mor ve ötesi fan sitesi | forum (Arşiv Ana sayfa) => Edebiyat

Konu: Beğendiğiniz Şiirler - Hikayeler-masallar..

Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 [ 21 ] 22 23

guner 09.03.2008 12:17:12
ya bir gün umutlarda biterse...
 işte son bulur hayatı , bir daha doğmamacasına oynanan bir oyun gibi olur.yitip gider sonsuzluğa , günlerce cevap gelmez ve ardından bir gün bile yeniden olmaz , solan güller değil aslında sonbahar mevsiminde göremediğin güzellikler yaratılır...sen hiç bir yerde olamazken sevgiler binlerce km yol alır , sende tutun ve yürümeye başla nereye kadar ilerleyebilirsen ilerle başla hayatın bir yerinden...

merveak 14.03.2008 19:36:34
aslında kısa ama baya bi hoşuma gider ve içimi acıtır
GELECEĞİM BEKLE DEDİ
BEN BEKLEMEDİM,ODA GELMEDİ
ÖLÜM GİBİ BİŞEYDİ,FAKAT KİMSE ÖLMEDİ_ATİLLA İLHAN

!!!!irmak!!!! 17.03.2008 17:12:06
Mahirin Türküsü

Alnı yukarda
Kırmızı boyun atkısı Rüzgarda yürüyor Yürüyor
Adım adım Yürüyor
Ağır ağır yürüyor
Rüzgar deniz gibi köpürüyor Esiyor deniz rüzgar gibi
Akıyor iki yandan Işıklar düşen yıldızlar gibi
Sesler geliyor derinden
Kalbin uzak sahillerinden
Nereye gidiyorsun yavrum benim, nereye? Dön sevgilim
Dön kardeşim
Dön evimin erkeği, dön geriye
Yürüyor o
Islıkla kızgın bir ölüm marşı çalarak Yürüyor
Gövdesi bir gemi gibi yükselerek, alçalarak yürüyor
Adım adım Yürüyor
Ağır ağır yürüyor
Kim bilir
Belki bir daha sokamayacak parmaklarını
Dizi dibinde dikiş diken kardeşinin sarı saçlarına
Ve, belki bir daha altında yatıp
Güneşe giden yeşil bir yola bakar gibi Bakamayacak gürgen ağaçlarına
Yürüyor o
Yürüyor açık geniş adımlarla arşınlıyor yolları Ağır iki balyoz gibi sallanıyor kolları
kıllı göğsü bir kalkan gibi kabarık
işitmiyor artık
Hep aynı tahta masanın başında akşamlayan Hasta topal dostların
Kalbe karanfil ruhu gibi damlayan sözlerini
Çıplak iki bıçak gibi çekmiş Yüzünde gözlerini
Yürüyor düşmana doğru Yürüyor adım adım
Yürüyor ağır ağır yürüyor

Yürüyoruz yolumuzda önderlerimiz
ULAŞ' larımız, MAHİR'lerimiz, CEVAHİR'lerimiz.
sizler
Özgürlüğün doyumsuz tohumları gibi Düştünüz toprağa,
Bire bin verdi başaklarınız
Kaldırın yattığınız yerden başınızı Kaldırın, bakın,
Bıraktığınız yerden yürüyor yoldaşlarınız

Sen dalga dalga
Sen köpük köpük
Sen azgın Karadeniz gibi korkusuz DENİZ' im Kara yağızım, delikanlım

Sen yeleleri alevden ARSLAN' ım Faşizmin kurşunlarını
Çürümüş dişi söker gibi
Midesinden söken yiğidim

Sen HÜSEYİN' im, Sivaslım
İnanmış kavga neferim benim

Sen militanım
Yavruma ismini verdiğim ULAŞ' ım
Simgesi kurtuluşumun arslan gardaşım Hiç yılmadın oligarşinin zindanlarında
Kalbin dışarda attı durmadan biliyorum
Ve çıkınca oradan dışarı kaptın mavzerini, Düşene kadar, hiç bırakmadan
Sen
Kavganın, kavgamızın en şanlı bayrağı Onur simgemiz CEVAHİR' imiz
İki dostun vardı hayatta Halkın ve mavzerin
Kurtarmak için halkını
Bu kula kul yaşamdan Getirmek için kızıl aydınlığı
Bir dakika bile terketmedin onları Ne mavzerini ne halklarını
Sen kalbimizin ölümsüz CEVAHİR'i
Sizler, çorak Nurhakların
Yaprak dökmeyen selvileri Makinelilerin namlularına
Göğüslerini açarak yürüyen neferlerimiz
SİNAN' ımız, KADİR' imiz, ALPARSLAN' ımız
Ne güzeldir dağların doruklarında Halkımızın yanında,
Onların yaşadığı yerde ölmek

Koçlarım, kalbimden kokusu çıkmayan gülüm
Bize de gelsin korkmadan, çekinmeden
Eğer bu kadar şerefli gelecekse ölüm
Siz ON'larımız
Kızılderenin kan çiçekleri
Beyaz bir tek gül açmadı Niksar'da düştüğünüzden beri
Pek yeşil değildi kuşatıldığınız köy Ama yemyeşil olmuştu
Asker elbisesinden, tanktan, askeri araçtan
Yeşildir ya hani hepsinin rengi bu saydıklarımın
Ama hiçbir insan
Bir ağacın yeşilinden aldığı zevki Alamaz onlardan
Tek tek sayacağım isminizi usanmadan
Ve hiçbir işten onur duymayacağım
Sizin isimleriniz kadar duyduğum onurdan
HUDAİ ARIKAN, ÖMER AYNA, ClHAN ALPTEKİN, SAFFET ALP, AHMET ATASOY, SİNAN KAZIM ÖZÜDOĞRU, NİHAT YILMAZ, SABAHATTİN KURT, ERTAN SARUHAN, MAHİR ÇAYAN.
Kan çiçekleri Kızılderenin, önderlerimiz
Kuşatılmıştınız, mahsurdunuz Ama yine de tir tir titriyordu
Karşınızda sırmalılarımız
Ölümün en güzelini gösterdiniz bize En yücesini, en şereflisini
Korkmadan, yılmamacasına, yani dövüşe dövüşe
En güzeli ölümlerin, vuruşa vuruşa
Sen kasketlim
Tunceli dağlarına kazıdılar ismini
İşkence masalarının en korktuğu adam KAYPAKKAYA 'm
Ezbere biliyor herkes seni
Düştüğün zaman işkence tezgahlarına Sır vermemek için düşmana
Hiç umursamadığın kopmuş parmakların Hiç çıkmadı aklımızdan
Canını veren sır vermeyen yoldaşım KAYPAKKAYA 'm

Sen yirmi bir yaşındaki büyük adam NİZAM
Başına ne zaman yıkılacağını bilmediği Bir göz gecekondusunda
Ağıtlar yaktı ardından Gültepe halkı Nasıl sevmişlerdi seni
Nasıl da kendilerinden bellemişlerdi
Nasıl kaçmıştı boyunları köpek kolyeli faşistler
Kavgan burada durmayacak Silahın yerde kalmayacak
Sen ÇAYAN' ım
Yolunda yürüdüğüm önderim
Her dediğini bir bir bebeme bellettiğim
Büyük büyük yazmıştı gazeteler Yakalandığın günü
Biz kulağımız radyoda Kaçacağın,
O zindanı deleceğin günü sabırsızlıkla bekledik
Sen nasıl CEVAHİR ' i kalbine gömerek gittiysen adaya
Biz de seninle varabilmek için oraya Can attık, can verdik
MAHİR 'im
Senden öğrendik mavzer tutmasını Türkü söylemesini
TEK YOL DEVRİM diye haykırmasını
Senden öğrendik her şeyin en güzelini, en iyisini
Dönmeyeceğiz yolundan bir tek saniye olsun
Durmayacağız,duraklamayacağız, durduramayacaklar
Hiç bir şeyle kesemeyecekler önümüzü
Öleceğiz, dirileceğiz, yeniden öleceğiz .
Ama başaracağız
Ve bu ülkenin en güzel yerine Senin ismini
Altın harflerle yazacağız .



mvödül 17.03.2008 18:38:54
SEN VURDUNDA BEN ÖLMEDİM Mİ?

Yokluğunda ne ateşleri hasretinle yaktım da
Bir seni yakamadım,beni yaktığın gibi
Çölde su,mahpusta gün,oruçta ekmek gibi bekledim seni.
Sense araya korkular koydun
Yasaklar koydun
Şimdi neredesin diye sorma!
Sen çağırdın da ben gelmedim mi?
Sen varken darılmazdım çiçeksiz baharlara,
Yağmurlu havalara,kasvetli akşamlara
Sen varken,
Bakıp iç çekmezdim tren istasyonlarına,
Otobüs duraklarına
Sen varken ayrılanlara ağlamazdım.
Yıkılmazdım biten sevdaların ardından
Gidenlere küsmezdim,kalanlara acımazdım
Sen varken böyle üşümezdim,titremezdim.
Masumdum,çocuklar gibi
Böyle delirmezdim,küfretmezdim
Hele ölmeyi hiç düşünmezdim
Şimdi soruyorum sana
Adı sevmekse bu cehennemin,
Sen yaktın da ben yanmadım mı?
Biliyorsun,
Bütün acılarına "yeşil ışık" yaktım olmadı,
Bütün korkularına "arka çıktım" olmadı,
Dağlara merdiven dayadım, olmadı.
Haziran´da kar oldum yağdım avuçlarına,olmadı.
Sevdim olmadı,yandım olmadı,taptım olmadı
Artık benden pes!
Bu aşkın biletini istediğin gibi kes!
Nasılsa gidiyorsun
Biliyorum,git!
Ama ardında,
Ağlayan bir çift göz,
Paramparça bir yürek,
Ve yıkılmış bir dağ görmek istemiyorsan;
Çek silahını daya sırtıma!
Titrersem namerdim
SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİM Mİ?


Ahmet Selçuk İlkan


Koledoyuran 11.04.2008 13:57:05
Cehenneme Gitme Yöntemleri

dulcinia'nın günlüğü
Mustafa!
biz aynı insanız mustafa!
ben senin dişi halinim,sen benim erkek!
İzmir'de eksilttiğimiz ruhlarımız,başka bir şehirde orospu!
sürekli ölümden sözediyorsun mustafa'
oysa,yaşama öyle bir sarılmışsın ki...
tesadüfen kullandığın bir sözcük sanki "ölüm"!
......
benim gibiler fırsatlarla zaman kaybetmezler!
fırsat ,sığlıktır,zayıflıktır!
benim gibiler,göründüklerinden daha mor,
daha hüzünlüdür mustafa!
okyanusa avuçlarında su taşırlar.
su taşırım.
su ,akıp gitse de parmaklarımın arasından,yolumdan dönmem.
yürürüm..
......
anlaşılmaz bir suçla büyüdük.
benzerlerimiz yoktu.
ya da çok uzaktaydılar.
onlara ulaşamadık.
onlara dokunamadık.
onları koklayamadık.
onlarla sevişemedik.
onlarla sabahlayamadık.
bu yüzden eksik kaldık.
bu yüzden yarım kaldık.
......
biz ne yapıyoruz mustafa,ne işimiz var burada?!
bu gezegende,bu aşağılık düzende,bu karaktersiz topraklarda
niçin hala sürünüyoruz,
niye hala çabalıyoruz ki mustafa?!....
seni seviyorum.bazen bu yetiyor.
senin dalgın gözlerine bakmak,suskunluğunun nedenini düşünmek,
etinin sıcaklığına karışmak,
bazen yetiyor....
.......
gurursuz,kimliksiz yaşamayı anarşizm sanıyorsun mustafa!
yanılıyorsun.inan ,çok yanılıyorsun!
kapat o malikanenin kapılarını!
kapat yüzünü!
kapat ellerini!
kapat bedeninin kaynama noktalarını!

çünkü hiçbir kutsal kitapta geçmiyoruz mustafa!


Küçük İskender

merve_mor 11.04.2008 16:14:27
DUDAK PAYI

Çay bardağında
Bırakılan dudak payı
Kadar bile
Uzak kalamam
Gözlerine

Yakın olsun isterim
Ellerime ellerin
Yanındaki beton binaya
Yaslanması gibi
Köhne bir evin

Seni bir çivi
Gibi çaktım
Çünkü beynime
Ve toplayıp
Bütün kerpetenleri
Attım denize

 SUNAY AKIN


 Smiley

bir_derdim_var 11.04.2008 16:17:23
ACILAR DENİZİ

Ben acılar denizinde boğulmuşum
İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını

Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını

Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana;herkes içime dökmüş artıklarını

Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını...



ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
 

derin miray 11.04.2008 16:24:25
DENİZ

Ben deniz kenarındaki odamda,
Pencereye hiç bakmadan
Dışardan gecen kayıkların
Karpuz yüklü olduğunu bilirim.

Deniz, benim eskiden yaptığım gibi,
Aynasını odamın tavanında
Dolaştırıp beni kızdırmaktan
Hoşlanır.

Yosun kokusu
Ve sahile çekilmiş dalyan direkleri
Sahilde yasayan çocuklara
Hiçbir şey hatırlatmaz.

 ORHAN VELİ KANIK

derin miray 11.04.2008 16:29:41
GALATA KÖPRÜSÜ

Dikilir köprü üzerine,
Keyifle seyrederim hepinizi.
Kiminiz kürek çeker, suya suya ;
Kiminiz midye çıkarır dubalardan;
Kiminiz dümen tutar mavnalarda;
Kiminiz çimacıdır halat başında;
Kiminiz kuştur, uçar, şairane;
Kiminiz balıktır, pırıl pırıl;
Kiminiz vapur, kiminiz şamandıra;
Kiminiz bulut, havalarda;
Kiminiz çatanadır, kırdığı gibi bacayı,
Şıp diye geçer köprünün altından;
Kiminiz düdüktür, öter;
Kiminiz dumandır, tüter;
Ama hepiniz, hepiniz...
Hepiniz geçim derdinde.
Bir ben miyim keyif ehli içinizde?
Bakmayın, gün olur, ben de
Bir şiir söylerim belki sizlere dair;
Elime üç beş kuruş geçer;
Karnım doyar benim de.

 ORHAN VELİ KANIK

trkncns 11.04.2008 16:32:33
 

  
 
  EYLÜL BAKIŞLIM

Baharda gelmedin yazda gelseydin
Ah benim hazanım eylül bakışlım
Nasıl sevdiğimi sen de bilseydin
Ah benim hazanım eylül bakışlım

Kaderimi baştan çizemez miydin
Bu kördüğümü sen çözemez miydin
Daha önceleri gelemez miydin
Ah benim hazanım eylül bakışlım

Kaç gece terk ettim kaç sabah koştum
Seninle doluydum sensiz bomboştum
Geç olsa da aşkı sende bulmuştum
Ah benim hazanım eylül bakışlım

Kalbim sarıl diyor aklımsa bırak
Gönlüm hep seninle ellerim uzak
Sen yolun başında ben de son durak
Ah benim hazanım eylül bakışlım.

 AHMET SELÇUK İLKAN
 
 

derin miray 11.04.2008 16:38:03
GÜN OLUR

Gün olur, alır başımı giderim,
Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda.
Şu ada senin, bu ada benim,
Yelkovan kuşlarının peşi sıra.
Dünyalar vardır, düşünemezsiniz;
Çiçekler gürültüyle açar;
Gürültüyle çıkar duman topraktan.
Hele martılar, hele martılar,
Her bir tüylerinde ayrı telaş!...
Gün olur, başıma kadar mavi;
Gün olur başıma kadar güneş;
Gün olur, deli gibi...

 ORHAN VELİ KANIK

bir_derdim_var 30.04.2008 19:55:13
Yaşamaya Dair
 
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
 
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde.
 
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
                                        Nazım Hikmet Ran

living dead 30.04.2008 20:04:11
Aşk Üstüne..

Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.

Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.

Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....

Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...

Hayatı ıskalamaya lüksün yok senin...


Nazım HİKMET

anarsist 30.04.2008 20:08:18
Yaşamaya Dair
 
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
 
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde.
 
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
                                        Nazım Hikmet Ran

şiirin tamamını koymak istedim de:)


YAŞAMAYA DAİR
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından. 

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.

Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.

Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.

Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
'Yaşadım' diyebilmen için...

 NAZIM HİKMET




anarsist 30.04.2008 20:12:23
DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU
 
Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
           beş değil,
                      yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
                            deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
                                    senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
                      kabahat senin,
                                     — demeğe de dilim varmıyor ama —
                      kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
1947
                                                          NAZIM HİKMET RAN


Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 [ 21 ] 22 23