının kirmenini


Aıyı bir zakkum gibi tadanlar
yeni acıların da ustası olmalıdırlar
ve zaman denilen dizginsiz tayın
rüzgarlı yelesine uzanıp
sağrısını mahmuzlamalıdırlar
şişirmelidirler ciğerlerinin yelkenlerini
tarihin uğuldayan rüzgarıyla
çünkü tarih
bedeli acılarla ödenen bir akıştır
ve tanrılar hiç durmadan
yeni peygamberle gönderip
durdurmak istemişlerdir bu akışı
Onların ırmağı geri döndürmeleri
ve ölü diriltmeleri bundandır
Bundandır ki zamanı
tapınakların kandillerinde donuk
ve yağ kokulu bir bekleyiş kılmanın
tek adı vardır:
       -ihanet

Alman köylüleri luterin ihanetini
yüz otuz bin ölüyle ödemişleridi
oysa daha sönmemişti flandre'da
jacop peyt'i yakan ateş
onlarda katilina ile spartaküs gibi
vermişlerdi yorgun bedenlerini
toprağın soğuk karnına
Fakat ta gılgameşten bu yana
yanan yüreklerle tutuşmuştu artık
dünyanın dörtbir yanındaki ormanlar
Isınıyordu gittikçe yeryüzü yuvarlağı
ısınıyordu toprak ısınıyordu hava
ve gittikçe büyüyen bir çığ gibi
deviniyordu tarihin zoru
Ama simyacının büyülü tutkusunda
bakır altına
altın zulme dönüyordu
ve zulüm
     eğiriyordu durmadan
     acının ipliğini

ol devran
buhar ve makina krallarının
sultasına hazırlıyordu bizi
ticeret ve sanayi imparatorlukalrı
birer ahtapot gibi uzatıyorlardı
dünyanın dörtbir yanına kollarını
Ve tanrı denilen
on bin yaşındaki bunak
uzun ve kirli tırnaklarını
bir vampir gibi batırarak
emiyordu hala
beynimizin özsuyunu
ve yeryüzü krallaıklarıyla
ortak bir anayasası vardı
saltanatı ol devranda da sürsün diye

Fakat yeni patronlarını
çiftlik kahyalarından yaratanlar
zulmün yeni köprülerinden geçip
fabrikalar kurdular onlar için
ve onlar için pamuk tarlalarında
her gün on sekiz saat çalıştılar
Ama yine de eksilmedi sırtlarından
zulmün ağulu bir diken gibi
ısıran kırbaşları
çünkü zaman
      çeviriyordu hala
      bir derviş gibi
      kahrın
      ve acının kirmenini

Oysa isyan diye bir sözcük vardı
spartaküs tanrılardan kaçırarak
armağan etmişti bize onu
ve bu yüzden spartaküs'ü
prometeus diye belledik
öylece yazdık tarihimize
ve onun öfkesini yüzlerce yıl
kutsal bir hançer diye sakladık
yüreğimizin lavları arasında
Lavlar ki deviniyordu artık
göğsümüzün yanardağlarında
ve dağlar
ilk efsanelrin anlamını
işte o zaman kavradılar

Yeni uğultular geliyordu
dünyanın dörtbir yanından
iniltiye,hıçkırığa
ağıta benziyordu yer yer
Uğultular ki
bir depremin ilksarsıntıları
bir öfkenin kabuğunu kırması
bir kadının döllenme sevinci
ve yeni bir dünyanın
ilk sancılarıdır
Ve isyan diye bilinen
o sessiz volkan
sığmıyordu artık
dünyanın ihtiyar karnına


İsyan ki ihtilal denilen bir depremin
dölyatağındaki çocuksu duruşuydu
Bir yangın gibi girecekti
ingilterede dokumacıların kanına
büyüyecekti 1848 de aynı yangın
ve 1871 de paris komüncülerini
bir sevda gibi sarıp sarmalayacaktı
haykıracaktı binlerce diledn
komün günlerinin lejandı
Ve artık tanrılarla krallar birer birer
göç etmeye başlayacaklardı dünyamızdan
Fakat sabrın devişi
bıkmadan
     eğiriyordu hala
     kahrın
     ve acının ipliğini

Ve tarih
uğuldayan rüzgarın önünü saptayıp
açtı el yazması bir kitabın
sararmış sayfalarını

Kağıttan kuleler gibi yıkıldı sonra
malikaneler,saraylar ve konaklar
dinler birşeyleri kurtarmak için
yalvaradursun çanlarıyla ve ezanlarıyla
ne tanrı uluydu artık nede krallar
o görkemli katedrallaer yasak aşkların
ve rezaletin gizlendiği yerlerdi
tükenmişti bin birinci gecenin sonunda
bütün masallar bütün efsaneler
hüzünler isyan
isyan ihtilal olmuştu artık
ve çekip gitmişti o güzel atlılar
şimdi yeni bir gün doğuyordu
alınların yorgun şafağından
yeni sarayların
altın kubbelerinden uzanıp
okşamıyordu altın kaftanlı eller
sütleniş diri memelerini bulutların
nedimelr,cariyeler ve toprak köleleri
taşımıyorlardı artık
kralların ve tanrıların altın tacını
amam bitmemişti hala
kahrın
ve acının ipliği
zamanın kirmeninde

Ve
zulüm bitmedi daa

21.12.2006 22:11:26
partizan

tek insan nedir ki? sadece bir damla...
uçsuz bucaksız gökyüzünün
boşluğuna savrulmuş bir yağmur damlacığı
tek insan neye yarar
azgınca uğuldayan fırtınalar altında
dayanınca bağrına kanlı elleri yeryüzünün?
tek insan ne yapabilir sinip gizlenmekten başka?
yaşayan en yüce güç, en aşılmaz barikat
halkın örgütüdür
tıpkı bir okyanus gibi; kurumayan
örs gibi, çekiç gibi; şekil veren demire
kabaran dalgalarla karşılayan; uğuldayan rüzgarı
halkın örgütüdür
gücü güce ulanır, yükselir
derinleşir, arınır, dayanıklanır
denizde bir damla olunca insan
al ve savur benim de yüreğimi
ufkuna kat, ateşlendir, şekil ver bakışlarıma
beni yalçın güzelliklerle kuşandır
sarsılmaz yiğitliklerle donat
sevgimi yenilmez, evincimi ulaşılmaz kıl düşmana
öfkemi bile, gürleştir
bilgimi rüzgarınla aydınlat
örgütüm al beni halkımla yeniden yarat

nihat behram

21.12.2006 22:17:49
 
 
 
 
 
 
 
 
  nurhak

eski duvar diplerinde karanlık sular
ay vurmuş gölgelenmiş kuytular
canım oğul, güzel yiğit
al gel kanlı gömleğini, sana nasıl kıydılar?
ben bu yürek yarasını bir gece elbistan’da duymuştum
akşamlar bir karakuş gibi sağılıp inerdi tenha yollara
yıldızlar dut kokardı, iğdeler ay kokardı
öflez ışıkları, yol boylarında osmanlı karakolları
tilkiler üşüşünce akşam yıldızıyla bağlara
kelepçemin karasına bir ak güvercin
nazlı nazlı canım yiğit, süzüm süzüm canım oğul
gelip konardı
ben bu yürek yarasını bir gece elbistan’da duymuştum
ekmek yedim, su içtim ben nasıl yadsıyayım?
ya nasıl yadsıyayım ishaklı selvilerde ayışığını
ya bu kanlı gömleği ben kime giydireyim?
sen ne zaman büyüdün de
ne zaman kaptırdın gönlünü o nurhaklar’a?
sen daha bebek bebek, sen daha baba baba
canım oğul, o kıraç toprakların yabangülü, yiğidim
sen ne zaman büyüdün de düştün yollara
yolunu mavi kargalardan, toylardan sorar oldum
hala duruyur mu tellerinde
o mavi kargaları maraş topraklarının?
o karamuk çalıları, o çoban döşekleri
o müslüman kayalar?
beni sordun mu gözüm
o kanlı toprakların menekşeli sabahlarından?
çıkınımda kara zeytin bile yok
kara alman kelepçesi bileklerimde
bileklerim canım oğul yeni yeni başladı sızlamaya
sen büyüdün de demek
düştün de demek o damar damar kınalı topraklara
tüketmişim yirmi yılı canım yiğit bir salkım üzüm gibi
canım oğul, güzel yiğit
al gel kanlı gömleğini, sana nasıl kıydılar?


hasan hüseyin

m-o_r 26.12.2006 13:34:44
Anneme sordum,
unutmuş o küçük meleği.
Büyükler boğmuş elleriyle,
affetmez bizi, ağlıyor dedi..

Babama sordum,
sevmezmiş büyüyen bebekleri.
sokakta leş kokusu,
nefes alıyor cesetler
gördün mü bak
içlerinde öldürülmüş o küçük veletler.

Melekler ağlar mı ki?
Ağlatır mı ki?
Parçalara bölsen beni
neyim kalır ki?

Parçalayın beni,
bana bir damla bırakın.
Gözlerimden süzülen
o yaşlar bana kalsın.

Söz-Müzik: Altüst

Kayıt: http://www.nuwandatr.com/mak.mp3

göste 30.12.2006 19:53:48
YAŞAMAYA DAİR

1

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
                           bir sincap gibi meselâ,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
                           yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani, o derecede, öylesine ki,
meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut, kocaman gözlüklerin,
                     beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
                                       insanlar için ölebileceksin,
                     hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
                     hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
                     hem de en güzel, en gerçek şeyin
                                            yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,
           hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
           ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
                                               yaşamak, yani ağır bastığından.

__nil__ 30.12.2006 22:15:02
" yaşam güçtür
hele benim gibi biri için yusufcuk
acılarda bir ölüp bir dirilen
sevinçlerde hep yalnız
biri için yaşam güçtür yusufcuk

suçlu duydum kendimi
benden uzak birşeyleri özlerken
bir düşün neydi bana ayrılan
yalnızca dar çizilmiş yollarda
sağına soluna bakmadan yürümek

ben ki taşardım hep
çılgın seller gibi kendi dışıma
güç dönemeçleri döndüm soluk soluğa
aşksa aşk sevgiyse sevgi
ömür boyu kınandım

hep korku hep tedirginlik
önümde hep kurallar
yazık başkaları gibi olamadım
çok hırpalandım dağıldım yusufcuk
yusufcuk yusufcuk yusufcuk"

AFSAR TIMUÇİN...

ordinaryus 19.01.2007 17:50:15
Vatan İçin

Neler yapmadık şu vatan için!
Kimimiz öldük;
Kimimiz nutuk söyledik.

ORHAN VELİ KANIK

ordinaryus 19.01.2007 17:55:35
Yalan

Hadi gidiyorsun
Yürekten kan gidiyor, sen gidiyorsun
Herşey gidiyor
Gökte bulut, dağda kar, düzde kervan gidiyor
Solgun bir gül oluyor insan
Bir demet kar çiçeği ölüyor, sen gidiyorsun
Ne ucuz yaşıyorsun, ne kolay
Bir kristal gibi ellerimden düşüyorsun
Bakma öyle
Ben kanıyorum sen üşüyorsun

Kolay değil bir yalan bu
Yaralayan koca bir yalan
Yalan işte
Sevdiğim yalan
Şarkılardan arta kalan ve sabah buğusu
Ve tarla faresi ve ekmek derdindeki işçi kalbi gibi
Yumuşacık sıcak bir yalan

Islak gözlerimle geçiyorum
Yaralı bir ceylanın kalbinden
Ceplerimde kül var
Bir yangından arta kalan

Sorduğum adreslerde kimse oturmuyor
Ve kimse olmuyor ben sorduğum zaman
Herşey bir yalan gibi yandığı zaman
Yalnız olduğunu anlıyor insan
Anladım ve geçtim
Yaralı bir ceylanın kalbinden

Aynamı kırdım, fotoğraflarımı yaktım
Nasıl da acımasızdım tafralarıma karşı
Nasıl da umarsız

Su gördüm düşümde
Karanlıktı ve gürültüyle çağlıyordu
Ceplerimde kül vardı ve yanıyordu
Sonra sabah oluyor
Ve bir ceylan kalbinde alem ağlıyordu

Hayır, diyordu bir dağ köylüsü
Hiç bir şey için geç değil
Ve geç değil
Birşey için hiçbirşey
Birşey vardı öyleyse, birşey
Beni çeken
Güneşin dağdasından uzağa
Kocaman çayırlara çeken birşey
Gümrah ırmaklara
Sonra sıcağa sonra acıya
Sonra yaralarıma merhem olmaya kapıma dayanan
birşey

Tutsana beni bırakmasana
Olsun, yaralasana
Olsun, ağrısa da
Yalan da olsa kalsana

Dağ köylüsü aşkın olduğu yerde ben varım
Sen olmasan da ben varım
Yağmur yağar, saçlarım filizlenir
Bir yıldız düşer omuzlarıma
Islık çalar, ıslanır, şarkılarımı söyler geçerim kapımdan
Camların buğusundan ve yağmurun kokusundan

Tanırlar beni
En iyi yalanlarını alırım onların
Adresler sorarım kimseler oturmaz orada
Ve kimseler olamaz ben sordukça

Dağ köylüsü
Şimdi gidersen
Şimdi git
Kalırsan şimdi

morveberisi 25.01.2007 11:03:31
KENDİSİNİ UNUTMUŞ


Bütün aşkların kitabı elinde
Sevilmemiş yinlerin balosuna gitti.
Öylesine kalabalıktı ki,
Sevdiğini anlamadı.
Bütün kapıların anahtarı elinde
Öpülmemiş dudakların balosuna gitti.
Öyle aydınlıktı ki,
Öptüğünü anlamadı.
Işıklarla örtünmüştü çıplaklık,
Renklere uzandı susamış,
Beyazlıklar arasında kayboldu bakışları.
Gözleri yaşamıyordu artık.
Şekilleri çağırmaya gitti, kandıracak.
Elleri aranıyor tutamıyordu.
Elleri, elleriydi kurtaracak,
Artık yaşamıyordu.

Bir yanda gelen o dinmeyen aydınlık,
Aldıkça alan.
Bir yanda giden bir noktaydı karanlık,
Ellerinde başlayan, gözlerinde biten.
Bağırdı, kan gibi aktı sesi,
Aşamadı dişinin duvarından.
Elinde bütün aşkların kitabı,
Anlatıyordu aldanan aydınlıklarından.
Elinde bütün kapıların anahtarı,
Ve unutulmuş bir duvarda, kendi kapısı...
Varamadı.
Ora öyle karanlıktı ki.
Öldüğünü anlamadı.


Özdemir ASAF

bana şiiri sevdiren büyük üstadın beğendiğim şiirlerinden biri..


adimyok 25.01.2007 18:57:22
14.
Yagmur çiseliyor,
korkarak
yavas sesle
bir ihanet konusmasi gibi

Yagmur çiseliyor,
beyaz ve çiplak mürdet ayaklarinin
islak ve karanlik toprai aydinlatmasi gibi

Yagmur çiseliyor,
Serez'in esnaf çarsisinda
bir bakirci dükkaninin karsisinda
Bedrettin'im bir agaca asili...
Yagmur çiseliyor,
Gecenin geç ve yildizsiz bir saatidir.
Ve yagmurda islanan
yapraksiz bir dalda sallanan seyhimin
                                           çirilçiplak etidir.
Yagmur çiseliyor
Serez çarsisi dilsiz,
Serez çarsisi kör.
Havada konusmamanin,görmemenin kahrolasi hüznü
Ve Serez çarsisi kapatmis elleriyle yüzünü.
Yagmur çiseliyor.

adimyok 25.01.2007 19:04:37
bu siiri baska bir arkadas daha göndermisti ama ben tekrar göndermek istedim.  Grin

m-o_r 25.01.2007 19:57:53


Off

Çok tenhalaştı dünya
Saatin tıkırtısı
Bozacının zili
Bi de enayinin biri
Tırnaklarını yiyen o istiridye
Bir polis noktasında sanki
Bir virgül
…….....
Şiir kusarak,
Eveti de kalmadı hayırı da sözcüklerin
Avuç avuç taşıdığı karşı gölekten
Suya çizdiği çizgiler gibi
Bir karabatağın

CAN YÜCEL

m-o_r 25.01.2007 20:00:58

- ÖZLEDİM SENİ

özledim seni...
ayrilik yüregimi uyusturuyor karincalandiriyor nicedir.
beynimi uyusturuyor özlemin...
çok sik birlikte olmasak bile
benimle oldugunu bilmenin
bunca zamandir içimi isittigini
yeni yeni anliyorum
Yoklugun,
Hatirladikça yüregime saplanan bir sizi olmaktan çikip
mütemediyen bir bosluga
Sabahlari seni oksayarak baslamalari
aksamlari her isi bir kenara koyup
seninle basbasa konusmalari özlüyorum;
oynasmalarimizi,
yürüyüslerimizi,
sevimli hasariligini,
çocuksu küskünlügünü...
Nasilda serttin baskalarina karsi
beni savunurken;
ve ne kadar yumusak
bir çift kisik gözle kendini
ellerimin oksayisina birakirken
Gitmeni asla istemedigim halde
buna mecbur oldugunu görmek
ve sana bunlari söylemeden
''git artik'' demek
''beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavusacaksin mutluluga''
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yillar sonra
karsilastigimizda
bana bir yabanci gibi bakmani istemek senden...
yeni bir sevdayi yasakladigim kalbime söz geçirmek....

CAN YÜCEL


Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 [ 8 ] 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23