mor ve ötesi fan sitesi (Arşiv Ana sayfa) => Edebiyat

Konu: Beğendiğiniz Şiirler - Hikayeler-masallar..

Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 [ 17 ] 18 19 20 21 22 23

Limon 28.07.2007 14:18:34
O OLMAZSA.....

O olmazsa yaşayamam.´ demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle O daha az sever seni,
Senin O´nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
´O benim.´ diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak...


Can YÜCEL

beyaz kelebek 28.07.2007 15:27:15
Bu son gidişin vardı ya... Benden beni alışın, sonra ardına bakmadan adımların... Hani gitmezdin? Hani bitmezdi? Yegane buluşma yerimiz olan bu rıhtımda ölcektik beraber... Nefeslerimizin karıştığı, rengarenk balonlar gibi uçup gitmeyecekti bu sevda kalbinden?

Bitmişti, gitmiştin. Bu rıhtımı senle sevmiştim, balonları da. Senden sonra bu rıhtıma da küsmüştüm,balonlara da. Sevdiğim kadar da korkardım balonlardan. Hem hayallerimdi, hem de korkularım. Karışan nefeslerimiz hapsolurdu orda. Uzaklara yol alırdı nefeslerimiz, içiçe, beraber... Hoşuma giderdi bu. Bir çocuk gibi sevinirdim. Bazen de nefesim içimde hapsolurdu, düşünürdüm. Beni bitirdiğin "dün"ün bir gün gelip gelmeyeceğini düşünürdüm. Kırgın bir çocuk edasıyla bakardım balonlara. Sevdamız da son bulacak mı derdim, nefeslerimizin bir gül dikeniyle dağılması gibi. Bazen de küserdim balonlara...

Senin gidişine inat balonlar aldım bugün. Bir sürü balonda bitirdim nefeslerimi, göğsümde derman kalmayana kadar. Sonra seni kalbimden kovmaya heveslenerek hepsini tek tek azad ettim. Hepsinin arkasından baktım, anıları silmeye çalışarak... Birinde ilk bakışını unutmak istedim. Bir diğerinde ilk öpücüğünü. Başka birinde hiç üşümeyen sıcacık ellerini...

Balonları izledim gözden kaybolana kadar. sonra, sen giderken arkandan baktığım yere oturdum. Sonunu ufukta bile göremediğim berrak ve dalgasız denize baktım. Uzaklara daldım, neyi düşündüğümü bilmeden. Sonra irkildim birden. Balonlar bitmemişti. Son kalan nefesimi de onlarla tüketip seni ve balonları unutmak istedim... Son kalan balonları da beraber yollayıp sana isyan edecektim. hayatıma girişine, yaşadıklarımıza... Ve, gidişine...

Cebimden çıkan ilk balon beyazdı. gözlerim kapalı, masum bir çocuk gibi aldanışımdı bu. Hayatıma girişini silip atcaktı bu balon...

İkinci balon maviydi. Gökyüzü kadar sonsuz ve duru sevdamdı mavideki gizem. Ne güzeldi. "Sevdam da son bulur mu bu balonla" diye geçirdim içimden...

Sonra mor renk vardı elimde. bu, gidişinin ve yokluğunun rengiydi. Gidişin de olmayacaktı. Sana kanmamış olcaktım, sende sevdayı tatmamış olcaktım, gidişin de olmayınca sen de olmayacaktın artık. Şımarık bir gülüş peyda oldu önce yüzümde ve sonra, kalan iki balona baktım: Kırmızı ve sarı...

5 balon vardı elimde. 3 tanesi seni silip atcaktı, kalbimde sonundu. ya diğer ikisi?

Hıçkırıklara boğularak yeniden oturdum yerime. Olmamıştı...

Son öpücüğündeki alev dudakların kırmızıya gizlenmişti, bal gözlerin sarıdaydı... Gittiğin yolda tekrardan bakakalmıştım...

beyaz kelebek 28.07.2007 20:56:07
Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu,öbürü
mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere
daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse
bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti
bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başrdılar. İkisi de her sabah
otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında
kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf
birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp,
şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek
itiraf ettiler bir süre sonra...

Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu...
Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki
yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor
getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında
da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen,
banka
hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da
kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi
onlarınki...

Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü,
büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi
sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, bütün mutlulukların bizim
olmasını beklemek, bencillik olur diyerek devam ettiler hayatlarına.
Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... Senin için ölürüm derdi kadın,
sımsıkı sarılıp adama ve adamda Hayır, ben senin için ölürüm diye yanıt
verirdi hep...

Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, Bir
tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak.... Kütüphanenin ikinci rafında
başka bir not olurdu, Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok
sevdiğimi sakın unutma Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu
notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek,
kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla
karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....

Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun
hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı
yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler.
Adam,
hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı.
Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı.
Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken,
harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde satılık levhası asılı
olan.Ne dersin, bu evi alalım mı? dedi adama.Bu viraneyi yıktırır,
harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası
olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım
burayı. Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?diye yanıt verdi
adam. Amerikadaki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç
para olursa olsun, burası bizimdir artık....

Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor
oldu adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla.
Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra,
kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu
görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki
evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir
cevap aldı: Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi
unut...

Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da
çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini
söylemesi için yalvardı adama, Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur
anlat diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve
sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça,
beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu
yüreği...

Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği
arkadaşına dert yanarken, Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım
diye sözünü kesti arkadaşı. O, seni aldatıyor. İş yerimin tam
karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra
sarmaş dolaş biniyorlar arabaya.. Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu
yalanları diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini
kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen
karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri
masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı
hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde
ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...

Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona
sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi.
İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta
yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve
bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, son bir kez kucaklamak
isterim seni diyecek oldu ama kadın, '' defol '' dedi nefretle...

İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son
bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya
çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerikaya yerleştiğini
öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama
nöbetleri
geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu.

Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile,
kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle
uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. Sen, buraya ne
yüzle geliyorsun diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. Lütfen, içeri
girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor. dedi genç kadın.
Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: Hiçbir şey
göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü.
Geçen yıl
Amerikadaki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir
senelik ömrü kaldğını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi
onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden
uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine
de haber vermedi. Birlikte Amerikaya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa
ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi
görüyor ve kurtulacağına
inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda
yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi... Gözlerinden akan yaşları
durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu.
Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla
katlanmış
bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, Lütfen bütün notları
sırayla oku bir tanem diyordu... Sırayla okudu; Seni çok sevdim, Seni
sevmekten hiç vazgeçmedim Senin için ölürüm derdin hep, doğru
söylediğini bilirdim. Fakat benim için ölmeni istemedim. Şimdi bana söz
vermeni istiyorum. Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?

Son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve
son kağıtta şunlar yazılıydı: Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye
göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep
seni izliyor olacağım....
__________________


beyaz kelebek 28.07.2007 20:57:27
Geç Dönen Sevgili


Beş yıl olmuştu beraberlikleri başlayalı, Atilla çok yakışıklı, Büşra ise çok güzeldi çok uyumlulardı birbirlerine çok mutlu ve örnek bir aşkları vardı kimseyi umursamadan aşklarının tadını çıkartıyorlar ve sevgilerinin karşısında kimse duramıyordu kendi aralarında sözlenmişlerdi büyük bir aşktı bu. Bir gün yanlış bi anlaşılma yüzünden Atilla ile Büşra kavga ettiler ve Büşra Atilla'yı yüz üstü bırakıp ayrıldı ondan aynı mahallede oturuyorlar ve evleri karşılıklıydı Atilla ne yaptıysa olmadı bir türlü Büşra'nın geri dönmesini sağlayamadı ve uzun süre ayrı kalmışlardı Atilla artık eskisi gibi gülemiyor ve eğlenemiyordu Büşra ise Atilla'yı dışarıda gördüğünde suratına bile bakmıyordu.
Bir gün Atilla arkadaşlarıyla bir çay bahçesinde buluşup erkek erkeğe muhabbete dalmıştı birden çay bahçesine giren bir çift Atilla'nın dikkatini çekmişti, birde dönüp bakınca o erkeğin sarıldığı kızın Büşra olduğunu görmüştü ve o an donmuş kalmıştı Büşra Atilla'yı görmüş ama görmezlikten gelmiş Atilla o günden sonra kimselerle konuşmaz olup susmuştu. Artık ne camdan Büşraya bakıyor nede dışarı çıkıyordu artık hayata küsmüştü ve bir gün, Atilla bir çocukla Büşraya bi şiir yollamış Büşra şiiri alıp okumaya başlamış...
-Bir sabah sen uyurken, bir çığlık kopacak
Bu çığlık seni ve herkesi uyandıracak
Kalkıp nereden geliyor diye bakacaksın
Baktığında bizim evden geldiğini anlayacaksın
Sen daha şaşkınlığını atamadığın bir anda
Bir sela sesi çınlayacak bu şehrin sokaklarında
Tüm insanlar toplanacak birden oraya
Benim öldüğümü söyleyecekler sana
İnanmak istemeyeceksin onlara
Sonra koşup geleceksin bizim eve
Sarmışlar beni beyaz bir çarşafa
Bir hoca, dua edecek baş ucumda
Derken tabuta koymak isteyecekler beni
Vermemek için tutacaksın beyaz kefenimi
Yalvaran gözle bakacaksın onlara
Dokunmayın diyeceksin ne olur dokunmayın ona
Ben koyarım onu tabutuna
Ellerin varmayacak beni tabuta koymaya
Mecbur olduğunu anlayacaksın bir anda
Koyacaksın beni o uzun sandığa
Ve dönüp onlara beni sevdiğini söyleyeceksin
Sonra dönüp bana
İnan bu sözüm yalan değil diyeceksin
Sarılıp tabutuma bir off... çekeceksin
İşte o an benim aylarca çektiğimi
Sen bir anda çekeceksin
Geçte olsa hatanı anlayacaksın
Bir an yaşlı gözlerle bana bakacaksın
Bak sana döndüm diye yalvaracaksın...
Mecburen seni seveni..
Beyaz kefeninde bırakacaksın
Ve o günden sonra insanların dilinde
Geç dönen sevgili olarak anılacaksın"
Büşra şiiri tam bitirmiştiki birden bire Atilla'ın evinden bir çığlık koptu ve Büşra koşturdu o çığlığa ve Atilla'nın tavanda bir urganla asılı olduğunu gördü ve Büşra şiirin aynısını yaşadı. Bu olaydan sonra Büşra`yı ve Atilla'yı tanıyan kişilerin dilinde "GEÇ DÖNEN SEVGİLİ" diye anıldı...


beyaz kelebek 28.07.2007 20:58:30
Yasli bir bey, sabah erken evinden çikmis, yolda ilerlerken, bir
bisikletlinin kendisine çarpmasi ile yere yuvarlanmis ve hafif yaralanmis.
Sokaktan geçenler yasli beyi hemen en yakin saglik birimine ulastirmislar.
Hemsireler, adamcagizin yarasina pansuman yapmislar, ama 'biraz Beklemesini
ve röntgen çekerek her hangi bir kirik veya çatlak olup olmadigini
inceleyeceklerini' söylemisler. Yasli bey huzursuzlanmis,
acelesi oldugunu, röntgen istemedigini' söylemis.
Hemsireler merakla acelesinin sebebini sormus. Adamcagiz da karim huzur
evinde kaliyor her sabah onunla kahvalti etmeye giderim, geç kalmak
istemiyorum' demis. 'Karinizin, siz gecikince merak edecegini
  düsünüyorsunuz herhalde' demis hemsire.
Adam üzgün bir ifade ile 'ne yazik ki karim Alzheimer hastasi ve benim  kim
oldugumu bilmiyor' demis. Hemsireler hayretle 'madem sizin kim oldugunuzu
bilmiyor neden hergün onunla kahvalti yapmak için kosusturuyorsunuz'
demisler.

Adam buruk bir sesle 'ama ben onun kim oldugunu biliyorum demis.


SEVDIKLERINIZIN KIM OLDUGUNU ASLA UNUTMAMANIZ DILEGIYLE...

TorTu 04.08.2007 22:47:16
Haziran'da ölmek zor    
                          orhan kemal'in güzel anısına 
işten çıktım 
sokaktayım 
        elim yüzüm üstümbaşım gazete 
   
sokakta tank paleti 
sokakta düdük sesi 
sokakta tomson 
        sokağa çıkmak yasak 
   
sokaktayım 
gece leylâk 
       ve tomurcuk kokuyor 
yaralı bir şahin olmuş yüreğim 
uy anam anam 
haziranda ölmek zor! 
   
havada tüy 
havada kuş 
havada kuş soluğu kokusu 
hava leylâk 
       ve tomurcuk kokuyor 
ne anlar acılardan/güzel haziran 
ne anlar güzel bahar! 
kopuk bir kol sokakta 
              çırpınıp durur 
   
çalışmışım onbeş saat 
tükenmişim onbeş saat 
acıkmışım yorulmuşum uykusamışım 
anama sövmüş patron 
       ter döktüğüm gazetede 
sıkmışım dişlerimi 
ıslıkla söylemişim umutlarımı 
             susarak söylemişim 
sıcak bir ev özlemişim 
sıcak bir yemek 
ve sıcacık bir yatakta 
             unutturan öpücükler 
çıkmışım bir kavgadan 
                    vurmuşum sokaklara 
   
sokakta tank paleti 
sokakta düdük sesi 
sarı sarı yapraklarla birlikte sanki 
             dallarda insan iskeletleri 
   
asacaklar aydemir'i 
asacaklar gürcan'ı 
       belki başkalarını 
pis bir ota değmiş gibi sızlıyor genzim 
dökülüyor etlerim 
               sarı yapraklar gibi
 
asmak neyi kurtarır
       sarı sarı yaprakları kuru dallara?
yolunmuş yaprakları
kırılmış dallarıyla
               ne anlatır bir ağaç
hani rüzgâr
hani kuş
        hani nerde rüzgârlı kuş sesleri?

asılmak sorun değil
        asılmamak da değil
kimin kimi astığı
kimin kimi neden niçin astığı
               budur işte asıl sorun!
 
sevdim gelin morunu
sevdim şiir morunu
moru sevdim tomurcukta
moru sevdim memede
             ve öptüğüm dudakta
ama sevmedim, hayır
iğrendim insanoğlunun
        yağlı ipte sallanan morluğundan!

neden böyle acılıyım
neden böyle ağrılı
neden niçin bu sokaklar böyle boş
niçin neden bu evler böyle dolu?
sokaklarla solur evler
sokaklarla atar nabzı
                               kentlerin
sokaksız kent
kentsiz ülke
kahkahanın yanıbaşı gözyaşı
 
işten çıktım
elim yüzüm üstümbaşım gazete
karanlıkta akan bir su
        gibi vurdum kendimi caddelere
hava leylâk
              ve tomurcuk kokusu
havada köryoluna
havada suçsuz günahsız
                    gitme korkusu
ah desem
       eriyecek demirleri bu korkuluğun
oh desem
       tutuşacak soluğum

asmak neyi kurtarır
       öldürmek neyi
yaşatmaktır önemlisi
               güzel yaşatmak
abeceden geçirmek kıracın çekirgesini
       ekmeksiz yuvasız hekimsiz bırakmamak
 
ah yavrum
ah güzelim
canım benim / sevdiceğim
                     bitanem
kısa sürdü bu yolculuk
       n'eylersin ki sonu yok!
gece leylâk
              ve tomurcuk kokuyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

nerdeyim ben
nerdeyim ben
       nerdeyim?
kimsiniz siz
kimsiniz siz
        kimsiniz?
ne söyler bu radyolar
gazeteler ne yazar
kim ölmüş uzaklarda
            göçen kim dünyamızdan?
 
asmak neyi kurtarır
       öldürmek neyi?
yolunmuş yaprakları
       ve kırılmış dallarıyla bir ağaç
              söyler hangi güzelliği?

kökü burda
        yüreğimde
yaprakları uzaklarda bir çınar
ıslık çala çala göçtü bir çınar
       göçtü memet diye diye
              şafak vakti bir çınar
           silkeledi kuşlarını
                         güneşlerini:
«oğlum sana sesleniyorum işitiyor musun, memet,
                                                                      memet!»

gece leylâk
       ve tomurcuk kokuyor
üstümbaşım elim yüzüm gazete
vurmuşum sokaklara
vurmuşum karanlığa
       uy anam anam
       haziranda ölmek zor!
 
bu acılar
bu ağrılar
              bu yürek
neyi kimden esirgiyor bu buz gibi sokaklar
bu ağaçlar niçin böyle yapraksız
bu geceler niçin böyle insansız
bu insanlar niçin böyle yarınsız
bu niçinler niçin böyle yanıtsız?

kim bu korku
        kim bu umut
ne adına
              kim için?
 
«uyarına gelirse
       tepemde bir de çınar»

             demişti on yıl önce
demek ki on yıl sonra
demek ki sabah sabah
demek ki «manda gönü»
demek ki «şile bezi»
demek ki «yeşil biber»
bir de memet'in yüzü
bir de güzel istanbul
bir de «saman sarısı»
bir de özlem kırmızısı
demek ki göçtü usta
kaldı yürek sızısı
              geride kalanlara
 
nerdeyim ben
        nerdeyim?
kimsiniz siz
        kimsiniz?
 
yıllar var ki ter içinde
       taşıdım ben bu yükü
bıraktım acının alkışlarına
                      3 haziran '63'ü

bir kırmızı gül dalı 
                    şimdi uzakta
bir kırmızı gül dalı
                    iğilmiş üzerine
yatıyor oralarda
bir eski gömütlükte
       yatıyor usta
bir kırmızı gül dalı
              iğilmiş üzerine
okşar yanan alnını
bir kırmızı gül dalı 
                      nâzım ustanın
 
gece leylâk
       ve tomurcuk kokuyor
bir basın işçisiyim
elim yüzüm üstümbaşım gazete
geçsem de gölgesinden tankların tomsonların
              şuramda bir çalıkuşu ötüyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!
                     Hasan Hüseyin



06.08.2007 12:29:08
Kim o? Deme boşuna, benim, ben. Öyle bir ben ki gelen kapına; baştan başa sen.

Özdemir ASAF

havva2091 06.08.2007 12:51:51
 

 

Serenad .

 

Yesil pencerenden bir gül at bana
Isiklarla dolsun kalbimin içi.
Geldim iste mevsim gibi kapina,
Gözlerimde bulut, saclarimda çig.

Açilan bir gülsun sen yaprak yaprak
Ben askimla bahar getirdim sana.
Tozlu yollardan geçtigim uzak
iklimden sarkilar getirdim sana.

Seffaf damlalarla titreyen agir
Goncanin altinda bükülmüs her sak;
Seninçin dallardan süzülen itir,
Seninçin yasemin, karanfil, zambak...

Bir kus sesi gelir dudaklarindan
Gözlerin gönlümde açar nergisler,
Düsen bin öpstür yanaklarindan
Mor akasyalarla ürperen seher.

Pencerenden bir gül attigin zaman
Isiklarla dolacak kalbimin içi..
Geçiyorum mevsim gibi kapindan,
Gözlerimde bulut, saçlarimda çig. .

 

Ahmet Muhip Dranas

hatırladığım kadarıyla Ahmet Muhip bu şiiri eşi için yazmış...

_siyahoje_ 09.08.2007 22:46:11
orhan veli

bakakalırım giden geminin ardından
atamam kendimi denize dünya güzel
serde erkeklik var ağlayamam...

(biyerde hatam varsa söyleyin gece gece aklıma geldi yazayım dedim Smiley)

zZzeyYynNnepPp 09.08.2007 23:26:56
takmaya çalışırken kuyruğunu
birlikte yaptığımız şeytan uçurtmasının
görürdüm çırpınırdı ufacık kalbin.
hatırımdan bile geçmezdi
sana duyduklarımı söylemek..

acaba hala yaşıyor musun???
-orhan veli-

TorTu 10.08.2007 17:18:18
BİZLER SUSUYORDUK  
Bilmek acı çekmektir. Ve bildik;
Karanlıktan çıkıp gelen her haber
Gereken acıyı verdi bize:
Gerçeklere dönüştü bu dedikodu,
Karanlık kapıyı tuttu aydınlık,
Değişime uğradı acılar.
Gerçek bu ölümde yaşam oldu.
Ağırdı sessizliğin çuvalı.
                      PABLO NERUDA

TorTu 10.08.2007 17:21:10
GİDERAYAK
Handan, hamamdan geçtik,
Gün ışığında hissemize razıydık
Saadetinden geçtik,
Ümidine razıydık;
Hiçbirini bulamadık
Kendimize hüzünler icad ettik ,avunamadık;
Yoksa biz ..
Biz bu dünyadan değilmiydik!?
              Orhan  Veli

TorTu 10.08.2007 17:26:19
BAĞIŞLA
Ya zamanından çok erken gelirim
Dünyaya geldiğim gibi
Ya zamanından çok geç
Seni bu yaşta sevdiğim gibi

Mutluluğa hep geç kalırım
Hep erken giderim mutsuzluğa
Ya her şey bitmiştir çoktan
Ya hiçbir şey başlamamış

Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın
Ölüme erken sevgiye geç
Yine gecikmişim bağışla sevgilim
Seviye on kala ölüme beş
Aziz NESİN

TorTu 10.08.2007 17:27:49
AKIL GÖZÜ
Seni bulmakdan önce aramak isterim,
Seni sevmekten önce anlamak isterim,
Seni bir yaşam boyu bitirmek değil de,
Sana  hep yeniden başlamak isterim.
                           Özdemir Asaf

TorTu 10.08.2007 17:29:22
Başka Türlü Bir Şey
Başka türlü bir şey benim istediğim
ne ağaca benzer, ne de buluta
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz,
havası ayrı hava..
Bir başka yolculuk dalından düşmek yere
yaşadığından uzun
bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
ağacın yüksekliğince
dalın yüksekliğince rüzgarda
ve bir yeni ömür
vardığın çimen yeşilliğince
nerde gördüklerim
nerde o beklediğim
rengi başka
tadı başka..
                            Can Yücel



Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 [ 17 ] 18 19 20 21 22 23