mor ve ötesi fan sitesi (Arşiv Ana sayfa) => Yabancı Sanatçılar

Konu: Depeche Mode

Sayfa: 1 [ 2 ] 3

K a R Ben 10.10.2006 22:36:25
 Depeche Mode şuanda dinlediğimiz tüm yeni akım rock bandlere esin kaynağı olmuş gruplardan bir tanesi... Müzik içinde asaleti ayrı yani... Hala daha bomba bir albüm yapabilecek kadar da heyecanını yitirmemiş durumdalar.
  Şuan Precious çalmakta... Az önce de Muse'dan Map Of The Problematique. İki şarkıyı da bilenler, iki grubu da tanıyanlar bu son cümlenin ilk cümle ile bağlantısını anlayacaktır. Depeche Mode bu...

soulOfTheRock_cadıı 31.12.2006 17:48:09
 güzel gruptur severim...bir arkadasımın sayesinde dinlemeye başladım ve iyiki başlamışım Wink enjoy the silence ayrı bir olay zaten Wink

darkqhost 31.12.2006 18:23:27



1980’lerin başından beri varolan Depeche Mode, bugüne kadar yayımladığı sayısız hiti biraraya getirdi! 1981 yılında ‘New Life’, ‘Just Can't Get Enough’ ve ‘See You’ şarkılarıyla yıldızı parlayan, kullandıkları sampler ve dijital stüdyo teknikleriyle endüstriyel bir tını yaratarak popüler müzikte çığır açan Depeche Mode, 1987 yılındaki ‘Music For The Masses’ albümü ile stadyumlarda konser veren büyük bir grup oldu. 25 yıldan, 75 milyon satıştan  ve 40 listebaşı hitten sonra Depeche Mode, ‘Personal Jesus’, ‘Enjoy The Silence’, ‘I Feel You’, ‘It's No Good’, ‘Dream On’ gibi büyük hitlerini biraraya topladığı  ‘The Best Of  Volume 1’la müzik marketlerde
   

nikimitrolbaby7 05.01.2007 17:48:44
bende cok cok severim depeche modee =)

stheno_euryale 06.01.2007 11:07:22
Ben çok dinlemiyorum. Eğer ablam açarsa dinlerim. (Hep ablam diyorum ama bu diğer ablam Smiley)

black_nükleer 06.01.2007 19:14:41
çok severek dinlediğim bir ayrıca klipleride çok hoşuma gidiyor

deborah 13.09.2008 22:17:39
Depeche Mode


70′li yılların sonlarında, Klasik Rock müziğinde bir çemberin içindeki monoton çevrim iyice açığa çıkmaktaydı. Bir yandan değişen yaşam koşullarına koşut olarak değişen dünyaya ayak uydurma mecburiyeti öte yandan gelişen teknolojik bulgular, Rock müziğini taze kan aramaya itelemekteydi. 1974 yılında yayınladıkları Autobahn şarkısı ile ABD listelerine giren Kraftwerk değişim sinyallerinin öncülerindendi.. 1977 yılında kendini farklı bir biçimde sunan Sex Pistols’un daha sonra gelen Post-Punk’dan New-Wave / Electronic Dance olanı Punk ve Punk müziğini kalabalıklığından arındırma yolunu seçtiler. Rock müziğindeki şarkı+solo+şarkı biçimindeki kalıp belli ölçüde kırılıyor hatta solo anlayışı ortadan kalkıyordu. Bir NewWave orkestra için davul bas gitar ve gitar gerekmiyordu. Davul yerini Drum Kit ve Hi-hat’e bırakabilirdi. Solo aletlerin yerine de, tüm doğal ve yapay sesleri çıkarabilme yeteneğine sahip bir klavye oturtulabilirdi. İlk Elektronik NewWave müziğinin temel biçimleri bu kavrayışla elde edilmiş alt yapı ya da geri planın üzerine pürüzsüz ve geniş bir vokalin bindirilemsiyle oluşturuldu. Bu anlayışın ilk ürünlerinden biri olan Depeche Mode, boğulmak üzere olan geniş bir kitleyi etkisi altına aldı. Fakat bunun grup tarafından kolaylıkla elde edildiği sanılmamalı. 80′ler de Elektronik NewWave startı verildiğinde, Depeche Mode da kalabalık bir yarışmacı grubunun arkasındaydı. Onları öne çıkaran rakiplerinden daha farklı yeteneklerinin sahibi olmalarının çabuk keşfedilmesi oldu. Dikkatle hazırlanmış, Elektronik çağına uygun giyimin onlara kattığı futuristik hava, erkeksi görüntünün kadınsı tavırlarla yumuşatılması gibi bir dramatik davranış tarzı, günümüz kreasyonu ve anlayışı haline geldi.

Aynı çizgide ortaya çıkan grplardan bazıları, bugün kabuk değiştirerek NewWave’i Rock, Jazz, Pop ve Blues ile buluşturma yoluna giderek sunuyorlar. Tabi müzik yaşantılarına son noktayı koyanları saymassak. Sweet Dreams are Made of This ile çıkış yaptığında Eurythmics, tam bir NewWave grubuydu. Alt yapıyı Dave Steward’ın şarkılarında yüksek volumlu tiz ve yumuşak sesiyle Annie Lennox’un üstlendiği iki kişilik grup, NewWave’in temel taşlarını ve tipik formlarını oluşturuyolardı. Eurythmics sonradan pek çok grubun evrildiği yer olan bir noktada, NewWave Rock türünün örneklerini verdi. Önem sıralamasında Başta güreşen Human League, Heaven 17, Blancmange’ın yanı sıra Marc Almond ve Dave Ball ikilisinin oluşturduğu İngiliz grubu Soft Cell de mitoloji tarihi, cinsel özgürlük ve toplumsal yabancılaşma gibi konularda tercihlerini kullamasıyla, Andy Warhol’un mirasını Velvet Underground’tan sonra omuzlamak iddiasını sürdürmüştü.

Rüzgarlı soğuk ve gri olması nedeniyle Essex, pek de synthesizer ülkesi sayılmaz. Southbend’in sahil kısmı, dünyada yetmişlerde Rhytm ve Blues’u ile kalan Dr. Feelgod’un ödünç verirken her geçen gün yıldırım hızıyla büyüyen Londra, fazlasıyla Disco-Soul’u tercih ediyordu. Fakat başkent ile soğuk gri denizin arasında sıkışıp kalan Basildon kentinde Clarke ailesinin garajında birşeyler kımıldıyordu. Sonradan bunun ne olduğunu en yi seksenli yılların Dance dinleyicisi anlayacaktı. Bir isim bulmak gerecekti. Bunu bir Fransız moda dergisinden aşırmanın hiçbir sakıncası yoktu. Örneğin Depeche Mode.. Neden olmasın?.. Gerçi, pek öyle bir Rock’n roll efsanesi olmak için uygun bir isim değil ama ne fark eder ki, aynı şeyi Beatles içinde söylemişlerdi. Üstelik de Vince Clarke bundan çok daha komik isimli bir grupta çalmıştı. No Romance In China.


Bu gençler için Basildon’da romansın varlığından çok müziğin kalitesi geçer akçe idi. Vince Clarke, suç ortağı olarak da kendini başlangıçta bas gitarcı zanneden Andy Fletcher’ı ve hafif Amerikan Rock’n roll havaları çalmaktan hoşlanan bir grubun solo gitarcısı olan Martin Gore’u seçti. Mayıs 1980′de bir araya geldiler ve bateristleri bulunmadığından tıpkı Echo and the Bunnymen gibi bir davul makinasını grubun dördüncü üyesi yaptılar. Müzik yapmak için Basildon’daki gençler için sıradan bir işti. Ama çok kısa zamanda birşeyin varlığı farkedildi. Onların prova yaptıklrı zaman bir isim bulmak için harcanan zamandan çok daha fazla idi. Yani adamlar çok ciddiler zamanın Basildon gençliği için. The Composition of Sound gibi camiayı utandıra nbir isimle ilk gösterilerini yaptılar. Hiç şaşırmayın hem de R&B ağırlıklı müzik çalan Southend at Scampes diskosunda yaptılar bu işi.. Tabi ki daha sornaki yıllarında görünümlerinden farklı olarak daha konveksiyonel bir görüntüye sahiptiler. Ama uzun saçlı bir davulcusu olmayan bir grup o zamanlar Soundhend’te olsa olsa başına bela olurdu. Üçlü bunun yerel partilere katılıp kendini kanıtlayarak geldi. Önce bir cumartesi öğleden sonrası Dixion mağazısında Synthesizer adındaki yeni bir müzik aleti incelendi. Hakkını yemeyelim ozaman da bu alet çok modaydı. Öyle ki Gary Numan müzikal kariyerini gitarsız bakış açısıyla tırmandırmaya başlamıştı bile. Geleceklerini garanti alma yolundaki ilk adım hiç de farkında olmayarak yaptıkları bir şey oldu. Soft Cell, Blancmange ve benzer birkaç grubu daha piyasaya süren Stevo adlı genç bir plak şirketi yöneticisi Some Bizarre için yeni yetenekler arıyordu. Onları o akşam Rayleigh’te ki diskoda gördü. Beğendi ve sahne arkasında bana yapacağım toplama album için bir şarkı verin dedi. Bu şubat 1981′de çıkan Some Bizarre Album idi.Ve resmi olarak Depeche Mode diye adlandırılan grup iyi yere kapı açıyordu. OMD ve The The ile birlikte çıktıları ve yakında meşhur olacaklarından, bu kapılar sadece iki tanesiydi. Some Bizarre Album’e katıları Photographic ilk kayıt seanslarının yadigarıdır. Ne var ki çocuklar ilk zamanlarda yaptıkları çalışmalardan öyle utanmışlardı ki Strang Fruit şirketinden çıkan John Peel Radyo seansının dağıtımını yasaklayacak kadar ileri gitmişlerdir. Dixion’un dükkanından ulusal üne, hem de bir cumartesi gecesinde. Andy beyaz çoraplar ve botlar giyerken Martin yüzünün yarısını beyaza boyuyordu. Grubun ilk parçaları da pop diyarının en ücra köşelerinden seçiliyordu. Everly Boothers’in 1965 mamülü The Prince of Love’ı Crystals’ın 1962 hiti Then He Kissed Me gibi.. Ama herşeyin güllük gülistanlık olduğu sanılasın. Vince kendini sahnede göstermekte gittikçe zorlanıyordu. Doğal olarak geri planda kalmaya alışmış birisi olarak davul makinasını kullanan kişiydi. Sahne ışıklarının altıdna kendisini sunabilecek yapıya sahip değildi. Oturup düşünme zamanı gelmişti. Ama grubun beyni olmadan devam etmek mümkün değildi tabi. Çözüm yeni bir vokal…

Adamlarını bir barda David Bowie’ın Heroes adlı şarkısını seslendirirken Vince Clarke ve Martin Gore tarafından keşfettiler. Son 6 ayda 20 iş değiştirmiş olan Dave Gahan, araba ve motoksiklet çalmak, araba yakmak, duvarları boyamak, vandalizim gibi suçlarla içeri atıldım diye itiraf ediyor kendisini. 14 yaşındayken bir lunaparkta çalışıyor. Onlarla kaçmayı düşlüyor fakat becremiyor. Arada yakaladığı tek fırsatı bir kursa devam edip şarkı söylemek şeklinde değerlendiriyor. Konu üzerindeki tek deneyimini e selamet ordusu korosunda şarkı söylemesi oluşturuyor.. Ve böylece grubun üyeleri tamamlandı.. Başlangıçta her ne kadar yükselen trend’e uygunluk taşıyolar olsalar da, yine de grubun tüm üyeleri imajlarından dolayı zorlandılar. En azından gitar ve davul kullanmaları konusunda grubun üzerinde bir hayli baskı vardı. Dönemin büyük patronu Daniel Miller, kendilerine hiç şans tanımadığını beyan ediyordu. Onlar ise kesinlikle YeniRomantiklerden olduklarını iddia etmiyorlardı ama seksenlerin başında yükselen tüm gruplar gibi bu tanımın kapsamına giriyorlardı. Bir synthesizer grubu olmak kötü bir şöhret demekti diyor Fletcher. Fakat güzel yüzler piyasasının bir parçasıydık ve büyüyorduk. Onların gözü önünde, onlarla birlikte büyüdük. Etrafımızda bizimle hiç alakası olmayan Spandau Ballet ve Duran Duran gibilerle sarılmıştı. Kötü beyanına rağmen Bizarre’den kaparak Mute plak şirketinden bir single çıkarmayı teklif etti. Dreaming Of Me şarkı başarılı oldu ve 57′inci sıraya kadar yükseldi. Ama Martin ve Fletcher bunun için herşeyi bir kenera bırakmaya hazır değillerdi henüz. Turne yapmak, daha geniş kitlelere ulaşmak teklifleri geri çevrildi. Onlar için yalnızca tv’ye çıkmak sorun teşkil etmiyordu. Top Of Pops’da ki ilk gösteriler yeni single’ları New Life’ı 11′inci sıraya kadar yükselmeye yetti. Ama yine de ortalıkta limuzinler gözükmüyordu. Ee nede olsa bağımsız bir label ile çalışıyorlardı. Bunun çok kötü olduğu söylenemez. Ağır yükseliyorlardı. Ayakları yerden havalanmıyordu. Kendi kendilerinin menajeri gibiydiler.

Üçüncü single’ları olan 1981 çıkışlı Just Can’t Get Enough, İngilizler tarafından kapış kapış alındı ve şarkı 8 numaraya yerleşti. 3 single ve gitgide yükselen liste pozisyonu Martin ve Fletcher bile işlerin iyiye gittiğini ve artık Depeche Mode’un turneye çıkmak zorunda olduğunu kabullendiler. Şimdi besteler üzerinde yoğunlaşmak için daha çok zamanları vardı. Böylece ilk albumleri olan Speak And Spell’in kayıtlarını bitirebildiler. Ekimde piyasaya sürülen album 10 numaraya kadar çıktı ve listelerde rekor denebilecek 33 haftalık bir süreyle kaldı. Grupta Vince hariç yüzler gülüyordu. Her ne kadar grubun ön adamı olmaktan kurtulduysa da şarkıların çoğunu o yazıyordu. Bu zorunluluk da ona fazla gelmeye başlamıştı. Özellikle grubun hayran kitlesi pardösülü genç erkeklerden kızlara doğru değişirken aslında Vince’ın karşı cinsle hiç bir alıp veremedği yoktu. Netice de Alison Moyet ile bir araya gelerek dönemin başarılı ikilisi Yazoo’yu oluşturacaklardı.İşlerin planlandığı gibi yürümediğini fark etti. Hayranlık değil sadece saygı istiyordu. Bunu bulamadığı noktada gruptan ayılmaya karar verdi. Diğerleri şaşırmadı ama endişelendi. Çünkü daha evvel Vince tüm şarkıları yazıyorken Martin birdenbire kendini bu işi omuzlamak durumunda buldu. Ve de bu işi yapmak konusundaki tek dayanağı Speak And Spell için yazmış olduğu iki şarkıydı. Depeche Mode’un Vince olmadan da yoluna devam edebileceğini kanıtlamak amacıyla hemen yazmaya koyuldu. See You 82′nin başlarıdna çıktı, 6. numaraya yükseldi. Değişen birşey yoktu. Martin kendin şarkı sözü yazarı olarak kanıtladıysada ortada senenin büyük bir kısmını alacak olan bir albüm hazırlama işi vardı. Bu nedenle Vince’ın yerine birisinin alınması gündeme geldi. Her ne kadar kayıtları üç kişi olarak yapmaya devam edecek olsalar da, canlı gösteri ve şarkı yazımlarında bir çift ele ihtiyaç duyuluyordu. Yakın çevreden akla gelen hiç kimse olmadığından, bir kaç müzik dergisine ve gazetesine verilen ilan sonucunda Alan Wilder bulundu. Tam arzu edilen yaştaki eleman daha önce Dragons ve Hitmen isimli gruplardan yetişmişti.

A Broken Frame’in grubun kendi değerlendirmeleri arasında en kötü albüm olarak telaffuz edilmesine en çok sevinen kişi, çalışmalarına henüz katılmamış olan Alan Wilder olmuştu. Yalnızca hayranları bu görüşe katılmadıklarını The Meaning of Love’ı 12, Leave in Silence’ı da 18. numaraya taşıyarak dile getirdiler. Vince’ın ayrılmasıyla stil değiştiriyor olmaları çok doğaldı. Liste başarılarına bakarak, hata yapmadıkları e doğru yönde ilerlediklerini düşünüyorlardı. Depeche Mode’un 1982 Business as Usual ( İşler her zamanki gibi yürüyor ) açılışındaki mesaj değişkenliklere rağmen işe devamdı. İlk yaşam kıpırtıları Get The Balance Right single’ıyla belirdi. Hayli kahince bir isimdi, 13. numaraya yükseldi. Adı bir yana dürüst ve mütevazi bir yaşam tarzına övgü niteliğindeki bu şarkı sadece Alan Wilder’ın ilk single çıkışı değil, aynı zamanda bir uzun çalarda bulunmayan ilk Depeche Mode şarkısıydı. ( The Singles 81-85′in piyasaya çıkışına kadar tabi.. ). Bu single’la ile birlikte, 80′lerin müziği kendini ilan etti, House’a da ufak bir kapı araladı. Alan’ın ilk çaldığı plağın bu olması bir rastlantı değildi. Grup yine 4 teker üzerinde, ağırlığı ağır bas vuruşları olan single’ları bekliyordu. 1988′deki 101′e dek canlı albüm kaydedilmedi. Ama Hammersmith Odeon 1982 gösterilerinin parçalarından bazıları Get The Balance Right’ın 12′inchlik B yüzünde bulunabilir.

Construction Time Again’in 1983 sonbaharında piyasaya çıkması en az Get The Balance Right kadar ses getirdi ve isim de onun kadar düşündürücüydü. Belirli bir seviyeye ulaştıktan sonra gerçek anlamda büyüyorlardı. Alan Wilder, “düşüncenin tamamıyla yeni şekli” diye açıklıyordu 6 numaraya, bugüne kadar ki en iyi LP liste pozisyonuna çıkartmışlardı. Sert, politik bir çizgiye sahip olan Everything Counts’un listelerdeki başarısı ile birlikte Basildon’lu çocuklar için ikinci Lale Devri başlamıştı. Şarkı içeriklerinin yüklülüğüne rağmen, onlar için en önemli mesaj müzikti. Bu nedenle şarkı sözleriyle bazı sesler pek uyumlu değildi. Ama ortak bir amacın varlığı sezilebiliyordu. Bu da onların iyi giyinen dört gençten daha fazla birşey olduklarını gösteriyordu. Yeni Romantik yakıştırmasından hep nefret ettiler. Construction Time Again’in hiçbir romantik tarafı yoktu ama Dave Gahan’ın dediği gibi “Bizim için ilk gerçek değişimdi”. Bu anlamda başarılıydı. Fletcher şöyle açıklıyor.”İlk gerçek albümümüzdü, toparlanmıştık ve Martin de umutsuzluğunun doruğundaydı o sırada……….

1984…… George Orwell’ın Big Brother’ının iktidarda olduğu zamanlar.. Ve Depeche Mode’un durumunda da en az bunun kadar endişe verici gelişmelerin olduğu zamanlar. Doğrudan şarkı sözlerine yansıyan sıkıntılar. Enflasyon, çevre kirliliği, işçi sınıfının içinde bulunduğu ağır çalışma koşulları, aşksız ve sevgisiz yaşamın ruhi çöküntüsü, kıyamet belirtileri gibi konuları gerçekçi bir dille anlatıyorlar.. Basildon. Martin Gore için artık hiçbir anlam ifade etmiyor. Ve grubun onun şarkı yazarlığına hala ihtiyaç duyduğu bir dönemde, onun ilham olabilmesi büyük önem taşıyordu. Bu ilhamın kaynağı ilk harfin aynı olması dışında Basildon’la başka bir ortak özelliği olmayan bir şehirdi… Berlin…. Kız arkadaşıyla birlikte, bölünmüş şehirde iki yıl yaşamak için ülkeden ayrıldı. Bu dönemde şarkı yazarlığının ve Depeche Mode’un geleceğini bir hayli değiştirecekti. Basildon’un tam tersine Almanya, elektronik müziğin merkezlerinden biri olmuştu. Kraftwerk ilk çıkışını 1974′te Autobahn ile yapmış ve altı yıl sonra İngiliz listelerini Das Model ve Computer Love ile altüst etmişti. Daha sonra DAF ve Einsturzende Neubauten gibi gruplar daha ağır tınılarda bu kervana katılacaklardı. Bu durumdan Martin’in etkilenip ilham kapması işten bile değildi. Ama pop basını kadın elbiseleri giymesi ile biraz fazla ilgilenince, yaratılmak istenen imaj konusunda işler biraz garipleşti. Kendisinin dediğine göre etrafıdna bu konuda kopartılan yaygaraların farkında olmadığına hiç kimseleri inandıramıyormuş. Alan Wilder’e göre ise Martin bu durumdan hiç kurtulamamış. Gümrükten geçerken ona aranmak için erkek mi yoksa bayanlar kabinini mi tercih ettiğini sorarlarmış!. Tüm bunlardan daha aribi bir ton şarkıyı seslendiren Gahan’ın 4 yıldan sonra şan dersi almasıydı…….

İnsanların kafalarını uzun bir süre sözlerini deşifre etmekle oyalayan Master and Servant adlı garip şarkı sansürden kılpayı kurtularak 9 numara olmuştu ama bir genç kızın buluğ çağı sıkıntılarını özlem ve hayal kırıklıklarının ardından ölümünü dile getiren Blasphemous Rumours adlı parça grubun sansür kurulu ile çatılmasına neden oldu. Takdir edersiniz ki tanrının hastalıklı bir mizah anlayışı olduğunu dile getirmek her babayiğidin harcı değildi. Yine de Frankie Goes Hollywood’un açtığı yoldan ilerlemek mümkün gibi gözüküyordu. Şarkı 16 numarada kendine yer buldu. Ardından da hümanist bir içeriğe sahip olan People are People grubun en büyük çıkışı olarak 4 numaraya yükseldi. Some Great Reward yılın albümü oldu ve 5 numaraya kadar yükseldi. Bugüne dek yaptıklarının en iyisi ama birşeylerde sorun vardı. Martin’in Berlin’de olmasından dolayı motorsuz arabaya benzeyen grubun Shake the Disease ve It’s Called a Heart adlı iki single’ı beklenilenin altında liste yapınca kafada, insanlar acaba Depeche Mode’tan bıktı mı sorusu beliriyordu. Bundan daha kötüsü müzik yazarlarının grup üyelerinin Depeche Mode’tan bıktığı yolunda spekülasyon yapmalarıydı. Ardından yeni bir albüm yerine Singles 81-85 adlı toplama albüm yayımlamaları müzik basını ve taraftarlarınca tepkiyle karşılandı. Bu acaba sonun başlangıcımıydı? Ama sornadan görüldü ki, bu başlangıcın sonu idi. Martin Gore iki haftalık invizasının ardından grubun iç ilişkileri nedeniyle gerilediğini ve istediği gibi rahat yazamadığını ağır bir dille beyan etti. Müzik magazinlerinin dedikodu köşelerinde Depeche Mode’un ölüm ilanlarının çıkması için yeterli malzemeyi sağlıyordu bu. Fakat dostların bu sorunu kendi aralarında nasıl hallettiğini kimse bilemez. Bu en fazla sevdikleri futbol takımının ( hepsi de Chelsea taraftarı… ) maçını izlerken yaptıkları konuşmaların bir benzeri sayılabilir. Ama yeni başlangıçtan sorna determinizim ile ortaya çıkan yalnızca Martin değildi.

Black Celebration ironik çağrışımı bu konuda öenmli bir ipucu olabilir. Sanki grup herşeye rağmen devam etmeye karar vermiş gibiydi. Kendilerine has olan Top Ten Single tarzını değiştirmeyeceklerdi. Bunu ispat edercesine yaptıkları Shake The Disease ve Reggae esintili It’s Called a Heart ilk 20′ye girdi. Kesinlikle ödün vermeyen iki albüm kendilerine bir çok hayran kazandırırken bir çoğunuda kaybettiren riskli bir çalışmaydı. Vince Clarke’ın Yazoo ile başarısından sorna bu gruoptaki hayran kitlesine iki seçenek sunulmuştu. Ya Depeche Mode’un açtığı karanlık yoldan devam edecekler ya ada daha pop tınısını seçeceklerdi. Black Celebration 4 numaraya kadar çıkarak iyi bir iş başarmıştı. Buna karşılık 3 single’da İngiltere’de ilk 10′a girmeyi başaramamıştı. Record Collector dergisine göre Depeche Mode’un evrimi Single orjinli dinleyiciden albüm orjinli dinleyiciye geçişle açıklanabilirdi. Depeche Mode için artık single başarısı elde etmek gerçekten zordu. Örneğin 1986 Ocak’ta yayımlanan single Stripped televizyona tiksintiyle bakan, şehirden bunalan ve sevgilisiyle doğada saf bir gün geçirmek arzusuna sahip bir gencin özlemlerini kusursuz bir dille aktarıyordu. Müzikal olarak da, elektronik olanların yanısıra akustik vurmalılar da grubun ensturman ailesine katılınca tartışmasız güzellikte bir şarkı elde edilmişti. Ama işin bir de liste tarafı vardı. A Question Of Lust ve A Question Of Time’ın kaderi de farklı olmadı. Hiçbiri 20 numaranın üzerine çıkamadı. 1985′te Bob Geldof’un Live Aid’ine yardımlarını önerdiklerinde sadece Martin’in giyim tarzı yüründen garip karşılanmışlardı. Ama artık bu konuda yanlız değillerdi. Önceleri ilerdeydiler şimdi ise 80′lerin müziği onları yakalamıştı. Bugün artık plakların yüzde doksan beşi elektronik yapılıyor ama çoğu kötü şekilde diyor Fletcher.


deborah 13.09.2008 22:19:32
Music For The Masses, Eylül 1987′de yayımlanan stüdyo albümleriyle bunu ima etmek amacıyla verdikleri isim çok uygundu. Bütün dünyada platin plak alırken İngiltere’de sadece 10 numaraya çıkarak kendi adıyla alay etti. Çoğu grup bununla gurur duyardı ama Depeche Mode için bu Speak And Spell’den beri en kötüsüydü. Albümün ismi büyük eleştriler aldı. Martin: “Bizi küstah ve kendini beğenmiş olmakla suçladılar. Ama isim albümün hiç de ticari olmadığını göstermek için konmuştu” diye beyanat verir. Gerçekten de daha öncekilerden farklı olarak ortalama dinleyicinin anlayabileceğinin üzerinde ağır bir edebi dil kullanılmıştı şarkılarda. Stadyumda konser verebilecek bir grup olma statüsüne erişebilmek için gerekli tecrübeleri vardı artık. Şimdi yedi yıllık dünya turnesinin karşılığını alacaklardı. Just Cant Get Enough’tan beri Amerika’da Undergroudn favorisi idiler ve burada ilk canlı albümlerini kaydetmeye karar verdiler. 101 ismini 1988′de 101′inci şov olmaktan aldı. California’da ki Pasadena Rosebowl daha çok Eagles ve Crosby Stills, Nash konserine uygun gibi görülebilir ama bu çok yanıltıcıdır. Çünkü bu konsere tam 72bin insan geldi ki, bu sayı İngiltere’nin ya da Amerika’nın çok öneml ibir uluslararası futbol maçını seyreden insan sayısına eşittir. Bu kalabalık hem ses hemde görüntü açısından çok önemli bir rol oynamalıydı. Bu olayı film olarak ölümsüzleştirmek için Bob Dylan’ın 1965′te Don’t Look Back adlı Rock belgeselini çekmiş olan DA Pennebaker’a teklif götürüldü. Çocuklarına danışıp bu garip İngilizlerin kim olduklarını iyi olup olmadıklarını dair bilgi aldıktan sonra kamera lensinin tozu nu aldı ve işe girişti. Aynı zamanda David Bowie’nin Ziggy Stardust turnesini çekmesiyle de tanınıyordu ki bu da Depeche Mode için bariz bir artıydı. 101′de ki bazı sahneler çok karmaşıktı diyor Pennebaker. Ama çocuklara yine de helal olsun Filmin dürüst bir portre çizmesini istediler ve mükemmel göründükleri zamanlarda bile Performanslarını Everything Counts ‘la doruğa çıkarmadan evvel, bir kaç sayfa geriye giderek Just Can’t Get Enough’a geri döndüler ve birkaç dakikada on senden az bir sürede ne kadar ilerlediklerini gösterdiler. İngiltere’de 5 numaraya yerleşen konser kaydı İkili albüm için iyi bir başarıydı. Bir takım çevreler her ne kadar Depeche Mode’un Amerika’da tesadüfen popüler olduğunu söyleseler de, grubun etkis iherkezin beklediğinden fazlaydı. İnner City’nin başadamı Kevin Saunderson kendilerinin Get The Balance Right’a borçlu olarak önde gelen bir house grubu olduklarını iddia ediyor, ünlü bir Acid House prodüktoru olan Todd Terry, Black Celebration’ın tercihlerine büyük etkisi olduğunu söylüyordu. Eşi benzeri görüşmemiş bir üne bir anda sahip olmak gerçekte zordur. 1990′da Los Angeles Tower Records’ta Violator’ın 20bin kopyasını imzalarken 101 filminin gösteriminde sinemaya girmek için oluşan kuyruklarda hayranlar yolları kapatmış ve L.A belediye başkanının şikayet etmesine neden olmuşlardı. Ama aynı belediye başkanı bir jest olarak imza gününde Sunset Bulvarı’nın kapatılmasını sağlamıştı. Şehrin bir başak yeridne başka bir imza seansı sırasında yedi kişi yaralanmıştı. Polis grubun bir saat sonra orayı terketmesini rica etti. Ama onlar bir demeç vererek bir imzanın yaralanmaya değmeyeceğini ve gelecek sefere telafi edecekleri söylediler. Rock hayranları bile kendilerini onların stad gösterileri ile özdeşleştirebiliyor dans hayranları da 12′inchliklerine bayılıyordu.

Depeche Mode büyük bir endüstriydi. 101 konserlerindeki T-Shirt satışında elde edilen gelir bir milyon doların üzerindeydi. New York’un 42bin kapasiteli Giants Stadı’nı bir güdne doldurdular. 1988 yılı içerisinde 450bin amerikan hayranının önünde çaldılar. Amerika’daki başarının sırrı Martin’e göre şuydu. “Onlara cazip gelen şey bizim Avrupalılığımızdır. Eğer, Amerikalı gibi olmaya çalışsaydık, bu kadar başarılı olamazdık.” Tabii bu sözlerden U2′nun alınıp alınmadığını bilmiyoruz…..

80′leri geride bıraktığımızda Martin’in kafasında yeni düşünceler vardı. 90′lardaki ilk albümümüzün farklı birşey olmasına karar verdik. Böylece yüzyılın son on yılına Violator ile girdiler. Albümün adından da anlaşılacağı gibi müziğin ödün vermeyen bir tınısı vardı. Albüme övgüler yağdıran magazinlerden bir tanesi Record Mirror’du. “İşin mucizevi yanı ne kadar sadeleşirlerse o kadar büyüyorlar” diyordu Record Mirror. Q dergisi de” Depeche Mode yoksa Heavy Metal mi dinliyor?” “Dünyayı ateşe vermese bile biraz yakabilecek olan iyi bir uzuncalar” şeklinde yorumlamaktaydı.

Personal Jesus ile tıpkı Blasphemous Rumours da olduğu gibi yine muhafazakar çevrelerin tepkisini çektiler. Single’ın reklamı da bu konuda yardımcı oldu, 13. numaraya kadar çıktı. Hem ismi hem de promosyonu hayli ithilaf yaratan bir single için hiç de iy ibir işaret değildi .Yerel ve ulusal gazetelere verilen reklamda şarkının adı ve bir telefon numarası yazılıyordu. Telefon ederek ruhlarını temizlemek isteyenlerin karşısına Depeche Mode çıkıyordu. Bazı gazeteler bu reklamları kabul etmediler. Stüdyoya kapanmış olan grup ise İngiltere’de yaratılan kargaşanın farkında bile değildi. Ama bu arada şarkının 12inch mixinin o yıl Prince ve Madonna’nın single’larından daha fazla sattığını belirtmek gerekir. Çoğu kişi bunun hristiyanlığı öven bir şarkı olduğunu zannetti oysa kesinlikle amaçlanan bu değildi. Şarkı Amerika’da da 28 numaraya kadar yükseldi ve grup orada ki ilk altın plağını aldı. Albümün kayıt seansları albüme enterasyonal bir hava kattı. Milano’da başlandı, dans müziğinin evinde devam edildi ve Danimarka’da bitirildi. Violator Amerika’da bir milyon satan ilk plaklarıydı. Yedi numaraya çıkarak ve İngiltere’de tüm öncekilerini geride bırakarak 2 numaraya kadar yükseldi. Bir numaraya yükselememesinin tek nedeni de Dave’in idolü David Bowie’dir. Çünkü orada Changes-Bowie vardı. World In My Eyes en büyük Depeche Mode hitlerinden değildi. Sadece 17. numaraya kadar çıkabildi. Ama 1984′ten beri ilk kez bu albümle 3 hit’i bir arada yaşadılar. Enjoy The Silence ( İngiltere’de 6, ABD’de 8 numara ), Policy Of Truth ( 16numara ) diğerleriydi. 10 senenin altında bir sürede 26 tane top, 75 hit sahibi olduklarını göz önüne alınırsa grubun kalıcılığı hakkında ne kadar şüpheli de olsa bir fikir yürütmek olanaklıdır. Aynı zamanda 10bin’lik bir satış ve altın disc’lik bir başarı ile.

Martin’in yaratıcı içgüdülerini sadece şarkı yazarak tatmin etmekle kalmayarak 1989′da başkalarının parçalarını seslendirdiği Counterfeit adında bir albüm çıkardı. Alan Recoil adında enstrümental ağırlıklı bir çalışma gerçekleştirdi. Bu arada Vince Clarke’da Erasure’de hem de Depeche Mode zamanındaki kostümlerinden daha komik olanlarıyla sahneye çıkarak çalmaktaydı.
Londra’nın güneyindeki Baunes’te, Violator albümünün produktoru Flood ile tekrardan yeni bir albüm için anlaşıldı. Depeche Mode’un Songs Of Faith And Devotion albümünün kayıtları yapıldığı stüdyonun yarım mil ilerisinde Marc Bolan’ın ölümüyle karşılaştığı ağaç duruyor. Marc Bolan bugün yaşasaydı sahip olduğu ünüyle nasıl meşgul olurdu bilinmez ama Depeche Mode’un dört üyesi için bu 30 yıl geriye bakışının anlamı gençliğinin ve depresyonlarının geride kalmasıydı. Son birkaç yılda bir delikanlı olmaktan çıkıp bir erkek oldum diyor Dave Gahan. Bu son iki yılda evliliği bozuldu ve babasının yaptığını 5 yaşındali oğluna yaptı ve onu terketti senenin başlarında tekrar evlendi. Gahan’ın acı dolu bir kaç yılı grubun 1993 albümü Songs Of Faith And Devotion’a yansıyor. Sesi artık eskiye oranla daha güçlü ve ikna edici olmuştur. Özellikle Condemnation’da. Genelde grubun üyeleri de 30 yaşı kabullenmiş gibi göründüklerinden albüme iyimser ve ağırbaşlı bir hava hakim olmuştur. Bu iyimser atmosfere uygun olarak yeni albüm dinsel göndermelerle dolu. Bazı şarkılarda Gahan, adeta çılgın bir rahip gibi vaaz veriyor. Albüm, adının kulağa gayet dindar gelmesine karşın, kendi karşıtında barınmıştı. Tüm dinsel çağrışımlara rağmen albüm cinsel arzuyla haylü yüklü bir albümdü. Flood’la yapılan bu müthiş albüm Amerika listelerinde 1 numaraya oturmuştu. Dave’in bazı dergilere Rock albümü yapıyoruz diye demeç vermesinin ardından elektronik ağırlıklı Rock albümü Songs Of Faith And Devotion I Feel You single’ıyla 1numaraya oturmuştu… 1993 devotional turnesinin başarısının ardından 1994 yılında değişik uzak ülkelere ve 94 yazında Amerika’da ek turneler yaptılar. Bu kadar uzun çalışmanın yorgunluğu, Andy Fletcher’in grup içindeki tartışmalar ( Alan Wilder ile ) dolayısıyla sinir krizi geçirmesi ve grubun vokali Dave Gahan’ın uyuşturucu bağımlı olması da cabasıydı..ve 1995 yılında Alan Wilder resmi bir açıklamayla hakettiği değeri göremediği gibi bir gerekçeyle gruptan ayrıldığını söyledi. Grubu öyle bir zamanda terketmişti ki artık insanlar Depeche Mode’un sona erdiğini düşünmeye başlamıştı….

Kendi adına albüm çıkarmayı bile göz önüne alan Martin, Dave’in 95-97 zamanı zarfında rehabilitasyon geçirdiğini ve grupta yer alma istediğini görünce, Alan Wilder’siz ilk albümleri olan Ultra için stüdyoya girildi… Ünlü prodüktör Tim Simenon ile yapılan albüm büyük başarı sağladı. Dave’in stüdyoda Sister of Night adlı parçayı kaydederken titrediği gözlemlendi. Albüm çıktıktan sonra insanlar Dave’in yeni imajı ve kararlılığına hayran olmuştu. It’s No Good, Useless, Barrel Of A Gun, ve Home adlı şarkılara klip çekilmişti. Ve gerçekten hepsi de hitti… 1997 yılında Alan Wilder’in yoksunluğu ve grubun bulunduğu psikolojik ortam nedeniyle konser turu düzenlemediler. Ve sadece Los Angeles ve London’da sahne aldılar. 1998 yılında Singles 81-98 toplama albümleri için bir tur düzenlediler ve oldukça da başarılı oldular.. Artık Depeche Mode Alan Wilder’siz de stadyum konserleri yapabiliyordu…. Ardından 2001 yılında prodüktor Mark Bell ile Exciter albümü yapıldı. Prodöksüyon açısından çoğu Depeche Mode fanını tatmin etmeyen albüm yinede 4.5milyon gibi bir satış rakamı elde etti. Freelove Dream On ve I Feel Loved adlı parçalara klip çekildi. 2003 yılında Dave Gahan ilk solo albümü olan Paper Monsters’ı çıkardı ve geniş kapsamlı bür tur programı düzenledi. Konserleri dolup taştı… Yine 2003 yılında Martin ikinci toplama albümü olan Counterfeit2′i çıkardı. İlk albüme göre aynı şekilde başarılıydı bu albüm. 2004 yılında ise grubun 81-84 remixes albümü yayınlandı. 3cd’lik bu albüm hayran kitleleri için büyük bir süprizdi. Enjoy The Silence 2004 mixine klip çekildi. Ve Depeche Mode kendinden tekrar söz ettirdi. Yıl 2005′e geldiğinde Martin Gore depechemode.com adlı resmi sitelerinde yeni bir albüm olabileceğini ama söz vermiyeceğini açıkladı. Ve 2005 yılında prudoktor Ben Hiller ile Playing The Angel adlı albüm için stüdyoya girildi. Dave Gahan artık kendi yazdığı şarkıların Depeche Mode’a katılmasını, yani Depeche Mode için şarkı yazmak istediğini Martin’e zorla da olsa kabul ettirdi. 5 tane şarkısının albümde yer almasını istiyen Dave yalnızca 3 şarkısını Playing The Angel’a kattı. Grubun davulu Christian Engineer ve Philpot’un da Dave’nin şarkılarını yazmasında yardımcı oldular. Precious, A Pain That I’m Used To, Suffer Well ve son olarak grubun canlı kayıtından oluşan John The Revelator’e klip çekildi. Ardından Depeche Mode’un önceki tüm albümlerinin tazeleştirilme çalışmaları başlatıldı. Tüm Depeche Mode albümlerinin CD+DVD olarak 5.1 ve DTS desteği aynı zamanda albüm kayıt zamanlarına ait görüntülerinde bulunduğu Remastered albümleri yayınlanmaya başladı. Ve sene 2007, Playing The Angel tüm dünyada şimdilik 4.2milyon sattı…


deborah 13.09.2008 22:20:59
Depeche Mode geliyor   

 Depeche Mode, iki yıl aradan sonra tekrar Türkiye'ye geliyor.

1981'de çıkardıkları ilk albüm "Speak&Spell" de dahil bugüne kadar çıkardıkları albümleriyle müzik piyasasını altüst eden kült grup Depeche Mode, iki yıl aradan sonra tekrar Türkiye'ye geliyor.
2006'da 20 bin kişiye unutulmaz bir gece yaşatan grup, Purple Concerts organizasyonu ile 14 Mayıs 2009'da tekrar İstanbul'daki fanlarıyla buluşmaya hazırlanıyor.
 

Birgül 13.09.2008 22:26:04
yine İstanbul yani... aman İstanbul eksik kalmasın...

deborah 13.09.2008 22:29:32
ben dinledikçe sevdim bu grubu Smiley...

somebody,see you,shake the disease..diye uzar depeche mode seçmelerim
martin'den de compulsion ve in a manner of speaking harika..martin'in sesi de güzelmiş ama Smiley

Muser* 14.09.2008 19:08:18
Enjoy the silence çok güzeldir  Roll Eyes

kaygusuz 07.10.2008 19:28:05

Depeche Mode Dünya Turnesi

Depeche Mode (Dave Gahan, Martin Gore ve Andy Fletcher) bugün yeni turnesi ‘Tour of the Universe 2009’un Avrupa ayaklarını açıkladı.

Dünyanın en büyük ve en iyi konser gruplarından Depeche Mode’un ‘Tour of the Universe 2009’ turnesi hiş şüphesiz önümüzdeki senenin öne çıkan müzik etkinliği olacak. 10 Mayıs tarihinde Israil’de başlayacak turne, 22 ülke ve 28 şehiri kapsayacak. Depeche Mode’un ilk stadyum turnesi 11 Temmuz’da Porto’da Superbock Super Rock Festival ile son bulacak.

Depeche Mode ‘Tour of the Universe 2009’ ile sadece Avrupa’da 1,3 milyonu aşkın hayranıyla buluşacak. Avrupa’da bilet satış rekorları kıran 87 konser ile 1.8 milyon bilet satışı sağlayan 2006 ‘Playing the Angel’ turnesinden bu yana , yeni turneleri grubun kariyerinde yine rekorlar kıracak.

‘Playing the Angel’ turnesinin son tarihi 3 Ağustos 2006’da Tel Aviv Hayarkon Park’da gerçekleşecekti. Ancak grup olası savaş ihtimali sebebiyle bu konseri iptal etmek zorunda kaldı. Yeni turnede Depeche Mode Israil’e Tel Aviv’de ki Ramat Gan Stadyumunda vereceği konser ile muhteşem bir dönüş yapacak.

Depeche Mode, Tour of the Universe 2009 kapsamında 14 Mayıs'ta İstanbul'da!

Grup üyeleri şu anda New York’ta 2009 Nisan ayında piyasaya çıkacak yeni albümleri için çalışıyor. Depeche Mode’un merakla beklenen yeni albümü, grubun 75 milyonu aşkın album satışı gerçekleştirdikleri 28 yıllık görkemli kariyerinde ‘Playing The Angel’ dan sonraki 12. albümü olacak.

rainbow 07.10.2008 21:46:06
Dünya gözüyle bir depeche mode'da mı görsem acaba Roll Eyes zaman daha da yaklaşsın, mekan ve ücretine göre gitmeye çalışacağım =)

gözdeniz 08.10.2008 19:28:19
Alıntı
Depeche Mode, Tour of the Universe 2009 kapsamında 14 Mayıs'ta İstanbul'da!
Amanın! Orda olmam lazım Cheesy


Sayfa: 1 [ 2 ] 3