Notice: Undefined index: arc_full in /home/mor/public_html/forum/arsiv.php on line 613
Yazarlar ve Şairler

Notice: Undefined index: arc_home in /home/mor/public_html/forum/arsiv.php on line 372

Notice: Undefined index: arc_topic in /home/mor/public_html/forum/arsiv.php on line 373
mor ve ötesi fan sitesi () => Edebiyat

: Yazarlar ve Şairler

Notice: Undefined index: arc_page in /home/mor/public_html/forum/arsiv.php on line 389

: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 [ 16 ] 17 18 19 20 21 22 23

*Pollyanna 21.05.2008 21:04:58
KAR KAR

Yağar kar
Ayak izlerimize ve geceye
(En güzel beyazlıktır o, akşamları)
Kar yağar
Uzun, ince, çıplak bir kavağa
Ve ayak izlerine ikimizin.

Kar yağar
Şimdi soğuk hem yine soğuk
Yağar kar
Düşer ardımıza
Onun ölgün sessizliği
Yağar kar

Kar yağar
Yağar kar
Kar yağar hiç durmadan
Taaa kalbimize

Dünyanın bütün garlarına
Yağar kar şimdi!

Keskin bir çığlık gibi yağar kar
Kar yağar
Yağar kar
Kar yağar!


ŞİİR TANRISINA YAKARIŞ

Bağışla unutmuşsam, unuttum
sanma yine de
Yalnız ve kimsesiz
bir salkımsöğüt bozkırda
ve solgun suları durgun bir deniz
gibiyim şimdi
saçlarımı dağıtmakta
şafağın tatlı eli

Haydi çöz şu kelepçeyi, bu dağı
bilirim ben: Pınarlar akar, sessizce
tanırım bu ormanı
bilirim keçiyollarını her otu, her ağacı,
her dereyi
duyulan, kuş sesleridir
bırak da dalıp gideyim sonsuz kıra
yaşlı ruhum, gövdemle

Ya da çöz dilimin bağını
duysun çağlığımı dünya

*Pollyanna 21.05.2008 21:05:37
ÇOBANIL

Ey tarlakuşlarının titreşip durduğu masmavi geniş alan
Güz geldi mi çiylerle ıslanan kırlar
Ey kül renkli ve iyi niyetli gökyüzü
Bulutlarını yola çıkar
Ve kurşuni bir sessizliğe boğ toprağı
Yine de
Ve yalnızca
İpince
Bir yolda, uzak bir çavlanın sesiyle gürle

Bir adam soruyor bana: Ata binmeyi unutmadın ya

Bir dağ doruğu gibiydi, karlı
Ve çığ salacak
Sonsuz, diri fırtınalarla yüklü
Tepelerde, otların üstünde ilk kar
Ve sevdiğim şıvgacık fidan, yolun üstünde
Güz yeliyle savrulup duruyor
Ve toprağa
iyice
Yaslanıyor, dökülüyor yaprakları, güzle

Bir adam soruyor bana: Ata binmeyi unutmadın ya

Kim bilebilir, bir tek ağaç bile olmazsa
O eski, sonsuz ormanı? Sular
Oluklardan teknelere dökülse de
Atlar
Yeni bir koşu tuttursa da
kim durdurabilir düşleri, ey gece
Gözler
Açık olsa da

İşte yanıtım
Ey tarlakuşlarının titreşip durduğu masmavi geniş alan

 

*Pollyanna 21.05.2008 21:06:03
ESKİDİKÇE

Güneşi karşılıyoruz mutlu çığlıklarla öperek
Dağı, ovayı
Yüzyılların uykusunu
Otu, börtü böceği
Bir kanat vuruşta uçan kartalı
Ağır akan ırmağı
Ağzında dünyayı taşıyan leyleği
Korkunç bir yalnızlık duyan karacayı

Yaşamak süsler eklemektir sonsuz gerçeğe
derin bir soluk almak gibi
Pencereden dışarı bakmak gibi gökyüzüne
Bir kırlangıç uçmak gibi
Kök salmak gibi toprağa
Ölümse, açılan bir eski zaman sandığı

Zaman diyorsun, bir çingene gibi karşıma çıkıyorsun o zaman
O zaman zaman kaçıyor
Kim tutabilir şimdiyi dünü eskiyi
Ölümlerden ölüm beğeni
Kırk katırı kırk satırı

Saçlarında güller, karanfiller, dünyanın en güzel kırları
Saçında gelincikler, sabah çiyi ve tarlakuşları
Çizmeli kedi
Yedi derya geçen şehzade
En güzel sırma tel
Sabahın yedisi ve ıssız göl
Ve güneşin hiçbir şeyi
Güvercinlerin çığlığı

Yüz çocuk ırmağa koşuyor
Bin çocuk daha
Ve yanıyor ayakları kumlarda
Tozda ve küllerde ve saçında
Anılar eskidikçe, insan yaşlandıkça
Kavağın gölgesi suya düştükçe
rüzgarın sesi ve sis, odaya dolar
Ve dağlar uzakta çok uzakta
Şimdi, şu sabah gibi güzel oldukça
Kırıldıkça kırağı

Uçuşunu görmek güvercinlerin gökte
Beni bir çocukluk anısı gibi duygulandırıyor
Görmüyor güneşi akşam ezanı köyde
Yalnız sular mı uykuya varacak dağlar kayalar mı şimdi

İşte çam çıraları da bitti
Haydi sen de var uykuya
Çöksün üstüne gecenin karanlığı

*Pollyanna 21.05.2008 21:06:36
YAŞLANMIŞ BİR GEMİCİ GİBİ

Ben bir korsan gemisinde doğup büyüyen
Denizciye benzerim
Kalbim kavgalara ve fırtınalara alışık
Tayfalar gibi canım sıkılır karada
Bir hasta gibi eririm

O dalgalar ki açık denizlerde
Korkunç yolculuklarımda benimle birlikteydi
Her çığlıkta martılar selamlardı beni
Günlerce yemsiz kalmış martılar

BABA

yalnızlığımdır hep bıçakların kestiği
akşam çayında galetalarla yenen
koyu atlar götürür terkisinde
ne kadar kaçkın varsa evden
uykumdur sokaklarda sürünür
ya da düşer bir kadının elinden

yorgunluğumdur daha çok aşk
gelip gider o şehrin gemilerinden
esmerdir akşamlarda babam
çok esmer güler resimlerden
o kadar yakın bilmediğim
ölüme çok uzak günlerinden

ellerimdir dalgınlığında hep
hep bardaklarda, sular dururken
sürahilerde - akşam vakitleri
aksam çayına gelmeyen
bir baba, aydınlıksız odalarda
çok esmer güler resimlerinden
 

*Pollyanna 21.05.2008 21:06:58
ORMAN

Sürgün bir kıral gibi girdim senin ormanına
kuşların çığlık çığlığa kaçıştığı
yellerin atları kamçılayıp durduğu soğuk ve üzüntülü.
Nerde onlar şimdi eskiden yaşarmış
Bir geldi mi gelirmiş aşk onlarla
Her yaprakta bir çiy bulunurmuş o zamanlar öyle derler
Şimdi bulunmaz o kaçışlar geyiklerde öyleymiş
Ben kıral değilmişim daha büyümemişti senin ormanın da belki

şimdi uzak silâhları boşalttığım
daha gelinmez karanlıkta orda derinde duran
ucu ağulu kargılarla
yaralar açtığım göğsünde orman.

Oralarda çok yorgun uzanır gibi senin insansız ormanına
ıslak ve serin, güneşin ulaşamadığı
ağaçlar bilmediğim adlarını boyuna konuşan benimle.
Kuytu serin köşelerin konuğu o sevgili tavşan
Sonsuz kaçışların içinde ürkek
Bir unutmuşluğu öyküleyen o yoğun ormanda
Kaçıp kalabalıklardan yüce insansızlığa doğru ve Tanrıya
Üstelik bir tüfek atımı yakın
Yasaklanmamıştır daha ucunda ölüm yoktur ormanın belki

şimdi bir ağaca atımı bağladım
bir avcıyım ben karanlıkları avlayan
çok yabanıl aşklarla
yaralar açtığım göğsünde orman.

*Pollyanna 21.05.2008 21:07:20
ORA AVŞAR ELLERİ

Çift kanatlı koca bir saray kapısı gibi
Açılır zaman
Uçar güvercinler sevinçle
Ve çiçekler
Dikenler, doğanın yeşillikleri
Yüz bin kokulu gül satılan
Bir pazaryeri gibi önümüzde genişler

Bilirsiniz, nasıldır toprak
Yağmurdan sonra
Uzak göklerde gökkuşağı
Yaza
Girer dünya belki de
Şimdi birden umutla
Herkes yaza bakar

Uyku, ağır
Bir su gibi akar ve çavlanlar yapar
Böğürtlen
Dikenlidir ve ellerini boyar çocukların
Ve dişlerini
Yüzleri rüzgarla, güneşle gülen
Köylüler, siler terini

Çeşmenin yanında
Yüzlerce kuş, aşağıda derenin içinde
Birden süzülen bir atmaca
Mısır tarlasını dolanıp sağa
Koyağın en görünmez yerine giden keçiyolu
Artık sevdaya
Kanat germez olur

Çadırlar sökülünce, dumanlar tüter kalır
Sesler de orda kalır, gülüşler acılar da
Yine de
İlkin bir şey görünmez
Ama canlanır doğa sonra
Çadır yerlerinde, otlaklarda, kaya diplerinde
Atmaca avını arar

Üstüne silahlar boşaltılan
Sağır kaya, yankılanır sesleri yeniden
Cinliceviz, Yokuşunbaşı, Dokuzağaç
Birden uçan
Kepir toprak
Ve hayvanlar dünyası
Sincap, kertenkele, karayılan

Ah ah işte oradadır
Saçları bir masal, kirpikleri söylence
Bir kadın, kiraz dalları gibi, elleri
Ceviz kokan ve
Alnına güneşler vuran ikindileri
Konup göçen
Avşarlar içinde

*Pollyanna 21.05.2008 21:07:38
YOL VERİN DAĞLAR

Siz ey ince ağıtlar
Menekşeler bademler
Yüzü çilli çocuklar
Merhaba size

Vay dağlar vay ovalar
Alnına sazlar düşen Fırat
Gelinim Dicle
Sağrısı kırk kıvrım Seyhan

Siz ey köyler mezralar
Mızrak boyu güneşler
Toprak damlar çift huğlar
Merhaba size

Hey deniz hey Ayvalık
Gül yüzlü Ören
Derebey Bafa
Bir türkü gibi gelin hadi

Siz ey taşlar topraklar
Güneşli tozlu yollar
Güvercinler kuzgunlar
Merhaba size

Arabam altımda eşkin
Ağzımda ıslığı aşkın
Yollar uzun dönemeçler keskin
Eğilin dağlar

*Pollyanna 21.05.2008 21:08:03
ANI

Oğlumla kıra gitmiştim, küçücük adımlarıyla
çayırların üstünde koşmak istiyordu ve düşüyordu

Bir kurbağa
sıçrayıverdi önündü, hiç görmemişti, korktu

Bir ağaç vardı, tırmanmak istedi

Bir hendeği
atlamak istedi, bir taşı yerden sökmek

Koştu koştu koştu sonra
Yakalamak istiyordu bir serçeyi

Apartmanın üçüncü katında, elli santim var yok
daracık ama upuzun bir balkonda

Gökyüzünü, apartmanların çatılarını, uzaktaki
ağaçsız birkaç tepeyi
göre göre büyüyordu işte, kentli bir çocuk olarak

O gün kırda
çıldırdı sanki, ne yapacağını bilemiyordu
sevinçten

Önceki gün yağmur yağmıştı, patlamıştı bütün otlar
yuvarlanıp durdu
yemyeşil oldu üstü

Kahkahalarını görmeliydiniz, nasıl da
çığlıklar atıyordu

"Koş baba koş" diyordu, koşarken bir kelebeğin
incecik, renkli kanatları ardında

*Pollyanna 21.05.2008 21:08:36
YAZLA
Belki diyorum
Sevinçlerle mutluluklarla öyle
Günün alaca karanlığı
Çimenin yeşiliyle

Bak ayak izime
Görürsün hemen orda
Bir el yazar baharı toprağa
Kuş biçimiyle

Belki diyorum
Yazla

Bir yoldur
Gider bir yerlere öyle
Ve gelir durur kapına
Her sabah yağan çiyle




 

*Pollyanna 21.05.2008 21:08:52
ARTIK BİLİYORUM

Biliyorum artık:
Kimi şiirler geç saatte yazılır
Kimi de bir kuş gibi
Gelir konar balkonumuza
Gündüzleyin.
Ama şu da var:
Bir kantar en çok kaç kilo tartar
Bir kurşun kaç kişiyi öldürür
Mamak'ta bir aile neyle geçinir?

Biliyorum artık:
Sular gece vakti sessiz akar.

Şu üç günlük dünyada
Neyin tadı kaldı, söyleyin?
Neden senin sevincin
Benim gülüşüm olmasın?
Duru bir gökyüzü gibi
Güzel ve aydınlık
Bir çocuğun anne diyen sesi,
Bir kadının sevgilim
ve benim yangılı sesim.

Biliyorum artık:
Ömrün saati her an çalar.

Aşkın alfabesi milattan önce
Yiğitliğin alfabesi
Her zaman korkmak.
Böyle demiş eskiler
Ya sen ne dersin
Hem aşık hem yiğitsen?
Irmaklara benzer coşkunluğunla
Kalabalık alanlarda
Ve sesin yankılanır dağlarda.

Biliyorum artık:
Her zaman başka eser rüzgar.

Bir dere boyu, kuytu bir orman
Yıkık damlarda, mağaralarda
Saklanan eski eşkıyalar gibi
Saklanacaksan,
Evini bir gül bahçesi
Oğlunu bi fidan
Şiirini bir silah
Dostluğunu bir kale gibi yapmayacaksan,
Uğurlar ola sana dostum.

mosmorumsutrak 25.05.2008 10:13:22
  Yazı yı şu an bulamam ama can dündar'ın köşe yazısında çocukların çantasında başı kapalı barbie ile (yanlış hatırlamıyorsam) ve yine çocuklara 'İstiklâl Marşı' öğretilmesiyle ilgili bir yazısı vardır.
 Bu arada cümle biraz düzensiz oldu kusura bakmayın toparlayamadım.

mosmorumsutrak 25.05.2008 10:20:28
 Mevlana benim yıllık ödevimdi o zaman Mevlana'nın kalbindeki imanı aldım hele ölümünü anlatan (yanlış hatırlamıyorsam gazeldi) sözlerinde gözlerim doldu. Böyle iman günümüzde kimseye nasip olmaz Sad

mosmorumsutrak 25.05.2008 10:23:58

DESEM Kİ


Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.

Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Desem  ki...
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.

Cahit Sıtkı TARANCI

mosmorumsutrak 25.05.2008 10:33:49
 Türküler Dolusu

Kirazın derisinin altında kiraz
Narın içinde nar
Benim yüreğimde boylu boyunca
Memleketim var
Canıma ciğerime dek işlemiş
Canıma ciğerime
Sapına kadar.

Elma dalından uzağa düşmez
Ne yana gitsem nafile.
Memleketin hali gözümden gitmez
Binbir yerimden bağlanmışım
Bundan ötesine aklım ermez.

Yerliyim yerli olmasına
ilmik ilmik, damar damar
Yerliyim.
Bir dilim Trabzon peyniri
Bir avuç tiftik
Bir çimdik çavdar
Bir tutam şile bezi gibi
Dişimden tırnağıma kadar
Ressamım.


Yurdumun taşından toprağından sürüp gelir nakışlarım
Taşıma toprağıma toz konduranın
Alnını karışlarım.
Şairim şair olmasına
Canım kurban şiirin gerçeğine hasına
içerisine insan kokusu sinmiş mısralara vurgunum
Bıçak gibi kemiğe dayansın yeter
Eğri büğrü, kör topal kabulüm
Şairim
Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası
Ayak seslerinden tanırım
Ne zaman bir köy türküsü duysam
Şairliğimden utanırım
Şairim
Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum
Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim
Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm.
 


Hey hey, yine de hey hey
Salınsın türküler bir uçtan bir uca
Evelallah hepsinde varım
Onlar kadar sahici
Onlar kadar gerçek
insancasına, erkekçesine
"Bana bir bardak su" dercesine
Bir türkü söylemeden gidersem yanarım.

Ah bu türküler
Türkülerimiz
Ana südü" gibi candan
Ana südü" gibi temiz
Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla
Köyümüz, köylümüz, memleketimiz.
Ah bu türküler,
Köy türküleri
Dilimizin tuzu biberi
Memleket ahvalini onlardan sor
Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen'i
Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni...
Ben türkülerden aldım haberi.

Ah bu türküler, köy türküleri
Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak
Hilesiz hurdasız, çırılçıplak
Dişisi dişi, erkeği erkek
Kaşı kaş, gözü göz, yarası yara
Bıçağı bıçak.
Ah bu türküler, köy türküleri
Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi
Kiminin reyhasından geçilmez
Kimi zehir, kimi zemberek gibi.

Ah bu türküler, koy türküleri
Olgun bir karpuz gibi yarılır içim
Kan damlar ucundan, mürekkep değil
işte söz, işte ses, işte biçim:
"Uzun kavak gıcım gıcım gıcılar"
iliklerine kadar işlemiş sızı
Artık iflah olmaz kavak ağacı
Bu türkünün yüreğinde sancı var.

Ah bu türküler, köy türküleri
Ne düzeni belli, ne yazanı
Altlarında imza yok ama
içlerinde yürek var
Cennet misali sevişen
Cehennemler gibi dövüşen
Bir çocuk gibi gülüp
Mağaralar gibi inleyen
Nasıl unutur nasıl
Ömründe bir defa
Kâzım'ın türküsünü dinleyen...

Bedri Rahmi Eyüboğlu


mosmorumsutrak 25.05.2008 10:35:51
 Bir şey eklemek istiorum Bedri Rahmi'nin bu şiiri internet sitelerinde yanlış veriliyor.... bu teknoloji de bile 1900'lü yılların şiirlerini koruyamıyoruz...


Notice: Undefined index: arc_page in /home/mor/public_html/forum/arsiv.php on line 446

: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 [ 16 ] 17 18 19 20 21 22 23



Notice: Undefined index: arc_register in /home/mor/public_html/forum/arsiv.php on line 468