|
||
| Mor ve Ötesi'yle dobra dobra Bu akşam Şebnem Ferah'la Radikal 10. yıl konserinde sahneye çıkacak 'Mor ve Ötesi'yle dünyayı, Türkiye'yi ve Radikal'i konuştuk. Grup üyeleri, 'Sanki gazetenin muhalif duruşunda bir gevşeme oldu. Ama yine de linç olduğu zaman, bununla ilgili Radikal'de yazı çıkacağını biliyorsunuz' diyor İSTANBUL - Bugün İstanbul'daki Kuruçeşme Arena'da Şebnem Ferah'la birlikte Radikal'in 10. yıl konserinde sahneye çıkacak Mor ve Ötesi'yle dünyanın halini ve Radikal gazetesini konuştuk. Biz sorduk grup üyelerinden Harun Tekin, Burak Güven ve Kerem Kabadayı sözünü sakınmadanyanıtladı. 90'lı yıllar Türkiye için pek parlak geçmedi. Uğur Mumcu'nun öldürülmesi, terörün yaygınlaşması, Susurluk ilişkileri, Sivas katliamı, düşününce çok karanlık bir tablo geliyor gözümüzün önüne. Bu tabloda 90'ların ikinci yarısında Radikal ortaya çıktı. O dönemi ve Radikal'in tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz? Harun Tekin: Uğur Mumcu'nun öldürülmesiyle ana akım medyada bir dönem kapanıyor aslında. Yaptığı işi en riskli bir biçimde yürüten bir gazetecinin öldürülmesi bence amaçlanandan daha fazla etki yaptı. Korkuyla daha fazla yaşanılır oldu. Korkmamak da elde değil. Çünkü söz konusu hayatınız. Bu cinayet Türkiye'de 'Sivas katliamı'yla, Susurluk'la ortaya çıkan ilişkilerle birlikte 90'lardaki örtülü şiddetin zirve noktalarındandır. 90'ları 12 Eylül'le yarım kalan pek çok şeyin tamamlandığı yıllar olarak görüyorum. Bu çerçeveden bakıldığında Radikal'in takdir ettiğim tarafı, çoğu zaman özgürlükçü bir tavır sergilemesi. Kerem Kabadayı: 90'ların ikinci yarısında çok tuhaf salınım vardı. Bir taraftan AB görüşmeleri sürüyordu, bir taraftan Tansu Çiller dışarıya çok medeni bir insan görüntüsü veriyordu. Oysa Türkiye'de terörün en yoğun yaşandığı bir dönemdi. Basında olaylar kendine çok yer bulmuyordu. Sonradan bakıldığında o olayların daha sonraki yıllarda olacakların hazırlığı olduğunu görüyorsunuz. 'Hayata Dönüş' operasyonuyla sonuçlanan bütün o tırmanış, 90'ların ilk yarısındaki devlet politikalarının insanları sürüklediği toptan yokoluş haline geldi. O dönem basından bir şey beklemiyordum. Çünkü bunu duyuracak bir basın yapılanması Türkiye'de yoktu. Şimdi ise çok uçlarda var. Radikal o yıllarda şu andakine kıyasla daha fazla adının altını dolduran bir tutum sergiledi. Burak Güven: Harun'un korku tespitine katılıyorum. Bizim maruz kaldığımız şey korku. Türkiye'de birçok iş yapılırken korkuyla yapılıyor. Sadece öldürülme korkusu değil, işini, standartlarını kaybetmek şeklinde de olabilir bu korku. Böyle bir gazetecilik ortamında Radikal, birazcık radikal olmayı, özgür olmayı, bu korkuları göz ardı etmeyi 'oynuyor'. Türkiye'de maalesef işler en çok oralara kadar zorlanıyor. Siz de sivri dilli bir grupsunuz... Kerem Kabadayı: Aslında bekletmeyi gerektiriyor daha çok. Öncelik sırasını günün koşullarına göre belirleyip daha yakın mesafede ulaşılabilecek meseleleri öne çekiyoruz. Zaten aramızdaki diyalogları filtreleyip grup söylemine çevirmek bence o korkunun bizi yönetmesini engelliyor. Yani dört kişinin ortak aklı belli bir söylem yarattığı zaman içinde pragmatizmi de barındıran bir söylem oluyor ama diğer yandan ciddi bir muhalif söylemi de içeriyor. 10 yıllık bir süreçte Radikal'de çeşitli değişmeler oldu. Bu değişimle ilgili neler düşünüyorsunuz? Harun Tekin: İlk çıktığında sert sert bir muhalefet anlayışı vardı. Irak tezkeresi görüşülürken Kayseri'de duşakabin patlıyor haberini belki hiçbir zaman manşet yapmıyor ama, sanki gazetenin muhalif duruşunda bir gevşeme oldu. Yine de, linç olduğu zaman, bununla ilgili Radikal'de yazı çıkacağını biliyorsunuz. Çok değerli yazarlar var, mesela Yıldırım Türker istediği gibi yazıyor. İsmet Berkan yeri geldiğinde hem CHP'yi hem de AKP'yi eleştiriyor. Lafını sakınmayan bir tarafı var hâlâ. Ama yeri geldiğinde belli bir görüşten yazar da yazı yazabiliyor. Mesela Hasan Celal Güzel ve Gündüz Aktan başka bir zamandan sesleniyor gibiler. Murat Belge ile Hasan Celal Güzel'i aynı gazetede okumak tabii tuhaf duruyor. Kerem Kabadayı: Radikal belli bir denge politikası uyguluyor bence. Birgün İslamileştirilmiş Pinokyo eleştirilirken, ertesi gün kitaplarda küfürler de var denildiği zaman ben düşünüyorum. Benim çocukluğumda da vardı o küfürlü kitaplar. Bu tür dengeler tutturularak yayın sürdürmek radikalizmle alakalı olan bir şey değil. Gazetenin adını ben koymadığım için bu adın altının doldurulmasını bekliyorum. Burak Güven: Evin biraz asi çocuğu Radikal. Baba höt dediği zaman yine oturacak aşağıya. Biz bunu biliyoruz. Zaten bizden bu kadar gibi bir tavrı var Radikal'in. Aslında Radikal'in çoğu yazarı, dünyaya, uygarlığa, gidişata dair aydınlık kafalara sahip. Ama bir yılmışlık durumu var. Mesela 'Hayata Dönüş' operasyonu sırasında yaprak kımıldamazken, Perihan Mağden çok iyi bir yazı yazmıştı. Öyle etkilendiğiniz yazılar veya sizi şaşırtan durumlar oldu mu Radikal'de? Harun Tekin: 'Replikas'ın albümüyle ilgili bir eleştiri yazısı yayımlanmıştı. Ben de eleştiri yazısı böyle yapılmamalı diye bir yazı göndermiştim. Kendi yazarınızı oldukça ciddi bir biçimde eleştiren bir yazıyı hemen yayımlamanız oldukça hoşuma gitmişti. Burak Güven: Mehmet Y. Yılmaz genel yayın yönetmeni olduğu sırada satanizm meselesi ortaya çıkmıştı. Bizim de adımızın geçtiği bir tartışmaydı o. Olayın içinde çok fazla yönlendirme vardı. Birtakım devlet birimleri de bu işi bahane edip, başka türlü davranmaya başlamıştı. Mehmet Y. Yılmaz'ın o dönemki yazılarını sevmiştim. Bunun yanı sıra beni şaşırtan bir tarafı var Radikal'in. Birçok değerli yazar geldi geçti. Gidişleri çok garip oldu. Sanki o gün hiçbir şey olmamış gibi başka türlü o köşenin doldurulmasını garipsedim. Acaba o insanın giderken edeceği son söze yer verilmek istenmiyor mu diye düşünmüşümdür. Ayrılışına üzüldüğün yazarlar kimler? Burak Güven: Perihan Mağden son bir yılında düşüşe geçmişti ama gittiği zaman üzüldüm. Mine G. Kırıkkanat'a ve Hakan Gülseven'in gidişine de üzüldüğümü söyleyebilirim. Dünyanın ve Türkiye'nin gidişatı hakkında neler düşünüyorsunuz? Kerem Kabadayı: Son iktidarla beraber Türkiye her zamankinden daha fazla ucubeye dönüşmeye başladı. Türkiye'yi yöneten zihniyet ve onun ürettiği politika ucubeye benziyor. Kentli değil, köylü değil, kasabalı değil. Müslüman kimliğini ön plana çıkarıyor ama büyük bir ticaret arka planına sahip. İktidara gediği anda ülkeyi bakkal çakkal gibi yöneteceğini gurur duyarak ilan eden bir zihniyet. Dünyaya bakınca, dünya zaten çok büyük söylem kaymasının ardından deliler gibi koşturuyor. Birçok politikacının, düşünürün dünyayla ilgili duruşunu anlamak için daha açık sonuçlar veren turnusol kâğıtlarına ihtiyaç var. Bunlardan biri Doğu-Batı ya da dinler arası diyalog meselesi. Bu konuda yazan çizen insanların bir kesimi bunu somut bir gelişme, arka planı olan bir söylem olarak alıp bunun üzerine fikir yürütüyor. Benim anlamadığım 10 yıl önce kapalı kapılar ardında hazırlanan bir söylem adına şimdi nasıl oluyor da bireyler, toplumlar adına bir imam, bir papaz ve bir haham diyalog içerisine giriyor. Bu söylemin arkasında yatan temsil gücü nedir. Şaibeli ya da demokrasiye yakışmayan yollarla seçilmiş iktidarlarımız ne güne duruyor da bir anda bizim kimliklerimiz medeniyet adı altında tekrar ortaçağa dönüp dini diyaloglarla tanımlanıyor. Bizim, birbirimizle dışarıyla iletişim kurmamız bu düzlemde gerçekleşecek diye bekleniyor. Burak Güven: Kerem'in dediklerine sonuna kadar katılıyorum. Ama canımı yakan bir şey var. Cumhuriyet değerlerini her zaman tartışabilelim. Ama Cumhuriyet'in yetiştirdiği kuşaklar, bunun devamında gelen değerler ve kazanımlar da vardı. AKP ve tebası yeni bir tür olarak geliyor. Ve Cumhuriyet kuşağına, onun kazanımlarına da son darbe vuruluyor. Bu darbe çok da çirkin bir şekilde vuruluyor. Bilmiyorum ülke olarak acaba silkinecek gücü gösterebilecek miyiz. Dibe doğru vuruyoruz. İşte bu küreselleşme hikâyesiyle insanlar birtakım teknolojik kölelere, zavallı müşterilere indirgeniyor. Kimse de başını kaldırmıyor. Dünya bir rezalet Türkiye başka türlü. Bir taraf çok steril. Ama en steril evin arkası en kanlı yer çıkıyor. -------------------------------------------------------------------------------- 'Türkiye'nin sesi olabilir' Radikal'in 'şöyle olsaydı' dediğiniz yönleri var mı? Burak Güven: Yazanı da okuyanı da aynı çevreden insanlar gibi bir durum var. Güneydoğu'dan, Doğu'dan çok bahsettiğiniz zaman direkt Kürt etiketiyle marjinalize oluyorsunuz. Bu başka gazetelerin başına da geldi. Ama hiç bunlara takılmadan daha Türkiye'nin sesi olunabilir. Belki çok basit, ama bir şey uyandıracak hayat öyküleri falan yazılabilir. Bu tip insani şeylerden bir iletişim sağlanabilir. Çünkü içine kapanmak büyük tehlikedir. Dışarıdan bakma yeteneğinizi kaybedersiniz. Bunun için biraz daha İstanbul'dan uzaklaşabilir. Kerem Kabadayı: Bu aslında Türkiye'den bağımsız bir durum değil. İstanbul artık başkenti yutmaya hazırlanıyor. Merkez Bankası bir gün İstanbul'a taşınırsa böyle bir süreç de başlamış olacak. Hayat açıkçası Türkiye'de İstanbul'da şekilleniyor. Onu tersine çevirecek süreci basın, müzik grupların yapmayacak. Ancak onun yansıtılmasını değiştirmek elimizde. Kimlerin yazmasını istersiniz? Harun Tekin: İlk önce başka bir yerde halihazırda yazan yazarları düşünüyorum. Mesela Ece Temelkuran geliyor aklıma. Ama onun Milliyet'te yazması bile başlı başına bir kazanım sayılabilir. Bence daha hiç kimsenin bilmediği farklı bir bakış açısı getirebilecek birileri olsa daha iyi olur gibime geliyor. Kerem Kabadayı: O açıdan da yeni bir nesil yetişiyor aslında. Son yıllarda çıkan ufak çaplı dergilerde ilginç yazılar yazan isimler var. Bizim yaşlarımızda müzikle çok ciddi şekilde ilgilenen, müziği dünyadan soyutlamadan yazabilen, yorumlayan insanlar var. İleriki yıllarda basında geniş kitlelere ulaşabilecek konumlar yakalayabilirlerse hep bahsedilen Türkiye'de müzik eleştirmenliği açığını kapatabilirler. Radikal Genç bu noktada bir açılım getirebilir mi? Burak Güven: Getirebilir. Bence son zamanlarda kendini bulmaya başladı dergi. Talep de çok fazla galiba. O derginin çıkması kadar, o kadar çok insanın sesini duyurmak istemesi, hele yazıyla ilişkimizin iyiden iyiye bozulmaya yüz tuttuğu bir dönemde, çok önemli. Irak işgali ve Lübnan işgaline karşı Radikal'in tutumunu nasıl buldunuz? Harun Tekin: 1 Mart tezkeresinindeki kararın doğru olduğu söyleyen birçok yazar var Radikal'in şu anki kadrosunda. Belki oradan hareketle Lübnan işgali konusunda daha net bir tavır alınmış olabilir. -------------------------------------------------------------------------------- 'Muhalefeti öğrenemiyoruz' Medya, yaşadığımız dönemi doğru bir şekilde okura ulaştırıyor mu? Kerem Kabadayı: Geçen gün Anadolu Ajansı'nın şehit cenazesindeki pankartları sansürlediğini okudum. Bilgi alma kanallarında bu tür blokajlar olduğu sürece biz zaten Türkiye'de ya da dünyanın neresinde nasıl bir muhalefet var onu öğrenemiyoruz. Yunanistan'daki vicdani retçiyi desteklemek için bin anarşist Atina'da yürüyüş yapıyor. İnternet dışında bu tür haberleri biz öğrenemiyoruz. Böyle olunca ülke ölçeğinde de insanlar neye sarılacağını neye karşı çıkacaklarını bilemiyorlar. Aslında bu, sermayenin gittikçe ulusal bariyerleri yıkıp eskisine göre daha verimli entegre olabildiği bir dönemde muhalefetin parçalanmışlığının da göstergesi. Burak Güven: Medya, içinde gittikçe çok ciddi paraların döndüğü bir yer haline geliyor. Baskı fabrikaları, dağıtım falan. Bu bariyerler aşılamayacağı için bu bilgilere biz başka kanallardan ulaşmak durumunda kalacağız. Bunun için kurumların kendi özgürlüğünü kazanması gerekiyor önce. 'Yazılar bize moral verdi' İlk yıllarınızda Radikal'de sizinle ilgili çıkan haberler nasıl etki etti? Harun Tekin: Zaten bizi bilen insanların takip ettiği bir gazeteydi Radikal. Gazeteyi alanlar bizimle ilgili bir şey daha okuyorlardı. Kerem Kabadayı: O dönemlerde moral açısından hakkımızda çıkan her yazı bir değere sahipti. Hâlâ sahip aslında. Grup bu seviyeye ulaşana kadar geçen yıllarda bir yandan hiç sesimi yansıtmayan basın bölgesi vardı, ki bu Cumhuriyet'i de Sabah'ı da kapsıyordu. Belli görüş ve duruş farklılıkları yüzünden. O dönemde Radikal'de haberlerimizin çıkabiliyor olması bizim için değerli bir şeydi. Zaten konser yapmak, albüm yapmak gerekiyor ama bunun basında yer almasının verdiği bir morale de ihtiyaç duyuyorsunuz açıkçası. Bu ihtiyacı karşılamak açısından Radikal'de adımızın geçmesi bize iyi gelmişti. 'Kültür, spor ve yorum sayfası iyi' Peki beğendiğiniz tarafları nedir? Harun Tekin: Kültür sanat, spor sayfalarını pek çok gazeteden daha iyi yaptığınızı söyleyebilirim. Özellikle spor sayfalarındaki Tanıl Bora'nın istatistliklerden yola çıkarak edebi bir dille yazdığı spor yazılarını seviyorum. Gerçi bütün yazarlarda bir üslup durumu var. Ayrıca yorum sayfalarındaki çevirileri çok faydalı buluyorum. Herhangi bir gazetede yer almayan yakın zamanda yayımlanmış makaleleri iyi çevirilerle okuyabilmek bence önemli. Burak Güven: Kültür sanata bakış her zaman ortalamaya göre farklı. Ama biraz İstanbul merkezli. Bunun dışına çıkılabilir. Biraz daha fazla yeni sanatçılara, yeni fikirlere yer verilebilir. Ayrıca da sayfa sayısı olarak da çoğalabilir. Spor servisinde iyi şeyler yapılmaya çalışılıyor. Emre Ulaş ve Piyale Madra'nın çizgilerini beğeniyorum. Bence iki çizer Radikal'in büyük artıları. ![]() http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=198513 |
||
|
||
| Bugünkü radikal gazetesinde yer alan bi röportaj.. | ||
|
||
gerçekten dobra dobra bir röportaj olmuş
|
||
|
||
güzel bir röportaj olmuş kesinlikle
|
||
|
||
okudum röportajı çok beğendim.hem dobra dobra hem de radikal hakkında ve siyasetle ilgili doğru şeyler konuşulmuş (yani tüm röportaj doğru ama o bölümler benim çok ilgimi çektiği için belirtmek istedim.) ayrıca mvö radikal lehine her zaman konuşmasa bile, eksikliklerinden bahsetse bile, radikal bunu yayınlamaktan çekinmediği için çok iyi bir gazete bence... ama mvö gibi ben de eski kalitesini yitirdiğini düşünüyorum... şundan bir kaç sene önce her gün eve alınan bir gazete iken şimdi kırk yılda bir okuyoruz umarız mvö nün eleştirilerini dikkate alıp eski formlarına kavuşurlar.. benden bu kadar
|
||
|
||
| güzel bir röportaj olmuş gerçekten | ||
|
||
| röportaj çok güzelmiş gerçekten üstelik radikalin; mor ve ötesinin arada eksiklerinden bahsettiği halde yayınlamaları çok iyi olmuş.. | ||