|
||
İki bıçak iki bıçak seç kendine Biri yaralamak için Biri öldürmek Pusu kur gözlerinin Karanlık gölgesine Biri sevmek için Biri ihanet İki yürek seç kendine Biri yaşamak için Biri gizlenmek Bir korkak,bir kaçak,bir firar Kaç kişisin sen sevdiğim çocuk İçimdeki bıçak iki kere daha dönüyor Olduğu yerde Kalırsan sel basar yataklarımı Gidersen uçurum çiçekleri açar kalbimde Kimi zamanlar olur sevgilim İki bıçak bile yetmez bir tek ölüme Murathan Mungan |
||
|
||
24 Eylül 1945 bu şiirin adı yoktu sanki,'gece 21-22 şiirleri' olarak geçmiyor muydu bunlar?her yerde farklı bir isim yazıyor ama kitaplarında 'gece 21-22 şiirleri' yada 'gece 9-10 şiirleri' olarak geçiyor..piraye için yazdıkları..
En güzel deniz: Henüz gidilmemiş olanıdır. En güzel çocuk: Henüz büyümedi. En güzel günlerimiz: Henüz yaşamadıklarımız. Ve sana söylemek istediğim en güzel söz: Henüz söylememiş olduğum sözdür... Nazım Hikmet Ran |
||
|
||
| Aşkta Yarın Yoktur Sevgili Aşk Bu Dünyanın Ölçüleriyle Açıklanamaz Sevgili O İlkel Bir Acıdır, Yaban Bir Ağrıdır. Gelir ve İçimizdeki O Çok Eski Bir Şeye Dokunur. Sonra Bir Perde Açılır ve Yolculuk Başlar Bu Yolculukta Artık Para, Tarifeler Beklentiler, Randevular, Taksitler, İş, Anneler ve Korkular Yoktur Aşkın Kendi Gerçekliği Vardır Sevgili. İnsan Başka Bir Işığa Teslim Olur, Daha Derinden Anlamaya Başlar, Bilgeleşir Hiç Bilmediği Sezgileriyle Buluşur Yükü Çok Ağırdır, Kendiyle Buluşmuştur Hem Dışındadır Dünyanın, Hem de Tam Ortasında. Hindistan'da Ganj Nehri'nin Yakılan Yoksun Adamın Hissettikleri de Onunladır, Yitirdikleri de... New York'ta, Bir Sokakta, Kartondan Kulübesinde Yaşayan Kadının Çıplak Yalnızlığı da Her Şey Onunladır, Ona Emanettir Sanki, Ama O, Çıldırtıcı Bir Yalnızlık İçindedir Yine de... Aşkın Kültürlü Olmakla, Bilgili Olmakla da İlgisi Yoktur Sevgili, Kanımıza Karışan İlkel Acı, O Yaban Ağrıyla Hiçbir Kitabın Yazamadığı Hakikatlere Daha Yakınızdır, İnan... Kim Demiştir Hatırlamıyorum, Aşk Varlığın Değil, Yokluğun Acısıdır Diye. Belki de Bu Yüzden İlk Gençliğimde, O Yoğun Aşık Olduğum Yıllarda, Gözüme Uyku Girmez, Dudağımda Bir Islıkla Bütün Gece Şehri, O Karanlık, O Hüzünlü Sokakları Dolaşır, İnsanları Uykularından Uyandırmak İsterdim. Uyanıp, İçimde Derin Bir Sızıyla Uyanan O Derin Sancının Acısına Ortak Olsunlar Diye... Aşk Çok Eski Bir Şeydir Sevgili Onun İçinden O Çileli Çocukluğumuz Geçer Sevdiğimiz İnsanların Çocuklukları da... Oradan Üvey Anneler, Eksik Babalar, Parasız Yatılılar Geçer Ve Sonra Aşk Bütün Bunları Alır, Daha da Eskilere Gider, Hep O İlkel Acıya, O Yaban Ağrıya... İnsan Bazen Nedensiz Yere Umutsuzluğa Kapılır Kimselere Veremez Sevgisini, Kimselere Derdini Anlatamaz, Evlere Kapanır... Bazen Denizler Kıyılar Çeker İnsanı. İnsan Bu Kapılmayı Anlayamaz, Oysa Çok Eski Bir Yerde Yaşanmasından Korkulup Vazgeçilmez Aşkların Sızısıdır Bu. Bu Sızı, Bu Yenilgi Mevsimlerle Yıllarla Devrilir Başka İnsanlara... Bir İnsanın Yaptığı Bir Hatanın Tüm İnsanlara Yayılması Gibi... İşte Şimdi Biz de Sevgili, Ya Olmadık Zamanlarda Umutsuzluğa Kapılıp, Soluğu Evlerde Alacağız, Ya da Denizler, Kıyılar Çekecek Bizi. Nasıl Biz Başkalarının Korkularını Taşıyorsak, Başkaları da Bizim Korkularımızı Taşıyacak, Yenilgimizi, Umutsuzluğumuzu... Birazdan Sabah Olacak... Para, Tarifeler, Beklentiler, Randevular, Taksitler, İş, Anneler ve Korkular Başlayacak... Bunlar Varsa Bizim İçin Geçerliyse Aşk Yoktur ve Hiç Olmamıştır Sevgili. Birbirimizi Kandırmayalım... Hadi Güne Hazırlan, Yaşadıklarımızı Unutmaya Çalış Aşk Bize Güvenip Verdiği Büyüsünü, Sırlarını, Cesaretini, Bilgeliğini ve O İlkel, O Yaban Ağrısını Geri Alacak Bunlar Olurken İçimiz Bir an Üşüyecek, Sonra Geçecek... Hadi, Oyalanma Birazdan Yarın Olacak... AŞKTA YARIN YOKTUR SEVGİLİ Cezmi Ersöz Aslında pek şiir okumam..Sevdigim nadir şiirlerden biridir..Herkesn kendine gore birseyler bulabilecegi bir siir bence
|
||
|
||
| Ben Senin Beni Sevebilme İhtimalini Sevdim Soğuk ve şehirler arası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam Ben seninle bir gün Veysel Karani de haşlama yeme ihtimalini sevdim İlkokulun silgi kokan tebeşir lekeli yıllarında Ankara da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman Özlemeye başladım herkesi Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki Adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra Bizim Kemalettin Tuğcu larımız vardı Birde camların buhusuna yazı yazma imkanı Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda solculuk oynamaya başladık Ben doktor oluyordum, sen hemşire Geri kalanlar kontrgerilla Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu pütürlü duvarlara Ve Türk Dil Kurumuna inat bir Türkçeyle Abilerimizden öğrendik Ş harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi Ankara ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri Oysa Ankara da hiç sevişmedim ben Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak Ankara ya usul usul kurşun yağıyordu Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri Oyse hiç kurşun yaram olmadı benim Ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterinde Ama sen yoktun Ben seni beni sevebilme ihtimalini seviyordum Sunni teneffüs saatlerinde Okul servisi sen hep zamansız,amansızca Bir lojman griliğine götürüyordu Ben senin benimle Tunalı Hilmi Caddesine gelebilme ihtimalini seviyordum Ben senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum Yaz sıcağı toprağı çekiyordu tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini Sonra otobüs oluyordun Kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum Muş ovasının yalancı maviliğini Otobüs oluyordun bir süre Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordun Yanağım otobüs camının garantisinde Otobüs oluyordun bir ülkeden bir iç ülkeye Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordun Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin Korkuyordum Sonra iniyordum otobüsten Çarşıdan bizim eve giden Ömrümün en uzun Ömrümün en kısa Ömrümün en çocuk Ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum Çünkü sonunda annem oluyordun Babam kokuyordum sonunda Soğuk ve şehirler arası otobüslerde vaz geçtim çocuk olmaktan Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam Ben seninle bir gün Vandaki bir kahvaltı salonunda Ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği bir yol üstü lokantasında Ben seninle Ağrı dağının mistik ve demli bir çay kıvamında bakan Doğu Beyazıt ın herhangi bir toprak damında Ben senin herhangi bir insan elinin terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim Ben senim beni Sevebilme ihtimalini sevdim. Yılmaz Erdoğan |
||
|
||
| AŞK HAYATI Sevmek gibi geliyordu her şey, sevmek gibi gidiyordu kadın adının anlattığı,canın teni yakmasıydı, bir bulut evet ama aslolan bulutun suyu yağmasaydı... 'bir insanı sevmekle başlıyordu her şey' ve boşanmak için en az iki şahit gerekiyordu Yılmaz ERDOĞAN |
||
|
||
| Aldanmışım bir kere Yalan sevgine Aşık gibi görünen Sahte bakışına Aldanmışım bir kere Ardındaki yapmacık gülüşüne Aldanmışım bir kere mert, yiğit gibi Görünen erkekliğine Aldanmışsın bir kere Seni ne kadar çok, Sevdiğim halde bırakmayacağıma Ama ne yazık sana Aldanmışsın bir kere Attila İLHAN |
||
|
||
| Lavinia Sana gitme demeyeceğim. Üşüyorsun ceketimi al. Günün en güzel saatleri bunlar. Yanımda kal. Sana gitme demeyeceğim. Gene de sen bilirsin. Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim, İncinirsin. Sana gitme demeyeceğim, Ama gitme, Lavinia. Adını gizleyeceğim Sen de bilme, Lavinia. Özdemir ASAF |
||
|
||
| AKIL GÖZÜ Seni bulmaktan önce aramak isterim, Seni sevmekten önce anlamak isterim, Seni bir yaşam boyu bitirmek değil de, Sana hep yeniden başlamak isterim. Özdemir Asaf |
||
|
||
| BAĞIŞLA Ya zamanından çok erken gelirim Dünyaya geldiğim gibi Ya zamanından çok geç Seni bu yaşta sevdiğim gibi Mutluluğa hep geç kalırım Hep erken giderim mutsuzluğa Ya her şey bitmiştir çoktan Ya hiçbir şey başlamamış Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın Ölüme erken sevgiye geç Yine gecikmişim bağışla sevgilim Seviye on kala ölüme beş Aziz NESİN |
||
|
||
| Çocuk ruhumu yakalayıp Asıyorlar kulağından ağaca. Gözleri faltaşı bir resim: Korkularım Sallanıyor vahşi tarihin rüzgarında. Kurudukça çiroz gibi büzüşüp Çekiliyorum kemiklerime doğru Taş çağının hayvan derili mızrakları Sürüyor izimi Havlıyor yakınımda Karanlığın köpekleri Tutulmasam keşke hiç. BİR YAPRAK GİBİ KOYMASAM İnsanlar arasınsa kendimi Parmaklar arasında ufalanmasam SAKLASAM YÜZÜMÜN ARKASINA Bir daha hiç çıkmasam Bir daha hiç çıkmasam İNSAN İLE OYUN |
||
|
||
| 'Yıkın Heykellerimi' "Ey milletim, Ben, Mustafa Kemal'im... Çağın gerisinde kaldıysa düşüncelerim, Hâlâ en hakiki mürşit, değilse ilim, Kurusun damağım, dilim. Özür dilerim... Unutun tüm dediklerimi. Yıkın, diktiğiniz heykellerimi... Özgürlük hâlâ, En yüce değer Değilse eğer... Prangalı kalsın diyorsanız, köleler... Unutun tüm dediklerimi. Yıkın, diktiğiniz heykellerimi... Yoksa, çağdaş medeniyetin bir anlamı, Ortaçağa taşımak istiyorsanız zamanı, Baş tacı edebiliyorsanız Sanatın içine tüküren adamı... Unutun tüm dediklerimi. Yıkın, diktiğiniz heykellerimi... Yetmediyse acısı, şiddetin, savaşın. Anlamı kalmadıysa Yurtta sulh, dünyada barışın. Eğer varsa ödülü, silahlanmayla yarışın. Unutun tüm dediklerimi. Yıkın, diktiğiniz heykellerimi... Özlediyseniz fesi, peçeyi. Aydınlığa yeğliyorsanız, kara geceyi. Hâlâ medet umuyorsanız Şıhtan, şeyhten, dervişten. Şifa buluyorsanız, Muskadan, üfürükçüden... Unutun tüm dediklerimi. Yıkın, diktiğiniz heykellerimi... Eşit olmasın diyorsanız, kadınla erkek... Kara çarşafa girsin diyorsanız, Yobazın gazabından ürkerek... Diyorsanız ki, okumasın Kadınımız, kızımız; Budur bizim alın yazımız... Unutun tüm dediklerimi. Yıkın, diktiğiniz heykellerimi... Fazla geldiyse size, Hürriyet, Cumhuriyet... Özlemini çekiyorsanız, Saltanatın, sultanın... Hâlâ önemini anlayamadıysanız, Millet olmanın... Kul olun, ümmet kalın, Fetvasını bekleyin, Şeyhülislamın... Unutun tüm dediklerimi. Yıkın, diktiğiniz heykellerimi. RAHAT BIRAKIN BENİ..." |
||
|
||
| Yağmur Güzeli Yağmurlar yağmıyor mu inceden ince Rüzgarlar esmiyor mu serince Bir sigara yakıyorum efkarlanarak Çıkıp karşıma sen geliyorsun Saçların ıslanmış oluyor "Gel" diyorum duymuyorsun beni bir türlü Seni böyle hayal meyal yaşamak çok zor Uzanıp tutsam diyorum incecik ellerinden Ellerim boşlukta kalıyor Bir gün çıkıp gideceksin Sonra arkandan yine bir ince yağmur yağacak Cadde cadde sokak sokak Sayıklar gibi dolaşıp seni arayacağım Beni bir köşe başında ağlıyor bulacaklar Saklamak zor olacak çaresiz kalacağım Seni sevdiğimi anlayacaklar Üstüme yağmurlar yağacak İnce bir dal gibi birden kopup kırılacağım Kaldırım taşlarında sıcaklığım kalacak Kahrolacağım Bu şiiri yağmur yağarken yazdım Ezanlar okunuyordu minarelerden Seni düşünmeseydim yağmurlu havalarda Sokaklara çıkmayı göze almazdım Melül mahzun dolaşmazdım akşam karanlığında Duraklarda yapayalnız kalmazdım Yağmurlar yağmıyor mu inceden ince Rüzgarlar esmiyor mu serince Çıkıp karşıma sen geliyorsun Saçların ıslanmış oluyor Gel diyorum duymuyorsun beni bir türlü Seni böyle hayal meyal yaşamak çok zor Uzanıp tutsam diyorum inceceik ellerinden Elerim boşlukat kalıyor. Yavuz Bülent Bakiler |
||
|
||
| Ne Ararsın Tanrı İle Aramda Ne ararsın Tanrı ile aramda Sen kimsin ki orucumu sorarsın? Hakikaten gözün yoksa haramda Başı açığa neden türban sorarsın? Rakı, şarap içiyorsam sana ne Yoksa sana bir zararı, içerim İkimiz de gelsek kıldan köprüye Ben dürüstsem sarhoşken de geçerim. Esir iken mümkün müdür ibadet Yatıp kalkıp Atatürk'e dua et... Senin gibi dürzülerin yüzünden Dininden de soğuyacak bu millet. İşgaldeki hali sakın unutma Atatürk'e dil uzatma sebepsiz Sen anandan yine çıkardın amma Baban kimdi bilemezdin şerefsiz. Murat ÇELİK. -sağoL asü.- |
||
|
||
| kendim için; ''bakakalırım gidem geminin ardından atamam kendimi denize,dünya güzel serde erkeklik var,ağlıyamam.'' (orhan veli) |
||
|
||
| DESEM Kİ Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır, Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor, Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini, Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim, Senden kopardım çiçeklerin en solmazını, Toprakların en bereketlisini sende sürdüm, Sende tattım yemişlerin cümlesini. Desem ki sen benim için, Hava kadar lazım, Ekmek kadar mübarek, Su gibi aziz bir şeysin; Nimettensin, nimettensin! Desem ki... İnan bana sevgilim inan, Evimde şenliksin, bahçemde bahar; Ve soframda en eski şarap. Ben sende yaşıyorum, Sen bende hüküm sürmektesin. Bırak ben söyleyeyim güzelliğini, Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber. Günlerden sonra bir gün, Şayet sesimi farkedemezsen, Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden, Bil ki ölmüşüm. Fakat yine üzülme, müsterih ol; Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini, Ve neden sonra Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede, Hatırla ki mahşer günüdür Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum. Cahit Sıtkı TARANCI |
||