mor ve ötesi fan sitesi | forum (Arşiv Ana sayfa) => Edebiyat

Konu: Beğendiğiniz Şiirler - Hikayeler-masallar..

Sayfa: 1 2 3 [ 4 ] 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23

mino 24.06.2006 16:12:58
Yağmur çiseliyor,
korkarak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.

Yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak mürted ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.

Yağmur çiseliyor,
Serezin esnaf çarşısında,
bir bakırcı dükkânının karşısında
Bedreddinim bir ağaca asılı.

Yağmur çiseliyor.
Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
Ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin
çırılçıplak etidir.

Yağmur çiseliyor.
Serez çarşısı dilsiz,
Serez çarşısı kör.
Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.

Yağmur çiseliyor.



mino 24.06.2006 16:13:15
SANA BAKMAK 
 
her şey yapılabilir
bir beyaz kağıtla
uçak örneğin uçurtma mesela
altına konulabilir
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
sallanan bir masanın
veya şiir yazılabilir
süresi ötekilerden kısa
bir ömür üzerine.

bir beyaz kağıda
her şey yazılabilir
senin dışında
güzelliğine benzetme bulmak zor
sen iyisi mi sana benzemeye çalışan
her şeyden
bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
belki tabiattadır çaresi
senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
ve benim
bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
anlarım bitkiden filan
ama anlatamam
toprağın güneşle konuşmasını
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

sen bana ışık ver yeter
bende filiz çok
köklerim içimde gizlidir
gelen giden açan soran bere budak yok
bir şiir istersin
“içinde benzetmeler olan”
kusura bakma sevgilim
heybemde sana benzeyecek kadar
güzel bir şey yok

uzun bir yoldan gelen
tedariksiz katıksız bir yolcuyum
yaralı yarasız sevdalardan geçtim
koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
her şeyi anlattım
olan olmayan acıtan sancıtan
bilsem ki sana varmak içindi
bütün mola sancıları
bütün stabilize arkadaşlıklar
daha hızlı koşardım
severadım gelirdim
gözlerinin mercan maviliğine

sana bakmak
suya bakmaktır
sana bakmak
bir mucizeyi anlamaktır

sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
aşk sorgusunda şahanem
yalnız kelepçeler sanıktır
ne yazsam olmuyor
çünkü bilenler hatırlar
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
bahçıvanlar değil tüccarlardır
sen öyle göz
sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
sen teninde cennet kayganlığı iken
sana şiir yazmak ahmaklıktır

bir tek söz kalır
dişlerimin arasından
ben sana gülüm derim
gülün ömrü uzamaya başlar

verdiğim bütün sözler
sende kalsın isterim
ben sana gülüm derim
gül sana benzediği için ölümsüz
yazdığım bütün şiirler
sana başlayan bir kitap için önsöz

sana bakmak
bir beyaz kağıda bakmaktır
her şey olmaya hazır
sana bakmak
suya bakmaktır
gördüğün suretten utanmak
sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır
sana bakmak
allah’a inanmaktır

YILMAZ ERDOĞAN

 

mino 24.06.2006 16:13:31
BENDE SANA YETECEK KADAR BEN KALMADI
 
Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul'muydu yüzün, yoksa
çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne
Dolmabahçe da çay tadında....
Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında,
tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu.
Ben rehnedilmiş yelkovan gibi... hani akrep'i seven ama
yüreği takvim yokuşlarında...

Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı,
sesinin sesimde yankılanmasının... sanki perdedekine
üzülmüş ya da sevinmişsin de tesadüfen akmış yüzün
içime... Yalan! Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim
seyir defterimde.. ve ben amerikanca bir filmi kürtçe
seyrediyorum...

Kadın Beyoğlu'nun bir kış akşamında,
üstündeki deri montun sahibine küs, soğukluğundan
muzdarip yürüyordu... Adam da... Yürümek hiçbir şeyi
çözmüyordu, bazı Aralık akşamlarında... Parmağında
yaralı bir öyküyü taşıyordu adam... Kadının yüzünde
bir hüzün... Hüzünlü aralık akşamında bir yüzük...
Yüzüğün yüzünde dünya güzeli bir kadının kehaneti...
... Soğuğun ve karanlığın vehameti!

Hayatı, bir başkasının pantolonu gibi, küçültülmüş,
daraltılmış... İlk sahibinin o pantalonla yaşadığı şeyler,
yani pantalonu pantalon yapan anılar, bazı ilkbahar
bereleri yüzünden yapılan yamalar, ter tüketen
yazlar... Hepsi daraltılmış... Yaşananlara bir beden
büyük geliyor artık hayat!

Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık
olmak içinse erken... Beni sevda yerimden vurdu yine
zaman... Şimdi sana söylenecek tek cümle:

Bende sana yetecek kadar ben kalmadı...
 

mino 24.06.2006 16:13:43
HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM

Seni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.

Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...

Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.

Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamlardan,
Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...
Ahmet Arif

mino 24.06.2006 16:13:57
Bir Liseli Silüeti
 
hayat hattında acemi tayfalardık
ne avunduk sevinç müsvetteleriyle
ne aşktan ikmale kaldık...

bak her sabah bağıran yeni sabaha
artık iklimler değişmiş, kuşlar da gitmiş
tenimde eski ateş, gözlerimde fer bitmiş

heybetli dağlar arasında
göğümde yıldız yitmiş...

sen
hala
anılarımın
en
beyaz
yanısın

sen buğulu bir camın ardından izlediğim hayatın
yarısısın
sen sağanakla gelen sabahlarda
çok eski bir şarkının adısın...

daha adamlar şehirlere otomobillerle
geceler anılarla birlikte gelir
siluetin giderek uzaklaşır, düşler de kilitlenir
efkarım bir yaralı ayrılıktan beslenir

(artık ne teneffüs zilleri çalar
ne otobüs duraklarında sabırsız bekleyişler var...)

kimse bilmez
yıllar yılı hep aynı beyazla gezmek nedendi
olsun!
Yirmi yıl seni özleyerek yaşlanmak da güzeldi...

Çünkü sen buğulu bir camın ardından izlediğim hayatın
yarısısın
sen sağanakla gelen sabahlarda çok eski
çok eski bir şarkının adısın...

 


mino 24.06.2006 16:14:12
Ben Sana Mecburum Bilemezsin
 
Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatih'te yoksul bir gramafon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.

Belki haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin

mino 24.06.2006 16:14:28
Özlemedim Seni
 
Hiç özlemedim seni
Özlemek dostluktandır
dostluğundan öte bulmalıyım seni

Sıcaklığını bulmalıyım
dokunuşlarını, kenetlenişi
Terimizle sulanmalı yeryüzü
güneş terimizle ışıldamalı sabah olunca

Apansız fırtınalar çıkmalı
sarsılmalıyım

Özlemek
yanında olmak isteğidir
gülüşünü görmek biraz da
Hiç özlemedim seni

Saçlarına gül takmam
bir ırmak gibi akıtırım ovaya
soluğunla yanar
dudaklarımın bozkırı

Akkor halindeki ufuk
bakır bir tel gibi eriyip gider
kraterler ortasında kalırım

Toprak yarılır birden
su kirlenir

Ürpertir bu coğrafya
bu serüven
ikimizi bir anda
yaşadığımı duyarım

Hiç özlemedim seni
Özlemek dostluktandır
dostluğundan öte bulmalıyım seni
Şair : Ahmet Telli

mino 24.06.2006 16:14:47
Sen seni kaybetmenin ne demek olduğunu bilemezsin...

Sen seni hiç paylaşmadın ki... Hiç sensiz kalmadın ki...

O, sensin işte! Ben onu sevdim. Ben senin,

İçindeki o yakıcı yokluğu sevdim...

İçindeki o sonsuz boşluğu...

O özlediğim benliği sevdim...

Sen hiç senden mahrum kalmadın ki...

Yaşarım sandım. Herşeye ve hayata rağmen.

Karanlıklara karışırım sonra nasılsa hep sabah olur

Elimi kendi kanıma batırır sonra gider yıkarım...

Geçip gider sandım herşey.

Geçip gider yaşadıklarım... Öldüklerim...

İyiliklerim ve o en çok da kendimi acıtan kötülüklerim...

Hepsi geride kalır,

ve ben aşkınla her sabah yeniden doğarım...

Oysa şimdi ne kadar iyi anlıyorum;

geçmişin uçurumlarına ittiğimiz o anlar,

hiç kaybolmuyormuş

Aldığımız her solukta

içimize çektiğimiz o hayat,

Dünden bir türlü kopamıyormuş...


mino 24.06.2006 16:15:05
PİŞMANLIK        &nb sp;     
                                                                                           
Eğer Tanrı, bir an için 
benim bir dolma kağıt bebek olduğumu unutup,       
bana biraz daha ömür verse idi: 
                                                                                           
Büyük bir ihtimalle tüm düşündüklerimi söylemezdim;                         
ama tüm söylediklerimi düşünürdüm.
                                                                                           
Eşyalara değerlerine göre değil de,         &nb sp;     
ne anlama geldiklerine göre değerverirdim.   
                                                                                           
Daha az uyur, daha çok rüya görürdüm.        &nb sp;   
Çünkü gözümüzü ne zaman bir dakika kapatsak         
ışığı altmış saniye kaybederiz.     
                                                                                           
Başkaları geri dururken, ben yürürdüm.     
Diğerleri uyurken, ben uyanık kalırdım.       
Başkaları konuşurken, ben dinlerdim.         
Güzel çikolatalı bir dondurmayı nasıl da seve seve yerdim.       
Eğer Tanrı, bana biraz daha ömür verseydi: 
Daha basit giyinirdim. 
                                                                                           
Kendimi güneşe atar,         & nbsp; 
sadece vücuduma değil,                                                         
ruhuma da güneş banyosu yaptırırdım.                                         
                                                                                   
Eğer bir yüreğim varsa,                                                         
nefretimi buz üstüne yazar ve       
güneşin çıkmasını beklerdim.     
                                                                                           
Yıldızlar üzerinde Van Gogh ile resim yapardım       
bir Benedetti şiirini düşlerdim ve
bir Serrat şarkısı ile aya serenat yapardım.
                                                                                           
Dikenlerin acısını hissetmek için       
gülleri gözyaşlarımla sulardım,
taç yapraklarını kızılca öperdim.     
                                                                                           
Tanrım, biraz daha ömrüm olsaydı...     
                                                                                           
Tek günümü,          ;         
sevdiklerime onları ne kadar sevdiğimi söylemeden geçirmezdim.             
Her kadını ve erkeği, benim favorim olduklarına inandırırdım.   
Aşkın içinde aşkla yaşardım.        &nb sp;   
                                                                                           
Erkeklere, yaşlandıkları zaman aşkı bırakmalarının ne kadar yanlış         
olduğunu gösterirdim.                                                           
Aksine aşık olmayı durdurduklarında yaşlanacaklarını gösterirdim.           
                                                                                   
Bir çocuğa kanatlar verirdim.        &nb sp;         &nb sp; 
Ama uçmayı kendi başına öğrenmesi için onu rahat bırakırdım.        & nbsp; 
                                                                                           
Yaşlılara ölümün yaşla degil,                                                 
unutmakla geldiğini öğretirdim.   
                                                                                         
İnsanlar, sizden ne çok şey öğrendim.        &nb sp;
                                                                                           
Gerçek mutluluğun,        & nbsp;
zirveyi nasıl ölçtüğünüze bağlı olduğunu bilmeden,       
herkesin dağın zirvesinde yaşamak istediğini öğrendim. 
                                                                                           
Yeni doğmuş bir bebeğin,       
o minik elleri ile babasının parmağını sıktığında,         
aslında babasını ebediyen kapana kıstırdığını öğrendim. 
                                                                                           
Ancak bir insanı yerden yukarı kaldırmak için yardım ettiğinde
birisine yukarıdan bakma hakkının olduğunu öğrendim.   
                                                                                           
Sizden bir sürü şey öğrendim.        &nb sp;       
                                                                                           
Ama bu öğrendiklerimi bir bavul içinde saklasa idim,   
hiç bir faydası olmayacaktı ve mutsuz ölecektim.       
                               

mino 24.06.2006 16:15:20
 Memleketimi isterim

Gök mavi,dal yeşil,tarla sarı

kuşların ciceklerin diyarı olsun.

memleketimi isterim

ne başta dert ne gönülde hasret olsun.

kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

memleketimi isterim

ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun,

kış günü herkesin evi barkı olsun

memleketimi isterim

yaşamak,sevmek gibi gönülden olsun

olursa bir şikayet ölümden olsun

mino 24.06.2006 16:15:36
İkimiz Aynı Günde Doğmuşuz
   

İkimiz aynı günde doğmuşuz
Birimiz kuş tüyü bir yatakta
Birimiz acıların kucağında
Birimiz doğar doğmaz üç doktor kesmiş göbeğini
Birimizin kendi anası
Birimize günlerce zevk mutluluk emzirmişler
Birimize yokluk acı ve sefalet

İkimiz aynı gün okula başlamışız
Birimiz şehrin en pahalı kolejinde
Birimiz bir mahalle mektebinde
Birimizin evinde özel günler, özel öğretmenler
Birimizin evinde yaşanmamış gün görmemiş
En acı dersler...

Ve yıllar sonrasında birimizin elinde yaldızlı diplomalar
Birimiz ortaokuldan terk
Ve hayatı boyunca tek!

İkimiz aynı gün gurbete çıkmışız
Birimiz avrupa'ya tahsile
Birimiz askere
Birimize adam oldu dediler alkış tuttular
Birimizi hep yok saydılar ve de unuttular

Birimiz hep ev değiştirdi, dost değiştirdi, sevgili değiştirdi
Tıpkı gömlek değiştirir gibi
Birimiz ne değişti, ne değiştirdi sevdiklerini
Bir saatli bomba gibi gömdü içine çektiklerini!

Ama birgün
İkimiz de öleceğiz
Elbette senin mezarın mermerden olacak
Benimkisi şüphesiz meçhul kalacak
Ama unutma
Sakın unutma dostum
Senin Tanrı'ya borcun
Benimse hep alacağım olacak...
 
Ahmet Selçuk İlkan
 
 
 

mino 24.06.2006 16:16:04
KARDELEN

ne senden fazlayım

ne senden az

aynı macerada,ayrı iraz

gözle biçim biçim

kalple anlar içim

ayrı gayrı olmaz

sen yoksan ben hiçim

Aç kardelen aç

Dağın olayım,suyun olayım

Göğün olayım aç

her çiçeğin kar altından

güneşe giden masalında

yaşamak yeniden tazelenir

yeniden anlamlanır

ışığa uzanırken kardelen

kış rüyasından

ümidin mucizesiyle

sevince uzanır


mino 24.06.2006 16:16:26
GÜL KOKUYORSUN

Gül kokuyorsun bir de
Amansız, acımasız kokuyorsun
Gittikçe daha keskin kokuyorsun, daha yoğun
Dayanılmaz bir şey oluyorsun, biliyorsun
Hırçın hırçın, pembe pembe
Öfkeli öfkeli gül
Gül kokuyorsun nefes nefese.
Gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
Ve acı ve yiğit ve nasıl gerekiyorsa öyle
Sen koktukça düşümde görüyorum onu
Düşümde, yani her yerde
Yüzü sararmış, titriyor dudakları
Şakakları ter içinde
Tam alnının altında masmavi iki ateş
İki su/ İki deniz bazen
Bazen iki damla yaz yağmuru
Mermerini emerek dağlarının
Şiirler söylüyor gene
Ölümünden bu yana yazdığı şiirler
Kızaraktan bir takım şiirlere
Büyük sular büyük gemileri sever çünkü
Ve odur ki büyüklük
Şiir insanın içinden dopdolu bir hayat gibi geçerse
O zaman ölünce de şiirler yazar insan
Ölünce de yazdıklarını okutur elbet
Ve senin böyle amansız
Gül koktuğun gibi
Yaşamın her yerinde.
Gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
Bu koku dünyayı tutacak nerdeyse
Gül, gül! diye bağıracak çocuklar bütün
Herkes, hep bir ağızdan: gül!
Ve her şeyin üstüne bir gül işlenecek
Saçların, alınların, göğüslerin üstüne
Yüreklerin üstüne
Bembeyaz kemiklerin
Mezarsız ölülerin üstüne
Kenetlenmiş çenelerin
Ağarmış dudakların
Unutulmuş çığlıkların üstüne
Kederlerin, yasların, sevinçlerin üstüne
Ve her şeyin üstüne bir gül işlenecek.
Bir rüzgar, bir fırtına gibi esecek gül
Yıllarca esecek belki
Ve ansızın dünyamızı göreceğiz bir sabah
Göreceğiz ki
Biz dünyamızı gerçekten görmemişiz daha
Geceyi, gündüzü, yıldızları
Görmemişiz hiç
Tanışmaya komamışlar bizi güzelim dünyamızla.
Öyleyse dostlar bırakın bu yalnızlıkları
Bu umutsuzlukları bırakın kardeşler
Görecekseniz nasıl
Güller güller güller dolusu
Nasıl gül kokacağız birlikte
Amansız, acımasız kokacağız
Dayanılmaz kokacağız, nefes nefese.
Edip Cansever

Ayaklarını devrime ve sosyalizme sarkıtan çocuk...
Sana her şeyin en güzeli yakışır...
Şarkıların ve şiirlerin de...
Devrimin ve devrimciliğin de...
Başımız sol olsun...

mino 24.06.2006 16:16:41
Ferdâ senin: senin bu yenilik bu inkılap...
Her şey senin değil mi ki zâten?.. Sen, ey gençlik
Ey umudun güzel yüzü, işte aynan
Karşında: sabahın saf ve bulutsuz semâsı,
Titreyen kucağını açmış, bekliyor... Koş!
Ey hayatın neş'eyle gülen tanyeri, işte herkesin
Gözü sende; sen ki hayâtın ümidisin,
Alnında bir yeni yıldız, yok, bir güneş,
Doğ ufuklara; önünde şu çileli mâzi sönsün müebbeden.
Sönsün müebbeden o cehennem; senin bugün
Cennet kadar güzel vatanın var: Şu gördüğün
Zümrüt bakışlı, inci gülüşlü kızcağız
Kimdir, bilir misin? Vatanın!.. Şimdi saygısız
Bir göz bu nazlı çehreye -Allah esirgesin-,
Kem bir nazarla baksa tahammül eder misin?
İster misin, şu ak sakalın pâk ve muhteşem
Vakûr alnına bir kirli el demem,
Hatta yabancı bir el uzansın? Şu makberi
Razı olur musun taşa tutsun şu serseri?
Elbet hayır; o makber, o vakûr alın
Kudsî birer vatan misâlidir... Vatan çalışkan
İnsanların omuzları üstünde yükselir.
Gençler, vatanın bütün ümidi şimdi sizdedir.
Her şey sizin, vatan da sizin her şeref sizin;
Lâkin unutmayın ki zaman sert ve kendinden emin
Sessiz adımlarla tâkip eder bizi.
Önden koşan, fakat yine dikkatle her izi
İncelemeye yol bulan bu yanılmaz izleyicinin
Azarıyla utanıp kalırsak, yazık!.. Demin
'Ferdâ senin' dedim, beni alkışladın; hayır,
Bir şey senin değil, sana ferdâ emanettir;
Her şey emanettir sana, ey genç, unutma ki
Senden de bir hesap arar şikâyetçi gelecek!
Mâziye şimdi sen bakıyorsun, uyanmış,
Âti de sana kuşkuyla bakacak.
Her uzvu ihtiyaç fırtınasıyla sarsılan
Bir neslin oğlusun; bunu hatırla zaman zaman.
Asrın, unutma, şimşeklerle aydınlanan ilerleme asrıdır:
Her yıldırımda bir gece, bir gölge devrilir.
Bir yükseliş ufku açılır, yükselir hayat;
Yükselmeyen düşer: Ya terakki ya çöküş!
Yüksemeli, dokunmalı alnın semâlara;
Doymaz, insan denilen kuş yükselmeye...
Uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş, atıl, bağır;
Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır!

(2 Şubat 1910)

Tevfik Fikret

mino 24.06.2006 16:16:58
ŞEYİST

“Biz talebeyken şeydik
İyi arkadaştık şeylen
Biliyorsunuz şeylen şey olunmaz
Ben bir şeyi bitirince babam
Şey dedi şey partisine girdim
Zaten şeyle evlenmiştim
Şey şeye gidelim dedi gittik
Şeysiz de olmuyor döndük
İki şeyim oldu büyüdüler
Doktor sende bir şey var diyor şimdi
Tabiy bende bir şey var: sayamadığın kadar
Çünkü ben bir şeyim
Her şey de bir şeydir ama
Ben başka bir şeyim
Ben şeyim”


Sayfa: 1 2 3 [ 4 ] 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23