|
||
| Senden öğrendim, aldırmamayı hiçbir şeye, Aşk’a, sevgiye, dostluğa duyarsızlığı… Senden öğrendim. Ben demeyi, biz diyememeyi. Senden öğrendim özlememeyi, ve sevmemeyi ve mutlu olamamayı ve daha neler, neleri… Yani boşuna değilmiş sana teslimiyetim, Boşuna değilmiş uykusuzluğa mahkum geceler, Hiç boşuna değilmiş, her sözüne inanması saf yüreğimin. Aldatıldım demiyorum asla, Sevmiştim, gerçekten sevmiştim amma, Her sevenin sevilmiyeceğini de senden öğrendim. Şarkılarda yaşamayı, Umudu fallarda aramayı ve hatta şiir yazmayı bile sende öğrendim. Öğrendim öğrenmesine de… Kimseye öğretmeye niyetim yok bilesin. Ben yine aynı benim, Sevdamı kirletmedim. Katıksızdı, riyasızdı, tertemizdi. Değişen ne? Hiçbirşey. Yine katıksız, yine riyasız, yine tertemiz seveceğim. Başkasını mı? Asla! Beni sevmediğini bile bile Göz göre göre, Her şeye rağmen, ve sana rağmen Seni sevmeye devam edeceğim. |
||
|
||
| Yaşamak Dediğimiz Feryat Kalbini taşırken harcadığın kuvvet ufacık elleri olan bir devin çırpınışlarıymış, o dev ki: mızraktan yağmurlar altında dolaşarak bileklerini incecik yasemin saplarına alıştırmış Demek ki, seninle tanıştırdığım sihir arpaların, kozaların, peteklerin, aslına astarına aşk denilen, burçlarında atmacalar, şahinler barındıran, bağrın bağra çarpışından başlayan sevdalı buluşmaların ürünü bir sihirmiş, o sihir ki: kanında öpüşlerin olduğu kadar şerefli ayrılıkların kıpırtılarını da biriktirmiş Şimdi beton üstüne serilmiş bir döşeğin kıyısında bunları yazarken şaşkınlıklar ve özlemlerle zenginleşen sözlerin senden çaldığı sıcaklığıyla vedalaşmadayım, ve - sevgilim - bıraktığın notu okuduğum sıralar koyu bir gecenin çıngıraklarından çok uzakta olacağım, üstelik dağlarda, bayırlarda bile zaptedemediğim o feryadı çaresiz, oradan parmaklıklar ardından taşıracağım Şurada, kaçaklık aylarımın son günüyle geçip gidiyor hayatımın bir dönemi... İşte köşesinden köşesine dolaştığım şehir; işte içime dolan hava; böğürlerimdeki çılgın girdabı aldığım her nefesin... gelişime kapı örtenler de oldu bu şehirde yatak serenler de gecelerime Sen gözlerinin maviliği gözyaşlarına bulaşan titreyiş, yosunları dalgalara kıyılara vuran kuvvet, sen akılalmaz sarplıklardan fışkıran çiçeklerdeki fiyaka, doğuruşların görkemini taşıyan şefkat, cançekişler, gerinişler, intikam duyguları, yetkinlikler, eriklerin ham lezzeti, körpelikler, midyelerde incileşen kumtanesi: aynı hızla yolumu gözle - geleceğim - unutma ki |
||
|
||
| her şey şiirlerde ne kadar da güzel.herşeyin bir yalan olduğunu yazsak bu güzel olmaz ama... | ||
|
||
| KARANFİL Yarin dudağından getirilmiş. Bir katre alevdir karanfil. Ruhum acısından bunu bildi. Düştükçe vurulmuş gibi,yer yer Kızgın kokusundan kelebekler. Gönlüm ona pervane kesildi (Ahmet Haşim) |
||
|
||
| SEVİYORUM SİZİ seviyordum sizi ve bu aşk belki içimde sönmedi bütünüyle fakat üzmesin sizi artık bu sevgi istemem üzülmenizi hiç bir şeyle sessizce,umutsuzca seviyordum sizi bazen çeküngenlik,bazen kıskançlıkla üzgün bu öyle içten,öyl candan bir sevgiydiki dilerim bir başkasınca böyle sevilin. Aleksandr Puşkin çeviren:Ataol BEHRAMOĞLU |
||
|
||
| GÜZEL HAVALAR beni bu güzel havalar mahvetti böyle havada istifa ettim evkaftaki memuriyetimdem böyle havada aşık oldum; eve ekmekle tuz getirmeye böyle havalarda unuttum; şiir yazma hastalığım hep böyle havalarda nüksetti; beni bu güzel havalar mahvetti.. |
||
|
||
| GÜNEŞİ İÇENLERİN TÜRKÜSÜ Bu bir türkü:- toprak çanaklarda güneşi içenlerin türküsü! Bu bir örgü:- alev bir saç örgüsü! kıvranıyor; kanlı; kızıl bir meş'ale gibi yanıyor esmer alınlarında bakır ayakları çıplak kahramanların! Ben de gördüm o kahramanları, ben de sardım o örgüyü, ben de onlarla güneşe giden köprüden geçtim! Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi. Ben de söyledim o türküyü! Yüreğimiz topraktan aldı hızını; altın yeleli aslanların ağzını yırtarak gerindik! Sıçradık; şimşekli rüzgâra bindik!. Kayalardan kayalarla kopan kartallar çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını. Alev bilekli süvariler kamçılıyor şaha kalkan atlarını! Akın var güneşe akın! Güneşi zaptedeceğiz güneşin zaptı yakın! Düşmesin bizimle yola: evinde ağlayanların göz yaşlarını boynunda ağır bir zincir gibi taşıyanlar! Bıraksın peşimizi kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar! İşte: şu güneşten düşen ateşte milyonlarla kırmızı yürek yanıyor! Sen de çıkar göğsünün kafesinden yüreğini; şu güneşten düşen ateşe fırlat; yüreğini yüreklerimizin yanına at! Akın var güneşe akın! Güneşi zaaptedeceğiz güneşin zaptı yakın! Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk! Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız, toprak kokuyor bakır sakallarımız! Neş'emiz sıcak! kan kadar sıcak, delikanlıların rüyalarında yanan o «an» kadar sıcak! Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak, ölülerimizin başlarına basarak yükseliyoruz güneşe doğru! Ölenler döğüşerek öldüler; güneşe gömüldüler. Vaktimiz yok onların matemini tutmaya! Akın var güneşe akın! Güneşi zaaaptedeceğiz güneşin zaptı yakın! Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor! Kalın tuğla bacalar kıvranarak ötüyor! Haykırdı en önde giden, emreden! Bu ses! Bu sesin kuvveti, bu kuvvet yaralı aç kurtların gözlerine perde vuran, onları oldukları yerde durduran kuvvet! Emret ki ölelim emret! Güneşi içiyoruz sesinde! Coşuyoruz, coşuyor!.. Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor! Akın var güneşe akın! Güneşi zaaaaptedeceğiz güneşin zaptı yakın! Toprak bakır gök bakır. Haykır güneşi içenlerin türküsünü, Hay-kır Haykıralım! 1924 NAZIM HİKMET RAN |
||
|
||
| NAZAR Gece, Leylâ’yı ayın on dördü, Koyda tenhâ yıkanırken gördü. “Kız vücûdun ne güzel böyle açık! Kız yakından göreyim sâhile çık!” Baktı etrâfına ürkek, ürkek Dedi: “Tenhâda bu ses nolsa gerek,” “Kız vücûdun sarı güller gibi ter!” Dedi: “Tenhâda bu ses nolsa gerek?” Aranırken ayın ölgün sesini, Soğuk ay öptü beyaz ensesini. Sardı her uzvunu bir ince sızı; Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yattı, bir ses duyuyormuş gibi lâl. Yattı, aylarca devâm ett bu hâl. Sindi sîmâsına akşam hüznü. Böyle, yastıkda görenler yüzünü, Avuturlarken uzun sözlerle, O susup baktı derin gözlerle. Evi rüzgâr gibi bir sır gezdi, Herkes endîşeli bir şey sezdi. Bir sabah söyledi son sözlerini, Yumdu dünyâya elâ gözlerini; Koptu evden acı bir vâveylâ, Odalar inledi: “Leylâ! Leylâ!” Geldi köy kızları, el bağladılar... Diz çöküp ağladılar, ağladılar! Nice günler bu şeâmetli ölüm, Oldu çok kimseye bir gizli düğüm; Nice günler bakarak dalgalara, Dediler: “Uğradı Leylâ nazara!” YAHYA KEMAL |
||
|
||
| VATAN HAİNİ "Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet. Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ." Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla, bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un 66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira. "Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ." Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim. Vatan çiftliklerinizse, kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan, vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan, vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın, fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan, vatan tırnaklarıysa ağalarınızın, vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa, ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan, vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa, vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, ben vatan hainiyim. Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla : Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. NAZIM HİKMET |
||
|
||
| BİR HAZİN HÜRRİYET Satarsın gözlerinin dikkatini, ellerinin nurunu, bir lokma bile tatmadan yoğurursun bütün nimetlerin hamurunu Büyük hürriyetinle çalışırsın el kapısında, ananı ağlatanı Karun etmek hürriyetiyle hürsün! Sen doğar doğmaz dikilirler tepene, işler ömrün boyunca durup dinlenmeden yalan değirmenleri, büyük hürriyetinle parmağın şakağında düşünürsün vicdan hürriyetiyle hürsün! Başın ensenden kesik gibi düşük, kolların iki yanında upuzun, büyük hürriyetinle dolaşıp durursun, işsiz kalmak hürriyetiyle hürsün! En yakın insanınmış gibi verirsin memleketini, günün birinde, mesela, Amerika'ya ciro ederler onu seni de büyük hürriyetinle beraber, hava üssü olmak hürriyetiyle hürsün! Yapışır yakana kopası elleri Valstrit'in, günün birinde, diyelim ki, Kore'ye gönderilebilirsin, büyük hürriyetinle bir çukura doldurulabilirsin, meçhul asker olmak hürriyetiyle hürsün! Bir alet, bir sayı, bir vesile gibi değil insan gibi yaşamalıyız dersin, büyük hürriyetinle basarlar kelepçeyi, yakalanmak, hapse girmek, hatta asılmak hürriyetinle hürsün Ne demir, ne tahta, ne tül perde var hayatında, hürriyeti seçmene lüzum yok hürsün. Bu hürriyet hazin şey yıldızların altında. 1951 Nazım Hikmet Ran |
||
|
||
| tabiki de Küçük İskender'in özgün şiirlerine bayılırım ama en güzeli ROCKMANİFESTO'sudur Yayınımıza Türkçe sözlü hafif hüzünle devam ediyoruz. Bana mayasıl bulaştır anne! Anne bana uyuşturucu sat! Bana define haritası ısmarla anne! Bana canavar düdüğü kirala! Anne, göbekkordonumu geri ver bana! Bana süt ve regl ısıt! Bana rakı pişir anne! Anne beni ahlaksız yetiştir! Anne bana birkaç hormon ve enzim öner! Bana köpek yarala anne! Anne sen Iron Maiden'a basgitarist ol! Anne sen gerilla eğitimi gör, dağlara çık! Anne sen bir 'Çocukları Kurşuna Dizme Mangası' kur! Anne sen artık büyü ve rahat bırak penisimi! Onunla sperm bankalarından kredi temin edeceğim! Benim yerime askere sen git anne! Sen orospu ol benim yerime! Anne, sen inan benim yerime sosyalizme! Benim yerime sen eşcinsel ol anne! Bana Kuran, İncil, Tevrat, Zebur indir anne! Evlilik cüzdanınızı tuvalet kâğıdı olarak kullanmama izin ver! Erkek sevgilimle evlenirken nikâh memurumuz sen ol anne! Ben bu dünyanın insanlarından sıkıldım, gideceğim, kafesimin kapısını sen aç anne! Bana en güzel oyunları sen sergile, en güzel filmleri sen oynat! Müziğin sesini sen yükselt! Benim yerime onların önünde sen soyun anne! Yataklarına gir, ruhlarından çık, nefeslerinden art anne! Bana yine oyuncaklar getir, mamalar yedir, altımı yine sen değiştir anne! Yayınımıza Türkçe sözlü hafif hüzünle devam ediyoruz Bana Allah'ın olmadığını sen söyle anne! Anne, bir polis devleti vatandaşı olduğunu yalnızca bana itiraf et! Beni artık eve çağırma pencereden akşamları anne! Ben sokağa nüfuz ettim. Ben sokakça emildim. Beni iktidarın kucağına bırakma; düzüleceksem eğer, beni sen düz anne! Kırıldığım yerde yapıştırmaya kalkma beni! Bir köre bir rengi nasıl anlatamazsan, bana da hakikati anlatamazsın. Uçan kuşun hayatı değişmiştir; senin gibi malumatsız, şevksiz, palyaçosuz yaşayamam. Mantarım içime kaçmışsa ve ben devrilip dökülmeye hazırsam, reklamımı yapma anne! Beni hangi umacıdan döllediğini söylemeye hazırlan! İdrarımı iç anne! Aç karnına canlı hamamböcekleri yut, beni unut, artık yüzümü hatırlama anne! Ölümümü hızlandır, büyümeme engel ol, şiirlerimi okurken osur anne! Hep bir noktayı belirtmeden geçerek konuşmayı terbiyesizlik say! Çok güzel diri taklidi yaptığımı bir sır olarak sakla anne! Bütün hoş delikanlıları bana getir, onların tabanlarını jiletle yavaşça kesip tuz bastıktan sonra ağır ağır yalayacağım anne! Yayınımıza Türkçe sözlü hafif hüzünle devam ediyoruz. Ben odamda ağlarken sen banyoda kan ile duş al anne! Bana süt ve regl ısıt! Dolunaylarda ulumamdan ürkme lütfen, dostum şeytan'ın arada bir bizde yatıya kalmasına kızma, içerleme onun tuvalette işerken '666 666' diye bağırarak orgazm olmasına. Kıçıma bayrak dövmesi yaptırmış olmama sakın sinirlenme anne! Sen oyun havaları dinleyip göbek at insanlar öldürülürken anne! Silahlarımı temizle, yağla! Sabahlara kadar mastürbasyon yapmamın nedenlerini araştırmaya kalkma anne! Biz yalnızız. Biz yapayalnızız. Bunun çok komik olduğunu biliyorum, ama bunu artık sen de öğren anne! Okumayı sök; sevmek, sevişmek konusunda kendini eğit! Kurumlaşmaya karşı çık, yürüyüşlere katıl, slogan at! Seni de bir binanın bilmemkaçıncı katından aşağı yuvarlayacaklardır nasılsa. Yayınımıza Türkçe sözlü hafif hüzünle devam ediyoruz. Benimle birlikte intihar et anne! |
||
|
||
sevgiye on kala ölüme beş Ya zamanindan erken gelirim; Dünyaya geldigim gibi, Ya zamanindan çok geç; Seni bu yasta sevdigim gibi. Mutluluga hep geç kalirim; Hep erken giderim mutsuzluga. Ya hersey bitmistir çoktan, Ya hiçbir sey baslamamis. Öyle bir zamanina geldimki yasamin Ölüme erken seviye geç. Yine gecikmisim bagisla sevgilim; Seviye on kala, ölüme bes... Aziz Nesin |
||
|
||
| Kimim Var Ki?.. -------------------------------------------------------------------------------- Evinden kitaplarından uzaktamısın Arada bir telefon et kendine Kendine mektuplar yaz yanıt beklemeden Kartlar gönder kendine her gittigin uzaklardan Sevgilim diye baslayıp öperim diye biten Senin senden baska kimin varki arasın İnince trenden yada ucaktan yalnızlığın Sevincle karşıla yanlızlıgını garlarda hava alanlarında Ayrılıslarda da sarılıp öpüş yanlızlıgınla Ugurla kendi kendini dönüşsüz yolculuklara Bekle kendini uzak yolculuklardan donersin diye Senın senden baska kimin varki beklesin İçki masalarında bir basınamısın Kendınleysen yetmelisin kendine Çogaltıp yanlızlığını konuş bir cok kendinle Kaldır içki bardağını kendi şerefine Ağlaşarak gülüşerek tartısarak kendileSenin senden başka kimin varki bulasın Düşmanlarının saldırılarından yuvarlandıkca yerlere Tutup kendi saclarından kaldır kendini Seni sana bildirecek kimsen yok başka kendinden Ölünce senin bile haberin olmayacak öldüğünden Haber ver kendineki öldüğünü bilesin Kimin varkı senin sana öldüğünü söylesin Kendi kendinin hem konuğu hem ev sahibisin Zamanın varken ağırla kendini sarılıp öperek Biliyorsun nasıl olsa yakın o gelecek Kimileridiyecek Daha şimdiden sev kendini sev kendini sevv Kimin varki senin seni senden baska sevecek......... Aziz Nesin |
||
|
||
| Milyon kere Ayten / Ümit Yaşar Oğuzcan Ben bir Ayten'dir tutturmuşum oh ne iyi Ayten'li içkiler içip sarhoş oluyorum ne güzel Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor Şarkılar söylüyorum Şiirler yazıyorum Ayten üstüne Saatim her zaman Ayten'e beş var Ya da Ayten'i beş geçiyor Ne yana baksam gördüğüm o Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz Günlerden Aytenertesidir Odur gün gün beni yaşatan Onun kokusu sarmıştır sokakları Onun gözleridir şafakta gördüğüm Akşam kızıllığında onun dudakları Başka kadını övmeyin yanımda gücenirim Ayten'i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz Bir kadehte sizinle içeriz Ayten'li İki laf ederiz Onu siz de seversiniz benim gibi Ama yağma yok Ayten'i size bırakmam Alın tek kat elbisemi size vereyim Cebimde bir on liram var Onu da alın gerekirse Ben Ayten'i düşünürüm, üşümem Üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar Parasızlık da bir şey mi Ölüm bile kötü değil Aytensizlik kadar Ona uğramayan gemiler batsın Ondan geçmeyen trenler devrilsin Onu sevmeyen yürek taş kesilsin Kapansın onu görmeyen gözler Onu övmeyen diller kurusun İki kere iki dört elde var Ayten Bundan böyle dünyada Aşkın adı Ayten olsun bayıldım bu şiire ya(: |
||
|
||
| 5. Mektup Ayrılık diye bir şey yok, bu bizim yalanımız Sevmek var aslında,özlemek var,beklemek var. Şimdi nerdesin,ne yapıyorsun? Güneş çoktan doğdu.Uyanmış olmalısın. Saçlarını tararken beni hatırladın değil mi? Öyleyse ayrılmadık.Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz. Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum. Önce beklemekten ömür boyunca ya bekliyor, ya bekletiyor insan ikisi de kötü, İkisi de hazin tarafı yaşantımızın. Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar,sonra yürümesini,konuşmasını,büyümesini... Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını, kanunlara saygı göstermesini,insanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar. Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun. Ya o ? Ya o ? İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat,çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor, saadet bekliyor yaşamaktan. Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık. Aradıklarının çoğunu bulamamış,beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak göçüp gidiyor bu dünyadan. İşte yaşamak maceramız bu. Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak ve yaşayıp beklerken ölmek! Özleme bir diyeceğim yok. O,kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası. O, nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı. O, tek güzel yönü bekleyişlerimizin. İnsanlığımız, özleyişlerimizle alımlı, Yaşantımız özlemlerle güzel. Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin. Bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem. Bir ışığı var, bir rengi var, seni özlemenin anlatılmaz. Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam; Seni özlediğim içindir. Beklemenin korkunç zehiri öldürmüyorsa beni; Seni özlediğim içindir. Yaşıyorsam; içimde umut varsa, yine seni özlediğim içindir. Seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki ! |
||