Ufuk Uras mail grubuna şöyle bir yazı gelmişti:
Prof. Sinan Ozbek'in yazisi: Savas yanlisi CHP kaybetmistir Savaş yanlısı CHP kaybetmiştir
CHP, Irak'a müdahale konusunda AKP'yi sıkıştıracağını düşünürken, savaş yanlısı bir rotaya girmiştir. Bu tutumuyla da MHP'ye oy taşımıştır
Sinan Özbek Prof.Dr. -Kocaeli Üniversitesi Felsefe Bölümü
Bu sonuçlar benim açımdan çok şaşırtıcı olmadı. CHP'nin ve MHP'nin oy oranı hemen hemen düşündüğüm gibi. Bağımsızların 3-4 milletvekili daha fazla olacağını düşünüyordum. AKP'nin yüzde 40 gibi olması da sürpriz olmazdı. Ancak burada tablo biraz değişti. Bu sonuçlara bakarak ilk aşamada söylenebilecek noktaları şöyle toparlayabilirim: 1) Toplum savaş istemiyor. Savaş naraları üzerine kurulan hesaplar özellikle sol olduğunu ifade eden partilerin seçmene ulaşmasının yolu olamaz. CHP Irak'a müdahale konusunda AKP'yi sıkıştıracağını düşünürken, hem savaş yanlısı bir rotaya girmiştir ve hem de bu tutumuyla MHP'ye oy taşımıştır. 2) Çok tekrarlanan bir yaklaşım oldu ama yine de söylemek gerekiyor. Ordu kışlasındayken halkın saygın bulduğu bir kurum. Sivil siyasete müdahale şeklinde algılanan her girişimi müthiş bir tepki yaratıyor. CHP burada da sivil siyasete müdahale edilmesinin yandaşı olarak algılanmaya açık davrandı ve böyle algılandı. 3) Sol ancak sol siyaset yaparak anlamlı bir güç haline gelebilir. İşin asıl anlaşılması gereken boyutu, CHP'nin sağ politikaları büyüme taktiği olarak kullanarak bir taktik hata yapması değildir. Aksine bu sağ politikalara gönülden inanmıştır CHP önderliği. Şimdi bunlardan sonra halkın haksızlığa uğradığını düşündüğü partiyi bir refleks olarak desteklediğini eklemek gerekiyor. Bunu elitist bürokrat bir kadronun anlaması da mümkün görünmüyor.
Solun ittifakı Türkiye'nin solun ittifakıyla oluşmuş bir partiye hızla ihtiyacı vardır. Bu Almanya'daki Links Parti gibi bir yapıda düşünülmelidir. Omurgasını sosyal demokratlar (CHP demiyorum) ve sosyalistlerin oluşturduğu bu yapı, yakın bütün grupları içinde toparlamalıdır. Bu ittifakta Kürtler muhakkak olmalıdır. Bu seçimlerdeki bağımsız aday girişimi bir örnek oluşturabilir. Ve yine bu seçim sonucunda örneğin Ufuk Uras'ın seçilmesi ittifakın gerekliliğinin ve başarısının göstergesi olarak okunmalı ama Baskın Oran'ın (tahmin ettiğimiz ve üzüldüğümüz gibi) seçilememesinin, birleşik güçlerle hareket edememenin sonucu olduğu unutulmaması gereken ders olmalıdır.
24/07/2007 Yeni Evrensel Gazetesi
Kerem Kabadayı'nın mail grubuna bu yazı üzerine attığı mail:
Konu: Sinan Özbek'in yazısıyla ilgili uzunca bir yorum
Merhabalar,
Sinan Özbek'in seçimi konu eden yazısını ilgiyle okudum. CHP, MHP, ve diğer siyasi aktörlere dair yorumları, bizlerin de sıkça konuştuğumuz çerçeve içerisinde; ancak yazının sonuna ulaştığımda gördüğüm bitiriş cümlesi, açıkça söylemek gerekirse, beni farklı düşüncelere gark etti.
Özbek, "... bu seçim sonucunda örneğin Ufuk Uras'ın seçilmesi ittifakın gerekliliğinin ve başarısının göstergesi olarak okunmalı ama Baskın Oran'ın (tahmin ettiğimiz ve üzüldüğümüz gibi) seçilememesinin, birleşik güçlerle hareket edememenin sonucu olduğu unutulmaması gereken ders olmalıdır." diyerek yazısını sonlandırmış. Belki yazarın üslubundan, belki de yazının en sonuna, tek bir cümleyle sıkıştırılmış olmasından dolayı, Özbek'in Baskın Oran'a dair yorumu, benim kafamda bu cümle "Baskın Oran, bağımsız tutumunun bedelini seçilemeyerek ödemiştir." şeklinde yankılanıyor. Şu ihtimali de eklemeliyim; belki de ben yanlış yorumluyorum, cımbızla seçip çıkarttığım bu cümleyi. Hangi sebepten olursa olsun, Baskın Oran kampanyası ile ilgili bu yorum, aktivistler ve Oran'ın yüzüne karşı sallanan bir talim - terbiye sopasını andırıyor. Özbek, kendisi de yazdığına göre, Oran'ın seçilememiş olmasına gerçekten üzülmüş olmalı; ancak bu sonuçtan doğru dersi çıkarttığını sanmıyorum.
İlk olarak kabul etmeliyiz ki, Baskın Oran'ın meclise girememiş olması, bütün toplum için bir kayıptır. Bu kaybın bedelini de tüm toplum ödeyecektir. Ancak bu sonuca yol açan faktörleri sıralamak gerekirse, ben listemde Oran'ın "birleşik güçlerle hareket edememesini" en son sıraya bile koymam. Baskın Oran'a açık sözlülüğü ve bağımsızlığının bedeli ödetilmeye çalışılırken, seçim sonuçlarıyla beraber bu bedel, bütün toplumun hanesine işlenmiştir. Baskın Oran'a karşı aldıkları tutumla, dolaylı yoldan afişe olan belli 'sapına kadar sol' kesimler, alacakları 150 oy uğruna, Baskın Oran ve çevresindeki hareketi, çarşaf çarşaf yazılar yazarak, afişler asarak "Sorosçu" ilan etmekten sakınmamış, aslında dolaylı yoldan kendi siyasi ahlak yoksunluklarını, hırslarını ve 'özgün, milli, yurtsever' kimliklerini dışavurmuşlardır. Milliyetçi-ulusalcı-yurtsever ağızlarını kullanmaktan çekinmeyen bir grup sıkı devrimcinin çabaları, belki de kendileri hala sol sayılıp, en yakınımıza kadar sokulabildikleri için, mide bulandırma konusunda listemin ilk sırasına yerleşmiştir. Neyse ki bu cılız akım, kendinden başka kimseye zarar vermemiş, sadece ortalığı bulandırmıştır. Sol içerisinde milliyetçilik ve enternasyonalizm arasındaki makas giderek açılırken, şu anda aka ak, karaya kara diyerek yola devam etmeyeceksek ne zaman edeceğiz?
Özbek'in yazısının altında yer alan "24/07/2007 Yeni Evrensel Gazetesi" ibaresi, aklıma bazı sorular getiriyor. Eğer bağımsız adaylar ve güç birliğinden bahsedeceksek, bunlara da bazı cevaplar bulabilmemiz gerekir. Acaba seçimde başarı elde edemeyen Abdullah Levent Tüzel'in aldığı sonuçtan ne gibi bir "ders" çıkartmalıyız? Tüzel'in güç birliği içerisinde olmasına rağmen acaba eksik kaldığı noktalar mı vardı; ya da, kampanyası doğru bir şekilde yürütülemedi mi? Yoksa, Tüzel'in kampanyasını yürüten kesimle mi ilgili bir sorun vardı acaba? Şahsen, hiçbir siyasi parti, ya da örgüt üyesi olmadığım için, ama aynı zamanda bağımsız adaylara ve solda güç birliğine destek vermeye çalışan bir birey olduğum için, bir bağımsız adayın başarısızlığıyla ilgili bu soruları dile getirme hakkını kendimde buluyorum. Ufuk Uras'ın başarısının ardından, seçim gecesi Kadıköy Meydanında toplanarak kendilerini var eden tüm partiler, bu soruya da elbet bir cevap verebilmeli. Sabahat Tuncel ve Ufuk Uras'ın bize yaşattığı mutluluğu, Baskın Oran'dan da, Levent Tüzel'den de beklerdim, Oran ile Tüzel arasında önemli bir fark olmasına rağmen. KüreselBAK'ın kuruluşunda bizzat Levent Tüzel, bu kampanyayı ve yürütücülerini "neo-liberalizmin ajanı" olmakla itham etmişken, Oran'ın sergilediği politik söylem, örgütlü solun kendi gölgesiyle dövüşen karakterinden çok farklı. Duruma bu açıdan bakınca, iki adayın da seçim sonuçlarına üzülürken, acaba Tüzel'in KüreselBAK ile ilgili görüşleri, geçen yıllarda ne kadar değişmiştir diye düşünmekten kendimi alamıyorum, ancak biliyorum ki, her insan değişir.
Elbette burada önemli olan ne Levent Tüzel, ne de KüreselBAK; etrafında dönüp dolaştığım mesele, özetle donuklaşmış bir kafayapısı. Ben 'ajan, hain, işbirlikçi, karşıdevrimci' avına çıkan 'öncü kadrolardan', liderliklerden ve bunların toplumun bütünlüğünden kopukluğundan dertliyim. Sürekli olarak 'somut koşullardan' bahsetmeyi alışkanlık edinenlerin soyutlaşmış evrenlerde dolaşma lüksü yoktur. Bugünkü yapılarıyla, tartışmalarıyla ve bölünme hatlarıyla, hala 12 Eylül öncesinin, büyük bir vahşetle bozguna uğratılmış hareketlerinin hayaletlerini yaşatmaya and içmiş kafayapısı, Hrant Dink cenazesinden bu yana yaşanan süreci tahlil etme ve doğru sonuçlara varma çabasında bana hiç de tatmin edici gelmiyor. Gelenek, iyisiyle, kötüsüyle, gelenektir; ölçüsü bir kez kaçtı mı, geleceğe bakan değil, geçmişe sarılan kitleler yaratır.
Gelecekten umudumuz ve beklentilerimiz, son seçimle beraber bir kere daha canlanır, tartışılır hale gelmiş oldu. Bu tartışmalardan verimli sonuçlar alabilmek ve bu noktadan çok daha ileriye sıçrayabilmek için önemli olan Ufuk Uras'ın başarısının altındaki imzalarımızla gurur duyarken, aynı zamanda Baskın Oran'ın meclis dışında kalışının hesabını da sahiplenmektir. Baskın Oran kampanyasından çıkarılacak ders, olsa olsa, şu bahsi geçen "güçbirliğinin", önümüzdeki yıllar içerisinde çok daha geniş, güçlü ve çoksesli bir kampanya halini alması zorunluluğudur. Eğer sosyalistler olarak hepimiz, herkesin her derdini vekaleten dile getirip, bir de çözebilme yetkinliğine sahip insanüstü varlıklar olsaydık, Baskın Oran, Ayşe Türkrükçü, Bilge Contepe, Ayla Akat Ata ve daha nicelerinin sesine kimsenin ihtiyacı olmazdı. Bu acil ve ortak ihtiyacı gözardı etmeyip, farklı seslere meşru politik zeminler ve kitlesel destek yaratma hedefinde buluşabilen sosyalist sol, eminim ki kendisinin bile ummadığı bir kitleselliği tekrar yakalayacaktır.
Kerem Kabadayı
|