|
||
| ya bir gün umutlarda biterse... işte son bulur hayatı , bir daha doğmamacasına oynanan bir oyun gibi olur.yitip gider sonsuzluğa , günlerce cevap gelmez ve ardından bir gün bile yeniden olmaz , solan güller değil aslında sonbahar mevsiminde göremediğin güzellikler yaratılır...sen hiç bir yerde olamazken sevgiler binlerce km yol alır , sende tutun ve yürümeye başla nereye kadar ilerleyebilirsen ilerle başla hayatın bir yerinden... |
||
|
||
| aslında kısa ama baya bi hoşuma gider ve içimi acıtır GELECEĞİM BEKLE DEDİ BEN BEKLEMEDİM,ODA GELMEDİ ÖLÜM GİBİ BİŞEYDİ,FAKAT KİMSE ÖLMEDİ_ATİLLA İLHAN |
||
|
||
| Mahirin Türküsü Alnı yukarda Kırmızı boyun atkısı Rüzgarda yürüyor Yürüyor Adım adım Yürüyor Ağır ağır yürüyor Rüzgar deniz gibi köpürüyor Esiyor deniz rüzgar gibi Akıyor iki yandan Işıklar düşen yıldızlar gibi Sesler geliyor derinden Kalbin uzak sahillerinden Nereye gidiyorsun yavrum benim, nereye? Dön sevgilim Dön kardeşim Dön evimin erkeği, dön geriye Yürüyor o Islıkla kızgın bir ölüm marşı çalarak Yürüyor Gövdesi bir gemi gibi yükselerek, alçalarak yürüyor Adım adım Yürüyor Ağır ağır yürüyor Kim bilir Belki bir daha sokamayacak parmaklarını Dizi dibinde dikiş diken kardeşinin sarı saçlarına Ve, belki bir daha altında yatıp Güneşe giden yeşil bir yola bakar gibi Bakamayacak gürgen ağaçlarına Yürüyor o Yürüyor açık geniş adımlarla arşınlıyor yolları Ağır iki balyoz gibi sallanıyor kolları kıllı göğsü bir kalkan gibi kabarık işitmiyor artık Hep aynı tahta masanın başında akşamlayan Hasta topal dostların Kalbe karanfil ruhu gibi damlayan sözlerini Çıplak iki bıçak gibi çekmiş Yüzünde gözlerini Yürüyor düşmana doğru Yürüyor adım adım Yürüyor ağır ağır yürüyor Yürüyoruz yolumuzda önderlerimiz ULAŞ' larımız, MAHİR'lerimiz, CEVAHİR'lerimiz. sizler Özgürlüğün doyumsuz tohumları gibi Düştünüz toprağa, Bire bin verdi başaklarınız Kaldırın yattığınız yerden başınızı Kaldırın, bakın, Bıraktığınız yerden yürüyor yoldaşlarınız Sen dalga dalga Sen köpük köpük Sen azgın Karadeniz gibi korkusuz DENİZ' im Kara yağızım, delikanlım Sen yeleleri alevden ARSLAN' ım Faşizmin kurşunlarını Çürümüş dişi söker gibi Midesinden söken yiğidim Sen HÜSEYİN' im, Sivaslım İnanmış kavga neferim benim Sen militanım Yavruma ismini verdiğim ULAŞ' ım Simgesi kurtuluşumun arslan gardaşım Hiç yılmadın oligarşinin zindanlarında Kalbin dışarda attı durmadan biliyorum Ve çıkınca oradan dışarı kaptın mavzerini, Düşene kadar, hiç bırakmadan Sen Kavganın, kavgamızın en şanlı bayrağı Onur simgemiz CEVAHİR' imiz İki dostun vardı hayatta Halkın ve mavzerin Kurtarmak için halkını Bu kula kul yaşamdan Getirmek için kızıl aydınlığı Bir dakika bile terketmedin onları Ne mavzerini ne halklarını Sen kalbimizin ölümsüz CEVAHİR'i Sizler, çorak Nurhakların Yaprak dökmeyen selvileri Makinelilerin namlularına Göğüslerini açarak yürüyen neferlerimiz SİNAN' ımız, KADİR' imiz, ALPARSLAN' ımız Ne güzeldir dağların doruklarında Halkımızın yanında, Onların yaşadığı yerde ölmek Koçlarım, kalbimden kokusu çıkmayan gülüm Bize de gelsin korkmadan, çekinmeden Eğer bu kadar şerefli gelecekse ölüm Siz ON'larımız Kızılderenin kan çiçekleri Beyaz bir tek gül açmadı Niksar'da düştüğünüzden beri Pek yeşil değildi kuşatıldığınız köy Ama yemyeşil olmuştu Asker elbisesinden, tanktan, askeri araçtan Yeşildir ya hani hepsinin rengi bu saydıklarımın Ama hiçbir insan Bir ağacın yeşilinden aldığı zevki Alamaz onlardan Tek tek sayacağım isminizi usanmadan Ve hiçbir işten onur duymayacağım Sizin isimleriniz kadar duyduğum onurdan HUDAİ ARIKAN, ÖMER AYNA, ClHAN ALPTEKİN, SAFFET ALP, AHMET ATASOY, SİNAN KAZIM ÖZÜDOĞRU, NİHAT YILMAZ, SABAHATTİN KURT, ERTAN SARUHAN, MAHİR ÇAYAN. Kan çiçekleri Kızılderenin, önderlerimiz Kuşatılmıştınız, mahsurdunuz Ama yine de tir tir titriyordu Karşınızda sırmalılarımız Ölümün en güzelini gösterdiniz bize En yücesini, en şereflisini Korkmadan, yılmamacasına, yani dövüşe dövüşe En güzeli ölümlerin, vuruşa vuruşa Sen kasketlim Tunceli dağlarına kazıdılar ismini İşkence masalarının en korktuğu adam KAYPAKKAYA 'm Ezbere biliyor herkes seni Düştüğün zaman işkence tezgahlarına Sır vermemek için düşmana Hiç umursamadığın kopmuş parmakların Hiç çıkmadı aklımızdan Canını veren sır vermeyen yoldaşım KAYPAKKAYA 'm Sen yirmi bir yaşındaki büyük adam NİZAM Başına ne zaman yıkılacağını bilmediği Bir göz gecekondusunda Ağıtlar yaktı ardından Gültepe halkı Nasıl sevmişlerdi seni Nasıl da kendilerinden bellemişlerdi Nasıl kaçmıştı boyunları köpek kolyeli faşistler Kavgan burada durmayacak Silahın yerde kalmayacak Sen ÇAYAN' ım Yolunda yürüdüğüm önderim Her dediğini bir bir bebeme bellettiğim Büyük büyük yazmıştı gazeteler Yakalandığın günü Biz kulağımız radyoda Kaçacağın, O zindanı deleceğin günü sabırsızlıkla bekledik Sen nasıl CEVAHİR ' i kalbine gömerek gittiysen adaya Biz de seninle varabilmek için oraya Can attık, can verdik MAHİR 'im Senden öğrendik mavzer tutmasını Türkü söylemesini TEK YOL DEVRİM diye haykırmasını Senden öğrendik her şeyin en güzelini, en iyisini Dönmeyeceğiz yolundan bir tek saniye olsun Durmayacağız,duraklamayacağız, durduramayacaklar Hiç bir şeyle kesemeyecekler önümüzü Öleceğiz, dirileceğiz, yeniden öleceğiz . Ama başaracağız Ve bu ülkenin en güzel yerine Senin ismini Altın harflerle yazacağız . |
||
|
||
| SEN VURDUNDA BEN ÖLMEDİM Mİ? Yokluğunda ne ateşleri hasretinle yaktım da Bir seni yakamadım,beni yaktığın gibi Çölde su,mahpusta gün,oruçta ekmek gibi bekledim seni. Sense araya korkular koydun Yasaklar koydun Şimdi neredesin diye sorma! Sen çağırdın da ben gelmedim mi? Sen varken darılmazdım çiçeksiz baharlara, Yağmurlu havalara,kasvetli akşamlara Sen varken, Bakıp iç çekmezdim tren istasyonlarına, Otobüs duraklarına Sen varken ayrılanlara ağlamazdım. Yıkılmazdım biten sevdaların ardından Gidenlere küsmezdim,kalanlara acımazdım Sen varken böyle üşümezdim,titremezdim. Masumdum,çocuklar gibi Böyle delirmezdim,küfretmezdim Hele ölmeyi hiç düşünmezdim Şimdi soruyorum sana Adı sevmekse bu cehennemin, Sen yaktın da ben yanmadım mı? Biliyorsun, Bütün acılarına "yeşil ışık" yaktım olmadı, Bütün korkularına "arka çıktım" olmadı, Dağlara merdiven dayadım, olmadı. Haziran´da kar oldum yağdım avuçlarına,olmadı. Sevdim olmadı,yandım olmadı,taptım olmadı Artık benden pes! Bu aşkın biletini istediğin gibi kes! Nasılsa gidiyorsun Biliyorum,git! Ama ardında, Ağlayan bir çift göz, Paramparça bir yürek, Ve yıkılmış bir dağ görmek istemiyorsan; Çek silahını daya sırtıma! Titrersem namerdim SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİM Mİ? Ahmet Selçuk İlkan |
||
|
||
| Cehenneme Gitme Yöntemleri dulcinia'nın günlüğü Mustafa! biz aynı insanız mustafa! ben senin dişi halinim,sen benim erkek! İzmir'de eksilttiğimiz ruhlarımız,başka bir şehirde orospu! sürekli ölümden sözediyorsun mustafa' oysa,yaşama öyle bir sarılmışsın ki... tesadüfen kullandığın bir sözcük sanki "ölüm"! ...... benim gibiler fırsatlarla zaman kaybetmezler! fırsat ,sığlıktır,zayıflıktır! benim gibiler,göründüklerinden daha mor, daha hüzünlüdür mustafa! okyanusa avuçlarında su taşırlar. su taşırım. su ,akıp gitse de parmaklarımın arasından,yolumdan dönmem. yürürüm.. ...... anlaşılmaz bir suçla büyüdük. benzerlerimiz yoktu. ya da çok uzaktaydılar. onlara ulaşamadık. onlara dokunamadık. onları koklayamadık. onlarla sevişemedik. onlarla sabahlayamadık. bu yüzden eksik kaldık. bu yüzden yarım kaldık. ...... biz ne yapıyoruz mustafa,ne işimiz var burada?! bu gezegende,bu aşağılık düzende,bu karaktersiz topraklarda niçin hala sürünüyoruz, niye hala çabalıyoruz ki mustafa?!.... seni seviyorum.bazen bu yetiyor. senin dalgın gözlerine bakmak,suskunluğunun nedenini düşünmek, etinin sıcaklığına karışmak, bazen yetiyor.... ....... gurursuz,kimliksiz yaşamayı anarşizm sanıyorsun mustafa! yanılıyorsun.inan ,çok yanılıyorsun! kapat o malikanenin kapılarını! kapat yüzünü! kapat ellerini! kapat bedeninin kaynama noktalarını! çünkü hiçbir kutsal kitapta geçmiyoruz mustafa! Küçük İskender |
||
|
||
| DUDAK PAYI Çay bardağında Bırakılan dudak payı Kadar bile Uzak kalamam Gözlerine Yakın olsun isterim Ellerime ellerin Yanındaki beton binaya Yaslanması gibi Köhne bir evin Seni bir çivi Gibi çaktım Çünkü beynime Ve toplayıp Bütün kerpetenleri Attım denize SUNAY AKIN ![]() |
||
|
||
| ACILAR DENİZİ Ben acılar denizinde boğulmuşum İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni Duyarım yosunların benim için ağladıklarını Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek Baksana;herkes içime dökmüş artıklarını Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse Yılların içimde bıraktıklarını... ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN |
||
|
||
| DENİZ Ben deniz kenarındaki odamda, Pencereye hiç bakmadan Dışardan gecen kayıkların Karpuz yüklü olduğunu bilirim. Deniz, benim eskiden yaptığım gibi, Aynasını odamın tavanında Dolaştırıp beni kızdırmaktan Hoşlanır. Yosun kokusu Ve sahile çekilmiş dalyan direkleri Sahilde yasayan çocuklara Hiçbir şey hatırlatmaz. ORHAN VELİ KANIK |
||
|
||
| GALATA KÖPRÜSÜ Dikilir köprü üzerine, Keyifle seyrederim hepinizi. Kiminiz kürek çeker, suya suya ; Kiminiz midye çıkarır dubalardan; Kiminiz dümen tutar mavnalarda; Kiminiz çimacıdır halat başında; Kiminiz kuştur, uçar, şairane; Kiminiz balıktır, pırıl pırıl; Kiminiz vapur, kiminiz şamandıra; Kiminiz bulut, havalarda; Kiminiz çatanadır, kırdığı gibi bacayı, Şıp diye geçer köprünün altından; Kiminiz düdüktür, öter; Kiminiz dumandır, tüter; Ama hepiniz, hepiniz... Hepiniz geçim derdinde. Bir ben miyim keyif ehli içinizde? Bakmayın, gün olur, ben de Bir şiir söylerim belki sizlere dair; Elime üç beş kuruş geçer; Karnım doyar benim de. ORHAN VELİ KANIK |
||
|
||
| EYLÜL BAKIŞLIM Baharda gelmedin yazda gelseydin Ah benim hazanım eylül bakışlım Nasıl sevdiğimi sen de bilseydin Ah benim hazanım eylül bakışlım Kaderimi baştan çizemez miydin Bu kördüğümü sen çözemez miydin Daha önceleri gelemez miydin Ah benim hazanım eylül bakışlım Kaç gece terk ettim kaç sabah koştum Seninle doluydum sensiz bomboştum Geç olsa da aşkı sende bulmuştum Ah benim hazanım eylül bakışlım Kalbim sarıl diyor aklımsa bırak Gönlüm hep seninle ellerim uzak Sen yolun başında ben de son durak Ah benim hazanım eylül bakışlım. AHMET SELÇUK İLKAN |
||
|
||
| GÜN OLUR Gün olur, alır başımı giderim, Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda. Şu ada senin, bu ada benim, Yelkovan kuşlarının peşi sıra. Dünyalar vardır, düşünemezsiniz; Çiçekler gürültüyle açar; Gürültüyle çıkar duman topraktan. Hele martılar, hele martılar, Her bir tüylerinde ayrı telaş!... Gün olur, başıma kadar mavi; Gün olur başıma kadar güneş; Gün olur, deli gibi... ORHAN VELİ KANIK |
||
|
||
| Yaşamaya Dair Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir sincap gibi mesela, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, yani bütün işin gücün yaşamak olacak. Yaşamayı ciddiye alacaksın, yani o derecede, öylesine ki, mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, yahut kocaman gözlüklerin, beyaz gömleğinle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin, hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, hem de en güzel en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde. Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak yanı ağır bastığından. Nazım Hikmet Ran |
||
|
||
| Aşk Üstüne.. Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz. Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın. Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası.... Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini... Hayatı ıskalamaya lüksün yok senin... Nazım HİKMET |
||
|
||
Yaşamaya Dair şiirin tamamını koymak istedim de:)Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir sincap gibi mesela, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, yani bütün işin gücün yaşamak olacak. Yaşamayı ciddiye alacaksın, yani o derecede, öylesine ki, mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, yahut kocaman gözlüklerin, beyaz gömleğinle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin, hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, hem de en güzel en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde. Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak yanı ağır bastığından. Nazım Hikmet Ran YAŞAMAYA DAİR Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir sincap gibi mesela, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, yani bütün işin gücün yaşamak olacak. Yaşamayı ciddiye alacaksın, yani o derecede, öylesine ki, mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, yahut kocaman gözlüklerin, beyaz gömleğinle bir laboratuarda insanlar için ölebileceksin, hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, hem de en güzel en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde. Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak yanı ağır bastığından. Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız, yani, beyaz masadan, bir daha kalkmamak ihtimali de var. Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına, hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden, yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz en son ajans haberlerini. Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için, diyelim ki, cephedeyiz. Daha orda ilk hücumda, daha o gün yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün. Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu, fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu. Diyelim ki hapisteyiz, yaşımız da elliye yakın, daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının. Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız, insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla yani, duvarın ardındaki dışarıyla. Yani, nasıl ve nerede olursak olalım hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak... Bu dünya soğuyacak, yıldızların arasında bir yıldız, hem de en ufacıklarından, mavi kadifede bir yaldız zerresi yani, yani bu koskocaman dünyamız. Bu dünya soğuyacak günün birinde, hatta bir buz yığını yahut ölü bir bulut gibi de değil, boş bir ceviz gibi yuvarlanacak zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız. Şimdiden çekilecek acısı bunun, duyulacak mahzunluğu şimdiden. Böylesine sevilecek bu dünya 'Yaşadım' diyebilmen için... NAZIM HİKMET |
||
|
||
| DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU Akrep gibisin kardeşim, korkak bir karanlık içindesin akrep gibi. Serçe gibisin kardeşim, serçenin telaşı içindesin. Midye gibisin kardeşim, midye gibi kapalı, rahat. Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim. Bir değil, beş değil, yüz milyonlarlasın maalesef. Koyun gibisin kardeşim, gocuklu celep kaldırınca sopasını sürüye katılıverirsin hemen ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye. Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani, hani şu derya içre olup deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf. Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende. Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak kabahat senin, — demeğe de dilim varmıyor ama — kabahatın çoğu senin, canım kardeşim! 1947 NAZIM HİKMET RAN |
||