|
||
| Bir Kayısı Ağacı Ben bir kayısı ağacıyım Kırşehir'in Dinekbağı'ndan. Küçücük bir ev önünde yaşarım yapyanlız. Yılda bir çiçek açar, yılda bir kayısı veririm, avuç içi kadar. Yaz olur, bir kadın silkeler dallarımı, bir çocuk yerde bağırır,güler, bense hoşnut olurum. Hem zaten benim ne söğütler gibi nezaketim vardır, ne kavaklar gibi gururum. Ben bir kayısı ağacıyım Kırşehir'in Dinekbağı'ndan. Dinekbağı'nda üç insan severim, bir çocuk, bir genç kadın, bir genç adam, benim kadar sessiz sedasız, benim kadar halim selim. En güzel ay nisan ayı, toprak yumuşak yumuşak, en güzel ay nisan ayı. Yamur yağdı,çiçek açtı, bir hoş oldu içerim, en güzel ay nisan ayı. Kavaklar uzakta upuzun, bir sağa,bir sola, başı döner kavakların. Ben bir kayısı ağacı, başımda çiçeklerim. Ben bir kayısı ağacı, üç insan severim: bir çocuk, bir genç kadın, bir genç adam. Çocuğun adı Ahmet, kadının adı Fatma, adamın adı İbrahim. Ahmet küçük ve sarı, Fatma tombul ve beyaz, İbrahim uzun ve narin. Bir tek toprak odaları var üçünün, toprak odanın bir tek penceresi. Ben bir kayısı ağacı, bazan eğilir bakarım odaya, yerde bir eski yatakla yorgan görürüm, duvarda bir eski kırık ayna, yerde bir eski kilim, bir eski hasır. Bir kayısı ağacı, bazan eğilir bakar odaya, çiçeklerinden utanır. Dün gece gaz yakamadılar, ayışığında gördüm üçünü. üçünün suratı asık. Önce oturup zeytin ekmek,taze soğan yediler, sonra baktılar birbirlerinin gözüne, sonra esnediler. Gökyüzü bembeyazdı. Gökyüzü çiçeklerimin renginde. Gökyüzünde kavaklar. Fatma uzandı İbrahim'in yanına, sağa döndü. Tombul,beyaz yüzü pencerede, gözleri açık durdu sabaha kadar. Çiçeği en önce kayısı döker. Ben bir kayısı ağacıyım, döküyorum çiçeklerimi. Yer beyaz beyaz, başım yeşil yeşil, kayısılarım memede. Haziran gelecek, güneş yakacaktır tepemi, kayısılarım balla,şekerle dolacaktır. Ben bir kayısı ağacıyım, haziran gelecek, avuç içi kadar kayısılarım Ahmet'in ekmeğine katık olacaktır. Ben bir kayısı ağacıyım. Kötü bir düşüncedir almış beni. Geçti bağları budama zamanı,dedim, dedim,çarşıda dört döner ibrahim, dedim ekmek parası, zeytin parası, gaz parası. Dedim, insanlar neden yaşatılmıyor ağaçlar kadar olsun. Ben bir kayısı ağacı. Fatma'nın,İbrahim'in,Ahmet'in yumurtası,şekeri,eti. Gittikçeartmakta kederim. Günlerden pazartesi. Gene geldi,elinde çanta,o şişman adam. Şişman adam bir düşman gibi beni seyreder, ben şişman adamı bir düşman gibi seyrederim. Durmuş İbrahim kapıda, yüzü dalgın ve sinirli, bakıyor eli çantalı şişman adama. Şişman adam uzattı gövdeme elini, pencereden korkmuş kuzular gibi baktı Ahmet, büktü boynunu kuzular gibi. Ben bir kayısı ağacıo. Gövdemde sarı kağıt. Yol parasını verememiş İbrahim, verilmiş haciz kararı. Yapmayın, dedim. yılda bir çiçek açarım,dedim. Etmeyin,dedim. ekmeğe katık oluyor kayısılarım,dedim. Bir öğle vakti baktım, kavaklar uzakta upuzun, bir sağa,bir sola. Ben kışlık odun, altı lira 1947,Kırşehir |
||
|
||
| Sivas'ta Yoksul Çocuklar Sivas'ta Ulu Camii avlusunda çocuklar Yalvaran gözlerle etrafa baka baka Açıyorlar küçük esmer avuçlarını: -Emmilerim sadaka! Emmilerim sadaka! Hükümet konağının yanında biri Bir kemik kalmış bir deri... 'Boya cila yimbeş,boya cila yimbeş' diye ağlıyor Ve daha fırça bile tutamıyor elleri. Garipler Pazarı'nda körpe çocuklar Yorgunluktan güzelim yüzleri al al... Öldüren bir çığlık dudaklarında: -Boş hamal!boş hamal!boş hamal! Nane satan su satan yetim çocuklar Şarkı söyleyemediler güneşe aya... Biliyorum ne masal dinlemeye doydular Ne oyun oynamaya... Bezirci'de,Yüceyurt'ta Altıntabak'ta... Çocuklar var incecik yüzleri nurdan Ama toz toprak içinde elleri ayakları Oyuncakları çamurdan... Ve günahkar çocuklar,suçlu çocuklar Mahkeme salonunda bakarım dizi dizi Bu suç bizim suçumuz,bu günah bizim Affedin bizi. Gökteki yıldızlar kadar sayısız Ah yurdumun kimsesiz ve yoksul çocukları Anladım farkınız yok koparılmış başaktan! Alın bu gözleri benden,alın bu yüreği artık Utanıyorum yaşamaktan. Yavuz Bülent Bakiler |
||
|
||
| Karamanoğlu Mehmet Beyi arıyorum. Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı? Bir ferman yayımlamıştı; Bu günden sonra divanda, dergahta, bergahta, mecliste, meydanda, Türkçe'den başka dil konuşulmayacak diye, Hatırlayanınız var mı? Dolanın yurdun dört bir yanını, Çarşıyı, pazarı, köyü, şehri Fermana uyanınız var mı? Nutkum tutuldu, şaşırdım, merak ettim, Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere, Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı? Tanıtımın demo, sunucunun spiker, Gösteri adamının showman, radyo sunucusunun discjokey, Hanım ağanın first lady olduğuna şaşıranınız var mı? Dükkanın store, bakkalın market, torbasının poşet, Mağazanın süper, hiper, gros market Ucuzluğun damping olduğuna kananınız var mı? Ilan tahtasının billboard, sayı tabelasının skorboard, Bilgi akışının brifing, bildirgenin deklarasyon, Merakın, uğraşın hobby olduğuna güleniniz var mı? Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı, Beldelerin girişinde wellcome, Çıkışında good-bye okuyanınız var mı? Korumanın, muhafızın body-guard, Sanat ve meslek pirlerinin duayen, Itibarın, saygınlığın prestij olduğunu bileniniz var mı? Seki'nin, alanın platform, merkezin center, Büyüğün mega, küçüğün mikro, sonun final, Özlemin, hasretin nostalji olduğunu öğreneniniz var mı? |
||
|
||
| Iş hanımızı plaza, bedestenimizi galleria, Sergi yerlerimizi center room, show room, Büyük şehirlerimizi , mega kent diye gezeniniz var mı? Yol üstü lokantamızın fast-food, Yemek çeşitlerimizin mönü olduğu yerlerde, Hesabını, adisyon diye ödeyeniniz var mı? Iki katlı evinizi dubleks, üç katlı komşu evini tripleks, Köşklerimizi villa, eşiğimizi antre, Bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı? Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik, Vurguncunun spekülatör, eşkiyanın mafya, Desteğe, bilemediniz koltuk çıkmağa sponsorluk diyeniniz var m?' Mesireyi, kır gezintisini picnic, Bilgisayarı computer, hava yastığını air-bag, Pekalayı, olur'u okey diye söyleyeniniz var mı? Çarpıcı, önemli haberler flash haber, Yaşa, varol sevinçleri oley oley Yıldızları star diye seyredeniniz var mı? Vırvırık dağının tepesindeki köyde, Cafe-show levhasının altında, Acının da acısı, neskaaaave içeniniz var mı? Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken, Dilimizin çalındığını, talan edildiğini, Özün, el diline özendiğine içi yananınız var mı? Masallarımızı, tekerlemelerimizi, Şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik. Türkçe'miz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı? Karaman oğlu Mehmet Bey'i arıyorum, Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı' Bir ferman yayınlamıştı... Hayal meyal hatırlayıp da sahip çıkanınız var mı? ![]() |
||
|
||
| çınar ağaçları olum orucunda haşarat ayaklarımla geldim geceye bu şehir şimdilik surda unutulsun uzun bir bıçak vardı ya avlucumda kendi kendini kanatırdı sessizce sevdiğim adamın adi: sokak adları küçük iskender |
||
|
||
| Adam Olmak çevrende herkes şaşırsa bunu da senden bilse sen aklı başında kalabilirsen değer herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır hem kendine güvenebilirsen eğer bekleyebilirsen usanmadan yalanla karşılık vermezsen yalana kendini evliya sanmadan kin tutmayabilirsen kin tutana düşlere kapılmadan düş kurabilir yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir ikisini de vermeyebilirsen eğer söylediğin gerçeği büken düzenbaz kandırabilir diye safları dert edinmezsen ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz koyulabilirsen işe yeniden döküp ortaya varını yoğunu bir yazı turada yitirsen bile yitirdiklerini dolamaksızın dile baştan tutabilirsen yolunu yüreğine sinirine dayan diyecek direncinden başka şeyin kalmasa da herkesin bırakıp gittiği noktaya sen dayanabilirsen tek herkesle düşüp kalkar erdemli kalabilirsen unutmayabilirsen halkı krallarla gezerken dost da düşman da incitemezse seni ne küçümser ne de büyültürsen çevreni her saatin her dakikasına emeğini katarsan hakçasına her şeyiyle dünya önüne serilir üstelik oğlum Adam Oldun demektir. Rudyard Kipling |
||
|
||
| ÖĞRENDİM İnsanlara kendimi zorla sevdiremeyeceğimi öğrendim.Yapabileceğin tek şey sevilebilecek biri olmak. Gerisi onlara kalmış. İnsanları ne kadar düşünürsen düşün, Onların seni o kadar düşünmediklerini öğrendim. Güven elde edebilmek için yılların gerektiğini, Ama yok etmek için saniyelerin bile yettiğini öğrendim. Önemli olanın hayatındaki eşyaların değil, Hayattaki kişilerin olduğunu öğrendim. İnsanın ancak 15 dakika çekici olabildiğini, Ondan sonra alışıldığı öğrendim. Kendimi karşılaştırmak için başkalarının en iyi yaptıklarını değil, kendimin en iyi yaptıklarını kıstas almam gerektiğini öğrendim. İnsanlar için olayların değil, onların daha önemli olduklarını öğrendim. Her ne kadar ince kesersen kes, kestiğinin her zaman iki yüzü olacağını öğrendim. Sevdiğin kişilere sevgi dolu sözler söylemen gerektiğini, Belki bu son defa son görüşün olabileceğini öğrendim. Her ne kadar onu çok düşünsen de, Yine de gidebileceğini öğrendim Kahramanların, yapılması gerekenleri ne pahasına olursa olsun, yapanlar olduğunu öğrendim. İnsanların seni hep hesapsız sevdiğini, ama bunu nasıl göstereceklerini bilemediklerini öğrendim. Sinirlendiğimde gerçekten buna değse bile asla acımasız olmamam gerektiğini öğrendim. Gerçek dostluğun ve gerçek aşkın aramızda uzak mesafeler olsa bile büyüdüğünü öğrendim. Birisinin seni istediğin gibi sevmemesi, onun seni tüm benliğiyle sevmediği anlamına gelmediğini öğrendim. Bir arkadaşın ne kadar iyi olursa olsun seni üzeceğini ve senin yine de onu affetmen gerektiğini öğrendim. Bazen başkaları tarafından affedilmenin yetmediğini öğrendim.Kendini de affetmeyi öğrenmelisin. Kalbin ne kadar kırılmış olursa olsun, dünyanın senin acılarından dolayı durmayacağını öğrendim. Geçmişimiz ve durumumuzun olduğumuz kişiliği etkilediğini, ama olmamız gerekene karşı sorumlu olduğumuzu öğrendim. İki kişinin tartışmasının, birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmediğini öğrendim. Ve tartışmadıkları zaman da sevdikleri anlamına gelmediğini. Bazen kişiliğini eylemlerinin önüne koyman gerektiğini öğrendim. İki kişinin tamamen aynı olan bir şeye baktıklarında bile farklı şeyler görebildiklerini öğrendim. Hayatlarında her zaman dürüst bir şekilde daha ileriye gitmek isteyen kişilerin, sonuçları önemsemediklerini öğrendim. Seni doğru dürüst tanımayan kişilerin, hayatını birkaç saat içinde değiştirebileceklerini öğrendim. Verebileceğin bir şey kalmadığında bile bir arkadaşın ağladığında, ona yardım edebilecek gücü bulabileceğini öğrendim. Yazmanın, konuşmak kadar duygusal gayret gerektirdiğini öğrendim. En fazla önemsediğim kişilerin, benden hep uzaklaştırıldıklarını öğrendim. İnsanları üzmeden ve duyarlı olarak kendi fikirlerini söylemenin çok zor olduğunu öğrendim. Sevmeyi, Ve sevilmeyi öğrendim... Öğrendim... OMER B. WASHINGTON |
||
|
||
| KOCA REİS Hey gidi koca reis, Gidiyorsun ha, Sen adam gibi yaşamanın bedelini, Biz senin bedenini vurup sırtımıza, Gidiyorsun ha, Ne diyeyim şimdi;iyi mi ettin diyeyim, Kalan,,,,kalan yok be reis, Hani,birkaç küçük anı,birkaç hatıra, İçimde tuhaf bir his, Sana geldi diyor belki de şimdi sıra, Pekala,baş üstüne, Ölüm çoktan kabulüm, Nasıl olsa çocuklar büyüdü, Üç buçuk emekli aylığımda geçinir gider karım, Lakin,lakin benim korkum; Şiirlerim kalır diye yarım, Satılır diye bir mahalle bakkalına kitaplarım, Zeytin sarılır,helva sarılır, Kalırsa duvarda bir resmim kalır, Belki kapı zilinde bir müddet ismim, Sonra,sonra unutulur gider cismim dahi, Hey gidi koca reis, Gidiyor musun sahi ? Hatırlar mısın ?aynı yıl bitirmiştik okulu, Senin tayının Anadolu”ya çıkmıştı da, Giderim ulan demiştin,güle oynaya giderim, Bizi vatan haini ilan edip; Ve güle oynaya gitmiştin,bir akşam treniyle, Gerçi sık,sık mektuplaşır, Oraları anlatırdın bizlere, Değişmeli derdin,değişmeli buraların makus talihi, Oralardan yine öğretmenle evlenmiştin, Çağırmıştın da gelememiştik be koca reis, İş güç işte birazda bahane, Kızmıştın,hatırlar mısın,ulan demiştin; Siz benim cenazeme de gelmezsiniz, Geldik,geldik be koca reis,geldik, Sen adam gibi yaşamanın bedelini, Biz senin bedenini vurup sırtımıza, Gidiyor musun sahi? Ne hikmetse en çokta bana kızardın, Bırak derdin,şu aşk meşk şiirlerini, Yazacaksan ulan,memleket meselelerini yaz, Öyle Erenköy”de oturup, Köylü geldim,köylü gideceğim hikayelerini kimse yemez, Buralar yok yoksul,buralarda akşamlar ayaz, Buralara ne kimse geliyor,ne yaz, Tutturmuşsunuz,varsa yoksa bizim kuşak, İnsan insanlarına olmalı,taşına toprağına olmalı, İnsan vatanına olmalı uşak, Gelmeyin ulan,gelmeyin derdin,ölümümde dahi, Geldik be koca reis,geldik, Sen adam gibi yaşamanın bedelini, Biz senin bedenini vurup sırtımıza, Gidiyor musun sahi? Kalan,kalan yok be reis, Satılır palton bir eskiciye, Kömürlüğe atılır haftasına masan, Kalırsa duvarda bir resmin kalır, Belki,belki kapı zilinde bir müddet ismin. MEHMET ÇETİN |
||
|
||
| Düşünce Yillar var ben onu hiç unutmadim O beni sorar mi hatirlar mi ki? Büsbütün silinip gitti mi adim? Gönlünün vefasi bu kadar mi ki? Döktügü yaşlari unutmuş mudur? Kendini aldatip avutmuş mudur? Vaadini tutmuş mu unutmuş mudur? Şimdi başkasina meyli var mi ki? Bilsem uzaklarda kimler agliyor Kimlerin kalbini aşki dagliyor? Acep kederli mi yas mi bagliyor? Yoksa eskisinden bahtiyar mi ki? Orhan Seyfi Orhon |
||
|
||
| BEN SENİN EN ÇOK Ben senin en çok sesini sevdim Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi Önce aşka çağıran,sonra dinlendiren Bana her zaman dost, her zaman sevgili Ben senin en çok ellerini sevdim Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak Nice güzellikler gördüm yeryüzünde En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak Ben senin en çok gözlerini sevdim Kâh çocukça mavi, kâh inadına yeşil Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil Ben senin en çok gülüşünü sevdim Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran Unutturur bana birden acıları, güçlükleri Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman Ben senin en çok davranışlarını sevdim Güçsüze merhametini, zalime direnişini Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim Tüm çocuklara kanat geren anneliğini Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada Sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini Ben senin en çok bana yansımanı sevdim Bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim Ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni... ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN |
||
|
||
| Bu şiiri çok seviyorum: AŞKLAR İÇİNDE Denizin en az yeri bir köpüğü başlatıyor Yürüyorum kumların çakıllarin yanı sıra Yüreğimde bir sancı keskin bir akasya kokusundan Avuçlarımda bir yanma Büyüyen bir ürpertiyim sanki, kayıp gidiyorum üstünde sabahın Oldu olacak Eğilip bir taş alıyorum yerden, fırlatıyorum denize Ufacık bir gülüş geçiyor suyun üzerinden Bir çocuğun gülüşü gibi Aşkların, nice aşklarin ayrılık günü gibi Bir sokağın ucunda kaybolup solan Daha çok solan, aşkların solgunluğu suyun üzerinde Korularda yoğun bir erguvan sisi. Hisarlı balıkçı ağlarını ayıklıyor Ağları pembeden hüzne giden Dip sularında mercanlar gibi koyulaşan Kirpiksiz gözleri böyle daha güzel Çil basmış yüzünü bütün Parmakları capcanlı, pavuryalar gibi Merhaba, desem bir kucak balık atacak önüme Biliyorum atacak Böyledir memleketimin yoksul halkı Bir onlarda rastladım bu cömertliğe Istavritler kıpır kıpır dibinde sandalının Balık dedin mi, oynamaz gözleri hiçbirinin, tertemiz bir resim gibi bakarlar insana Günlerce bakarlar, bıraksan yıllarca bakarlar belki Gözlerin gibi senin, yıllardır unutamadığım Ve bu yüzden olacak düşünmedim şimdiye kadar bir balığın ölebileceğini. Hızar sesleri geliyor yakından, güneşin döndüğünü görüyorum Çınar yapraklarının arasında yeşil yeşil Yeşille sarı birlikte dönüyor Denize düşüyorlar kırıla kırıla Bir örtü oluyor düşündügüm her şey denizin ve asfalt yolun üstünde Gözyaşları bir örtü, onurla cesaret bir örtü Senin upuzun gövden -kapkara saçlarınla- Daha da uzun şimdi bir örtü olarak Denizin kıvrımlarında aşka hazırlanıyor Göğe düğmeler gibi yapışmış kirazların altında Yıllar var ki unuttuğumu sanırdım bu örtüyü ben Sevgiyi bilmezdin de ondan, sevişmeyi bilirdin yalnızca Birtakım sözler de bilirdin, niye saklamalı, en ustalıklı sözlerdi onlar Ama bak Kaybolup giderdi herbiri, karşılaştılar mı bir yerde şiirle Aslına bakarsan en güzel aldanmaları yaşadık seninle biz Hatırlıyorum da öyle. Tepelerde otlar yakmışlar, kuzular dolaşıyor dumanların arasında Bir kızla oğlan geçiyor, birbirilerine iyice sarılmışlar Kızın ağzında ince bir dal parçası Dalın ucunda bir tomurcuk, ağzıyla dudaklarıyla beslemiş sanki onu Öylesine bilmek istiyorum ki ne konuştuklarını, ama duymaktan korkuyorum gene de Söyle, en son nerde görmüştüm seni Böyle dumanlar vardı gözlerinde, boynunda bir de Şimdi gene var Bileklerinde, bileklerinin renginde Dudaklarında, dudaklarının Gözlerinin dolar gibi olması renginde ve Yorgunsan bir kıyı kahvesinde dinlenirkenki Üşüdügün, başını omzuma koyduğun, sonra elele Bir aşkı yaşamak, bir aşkınn bilinmesinden bambaşka değil miydi Ve bu ikisini ayıran duman, yani bir aşkı bizim yapan Bu dumanların hepsi gibi varsın şimdi de Acele etme yoksun belki Ben herşeyin bir bir yok olmasına o kadar alıştım ki Ve her şeyin bir bir varolmasına o kadar alışacağım ki Bilirsin neler için çarpmıyor bir yürek. Küçüksu çayırını şantiye yapmışlar İşçiler beton döküyor, demir eğiyor, zift kaynatıyor Vakit öğleyi geçti çoktan, yemeklerini yemiş olmalılar Coca-Cola’ya doğrayıp ekmeklerini İşçilerimiz, yarını kuracak olan işçilerimiz Ben görür müyüm bilmem, ama kuracaklar mutlaka Coskuyla çakacaklar her çiviyi, türkülerle dökecekler betonu Ve onlar Onlar, diyorum sadece Bir yolculukta karşılıklı konuşan adamların Parmak uçlarındaki sigaralar gibi şaşkın Bilmeden ne yapacaklarını Anlayacaklar ne kadar güçsüz Ne kadar zavallı olduklarını Vakit öğleyi geçti çoktan. Bir tanker geçiyor şimdi de tam akıntının ortasından Baştanbaşa gül rengi Kimseler görünmüyor içinde Neden görünmüyor, bilmiyorum Yolcu uçaklarına, yük kamyonlarına, fabrikalara petrol taşıyor Tanklara, savaş gemilerine, roketlere de Yılların, yüzyılların Bitmeyen vahşetini ateşlemek için Sanki bu yüzden kimseler görünmüyor ortalıkta, utançlarından Utancı bilerek yaşamak korkunç Daha korkuncu da var:utancı bilerekten yaşatmak Gördük hepsini işte, daha da görüyoruz. Pembeye dönük bir aydınlık, yağıyor usul usul Bir poyraz çıktı hafiften, kuzeye çevrildi teknelerin burnu Ve güneş kaydıkça kayıyor batıya doğru, birazdan kan kırmızı bir gök buğulanacak Birazdan kan kırmızı bir akşam yağmuru da dökülebilir Neler olabilir birazdan Bir uçak geçiyor yaldızdan bir iz birakarak İçindeki mutlu yüzleri düşünüyorum Bir hüzün basıyor gene, ne kadar istemesem de Çabuk geçiyor Nerede okumustum, hatırlamıyorum şimdi, biri mi anlatmıştı yoksa Mahpusunu kıskanan bir gardiyani Ve düşün sevgilim, mahpusunu kıskanan bir gardiyan düşün Ne kadar acı bunlar Kıskanıyorlar hepimizi ve kıskanacaklar Güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir Birazdan akşam olacak sevgilim Bütün heybetiyle akşam olacak Sevgilim, diyorum, oysa kimsecikler yok yanımda Bilmiyorum kime sevgilim dediğimi Bildiğim bir şey varsa O kadar yeni bir anlamda söylüyorum ki bu kelimeyi Unutup birden zamanı ve yeri Onunla bir günü kutluyorum coşarak Onunla bir günü kutluyoruz sanki. EDİP CANSEVER |
||
|
||
| ACABA Dönelim Döndürsün bizi Kalbin akıp giden bulutlara benzeyen sesi Yağmursuz bir yağmura açılmış kapılardan Ve akılda kalan bir yokuştan Ve yalnız çocuklara özgü o sonsuz sinema koltuklarından Ve çocukluktan Dönelim Dönelim mi biz Gençlikten, oralardan Mutluluğu bir kabuk gibi saran mutsuzluklardan Dönelim mi acıya Acıya, büyük acıya Ve soralım mı acaba Ey büyük yalnızlık insansan eğer Bir kaya Dalgalar yalarken onu O bakarken kaskatı kalabalıklara Ah, kalbin bulut bulut akan sesi. Bütünüyle bir semte benziyor Ruhi Bey Binlerce, on binlerce kedinin hep birden kımıldadığı Kedilerden örülmüş bir semtte Ve soğuk bir tuvalde yerini bulamamış renkler gibi Soğuk ve ayakta tutan çelişkileri Bir görünümden bir başka görünüme kolayca sıçranan Her şeyin, ama her şeyin çok dıştan farkedildiği Eh belki de bir satır fazlalığı ya da bir satır eksikliği Belki de genç bir şairden ödünç alınan. Yürüyor mu, yürümeyi mi düşünüyor Ruhi Bey Düşünmesi daha mı sonra koyuluyor yola Nereye gidecek ama, nereye varacak sanki Yoksa bir oyun tadı mı buluyor bunda Oyundan atılmaktan korkmayan bir oyuncu gibi Boşvermiş de sanki oyunun kurallarına Üstelik son bölümde, perdenin kapanmasına Azıcık vakit kalmış Ya da vakit var daha. Ama ne çıkar Gövdenin yazgıya başkaldırması mı Ruhi Beyin Başkaldırması mı yoksa? Vaktinden önce anlamanın şaşkınlığı mı Vaktinde anlamanın sevinci mi Ya da biraz geç kalmanın O gereksiz tedirginliği mi Hangisi? Ama belli ki sonundayız her şeyin En sonunda. EDİP CANSEVER |
||
|
||
Ben Maksada Bakarım Madem ki maksat barış Yurtta barış Cihanda barış Salla gitsin atom bombasını Mister Fışfış İnsan dediğin nedir Abur cubur Olsa da olur Olmasa da olur Maksat barış Yurtta barış cihanda barış Kendi savaş Adı barış Ama yanarmış yıkılırmış Boş veeer Maksat barış Oktay Rıfat Horozcu |
||
|
||
| BÖYLE BİR SEVMEK GÖRÜLMEMİŞTİR Ne kadınlar sevdim zaten yoktular Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir Azıcık okşasam sanki çocuktular Bıraksam korkudan gözleri sislenir Ne kadınlar sevdim zaten yoktular Böyle bir sevmek görülmemiştir Hayır sanmayın beni unuttular Hâlâ ara sıra mektupları gelir Gerçek değildiler birer umuttular Eski bir şarkı belki bir şiir Ne kadınlar sevdim zaten yoktular Böyle bir sevmek görülmemiştir Yalnızlıklarımda elimden tuttular Uzak fısıltıları içimi ürpertir Sanki gökyüzünde bir buluttular Nereye kayboldular şimdi kim bilir Ne kadınlar sevdim zaten yoktular Böyle bir sevmek görülmemiştir ATİLLA İLHAN |
||
|
||
| AYSEL GİT BAŞIMDAN Aysel git başımdan ben sana göre değilim Ölümüm birden olacak seziyorum Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim Aysel git başımdan istemiyorum Benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün Dağıtır gecelerim sarışınlığını Uykularımı uyusan korkarsın Hiçbir dakikamı yaşayamazsın Aysel git başımdan ben sana göre değilim Benim için kirletme aydınlığını Hem kötüyüm,karanlığım biraz çirkinim Islığımı denesen hemen düşürürsün Gözlerim hızlandırır tenhalığını Yanlış şehirlere götürür trenlerim Ya ölmek ustalığı kazanırsın Ya korku biriktirmek yetisini Acılarım iyice bol gelir sana Sevincim bir türlü tutmaz sevincini Aysel git başımdan ben sana göre değilim Ümitsizliğimi olsun anlasana Hem kötüyüm,karanlığım biraz çirkinim Sevindiğim anda sen üzülürsün Sonbahar uğultusunu duymamışsın ki İçinden bir gemi kalkıp gitmemiş Uzak yalnızlık limanlarına Aykırı bir yolcuyum dünya geniş Büyük bir kulak çınlıyor içimdeki Çetrefil yolculuğum kesinleşmiş Sakın başka bir şey getirme aklına Aysel git başımdan ben sana göre değilim Ölümüm birden olacak seziyorum Hem kötüyüm,karanlığım biraz çirkinim Aysel git başımdan ben sana göre değilim ATİLLA İLHAN |
||