Notice: Undefined index: arc_full in /home/mor/public_html/forum/arsiv.php on line 613
Yazarlar ve Şairler

Notice: Undefined index: arc_home in /home/mor/public_html/forum/arsiv.php on line 372

Notice: Undefined index: arc_topic in /home/mor/public_html/forum/arsiv.php on line 373
mor ve ötesi fan sitesi () => Edebiyat

: Yazarlar ve Şairler

Notice: Undefined index: arc_page in /home/mor/public_html/forum/arsiv.php on line 389

: 1 2 3 [ 4 ] 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23

elifburcu 30.06.2007 18:58:08
bu siyasi görüşten çok daha farklı böyle bi konuda kimse ödün vermemeli ona bu ödülü niçin verdikleri belli daha öncede buna benzer şeyler yapmışlardı ve artık nobel edebiyat ö. gerçekten hakedene verilmiyor ki zaten bu konu üzerinde tartışmaya bile gerek yok kimse UYUMASIN!!!

ilkyaz 08.07.2007 18:40:53
ben orhan pamuk'un iki kitabını okumaya kalktım, -benim adım kırmızı ve kar- ikisinde de okuduğuma okuyacağıma pişman oldum. orhan pamuk'un dili ve anlatımı ne oğuz atay gibi zor ama zevkli ve kitabı bitirip bir köşeye koyduğunda gerçek bir tatmin hissi veren türden, ne de basit bir dille çok güze işler çıaran diğer önemli yazarlar gibi net ve anlaşılır...
orhan pamuk'un kitapları -bana göre demeyeceğim, gerçekten de öyle- ne Türk edebiyatına çok önemli bir katkıda bulunmuştur, ne de gerçek bir estetik değere sahiptir. hele ki nobel ödülü gibi o çok abartılan ödüllere layık olacak nitelikte özgün, kaliteli ve zevkli hiç hiç hiç değildir.
isteyen kızabilir bana, "ada o kadar nobel ödülü almış edebiyatımızı yurt dışına taşımış ülkemizi temsil etmiş" diye.  ben Türk edebiyatını hiç bilmeyen birinin o kitabı nobel ödüllü diye alıp da sona bir kenara fırlatıp "aman ne yorucu kitap nasıl bir anlatım bu" deyip demeyeceğini merak ediyorum şahsen...

TorTu 08.07.2007 19:07:28
Nobel barış ödülü'nün 1965-70'lerden sonra büyük oranda amacından ayrıldığı ve siyasileştiği düşüncesindeyim(orhan pamuk'a yönelik değil bu dediğim daha önce herhangi bir kitabını okumadım fakat okuyanlardan duyduklarımda çok iç açıcı değil..)
zaten dinamiti bulan Alfred Nobel'in vasiyeti üzerine dinamitten sağlanan gelir ile verilen bir ödül nasıl oluyor da 'barış' ödülü olduğu ayrı bir soru işaretidir..bu ödülün ödülü alan kişinin dışında ülkesine falan çok da büyük bir önemi olduğunu düşünmemekteyim(ülkenin reklamı dışında)..

cagico 22.07.2007 22:08:43
mavi gözlü dev'in sonunda "nazım hikmet hala vatan hainliği yapıyor" yazısını okuyunca çok kötü olmuştum. evet, hala vatan hainliği yapıyor, toprağından, ülkesinden çooookk uzaklarda yatıyor çünkü. yazık etmişler nazım hikmet'e. şimdi değerini anladık ama kaç yazar?

beyaz kelebek 28.07.2007 14:16:55
MAVİ GÖZLÜ DEV, MİNNACIK KADIN
VE HANIMELLERİ

O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
                 bahçesinde ebruliii
                         hanımeli
                                   açan bir ev.

Bir dev gibi seviyordu dev.
Ve elleri öyle büyük işler için
                    hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
                    çalamazdı kapısını
bahçesinde ebruliiii
                hanımeli
                         açan evin.

O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın.
Rahata acıktı kadın
          yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
        bahçesinde ebruliiii
                hanımeli
                         açan eve.

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz :
bahçesinde ebruliiiii
                    hanımeli
                         açan ev..
nazım hikmet bence müthiş bi insan...türkiye de ki en büyük yeteneklerden biri.eğer bu şiiri sen yazmasaydın kesin ben yazardım en sevdiğim şiirdir;D

more 28.07.2007 21:05:30
  Aziz Nesin, asıl adı Mehmet Nusret, 1915 yılında İstanbul’da doğdu.

Türk gülmece yazarı. Gazetecilik, yayıncılık yaptı. Toplumun kimi tiplerini olağanüstü bir ustalıkla karikatürleştiren, bürokrasiyle alay eden, devlet çarkının işleyişindeki bozuklukları gülünçleştiren yapıtları, adının yurt sınırlarını aşarak başka ülkelerde de tanınmasını sağladı. Buna karşılık, savunduğu görüşlerden dolayı sık sık kovuşturmaya uğradı; yargılandı; hapis ve sürgün cezaları çekti. Toplumun her kesiminde, her gün yaşanan olayların çelişkili yanlarını, bunların doğurduğu gülünç durumları, her çevrede rastlanan tipleri konu edinen gülmece, romanlar yazdı.


Yapıtlarında toplumsal bozuklukları, haksızlıkları, fırsatçılığı, bürokrasiyi, yanlış değer yargılarını kıyasıya eleştirdi. Çok geniş toplulukların kolayca sevebileceği canlı, hareketli, dolambaçsız bir anlatım yolu izledi. Bir yandan güldürürken, bir yandan da duygulandıran ve düşündüren bir yazar oldu. Onun anlattıklarına benzer terslikler, güldürücü olaylar, küçük insanı, ilerici aydını ezen bozukluklar geniş topluluklarca "Aziz Nesinlik olay" diye adlandırılmaya başlandı. Günlük olaylardan, gazete haberlerinden, politikadan esinlenen A. Nesin'e zaman zaman masallar ve halk hikâyeleri de çıkış noktası oldu. Hikâye ve romanlarındaki bu tür konular ve somut insan ilişkilerine karşılık, oyunlarında insanın kişiliği, ahlaksal, toplumsal konumu gibi temaları yer yer somutlamalara yönelerek işledi. Ancak alışılmış yapıtlarının çizgisini sürdüren oyunlar da yazdı; kimi yapıtları sahneye aktarıldı. Yapıtlarının geliriyle, kimsesiz ve yoksul çocukları meslek edininceye kadar yetiştirmek üzere Nesin Vakfı'nı (Çatalca) kurdu (1972). Mayıs 1993'te Aydınlık gazetesini çıkaran Aziz Nesin gazetenin başyazarlığını da üstlenmişti. 5 Temmuz 1995’de Çeşme'deki imza günü sonrası, saat 01.05'te öldü.

 

 

 Yıllarla Aziz Nesin

 
1915         (20 Aralık) İstanbul, Heybeliada'da doğdu.
1925         İstanbul'da Süleymaniye'de 'Kanuni Sultan Süleyman İptidai Mektebi'nin 3.sınıfına girdi. (Sonradan okulun adı, İstanbul 7. ilkokul oldu.)
1935         Kuleli Askeri Lisesi'ni bitirip Harp Okuluna geçti.
1937         Ankara'da Harp Okulunu bitirip asteğmen oldu.
1941         2.Dünya Savaşı yıllarında 2 yıl Trakya'da çadırlı ordugahta görev yaptı.
1942         Erzurum Mustahkem Mevkii İstihkam Tb.Bölük Komutanlığına atandı. Bir bomba kazasında yaralandı. Erzincan'da depremde yıkılmış olan ordu cephaneliğinin boşaltılmasıyla görevlendirildi.
1944         Ankara'da Harp Okulu'nda açılan ilk tank kursuna katıldı.
1944         Zonguldak'ta uçaksavar top mevzileri yaptırmakla görevlendirildi.
1945         Askerlikten ayrıldıktan sonra Karagöz Gazetesinde ve Yedigün Dergisinde redaktörlük ve yazarlık yaptı, profesyonel olarak yazarlığa başladı.
1945         Tan Gazetesi'nde köşe yazarlığına başladı. (4 Aralık'ta tek parti iktidarı üniversite gençlerine Tan Gazetesi'ni yaktırdı.)
1945         Yayınlanmış ilk bağımsız yapıtı 'Parti Kurmak Parti Vurmak' adlı 16 sayfalık broşürü çıktı.
1946         Sabahattin Ali ile birlikte Markopaşa ve süreği olan gülmece gazetelerini çıkardı.
1947         Bursa'ya sürgün edilerek güvenlikte gözaltında tutuldu.
1948         İkinci kitabı olan 'Azizname' adlı taşlama kitabını çıkardı. Bu kitap için İstanbul 2.Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı. 4 ay tutuklu olarak süren dava sonunda aklandı.
1949         İngiltere Prensesi Elizabeth, İran Şahı Rıza Pehlevi, Mısır Kralı Faruk her üçü birden Ankara'daki elçilikleri aracılığıyla Türkiye Dışişleri Bakanlığı'na resmen başvurarak, bir yazısında kendilerini aşağıladığı savıyla aleyhine dava açtılar. 6 ay hapse mahkum edildi ve ceza infaz edildi.
1952         İstanbul'da yeni kurulmaya başlanan Levent'te bir dükkan kiralayarak Oluş Kitabevi'ni açtı. Sabahları Levent'teki evlere gazete dağıtıyordu.
1953         İki küçük çocuğuyla birlikte Levent'teki kitabevinden geçimini sağlayamayınca Beyoğlu'nda Bursa Sokağı'ndaki yeni yapılmış hanın bir odasında 'Paradi Fotoğraf Stüdyosu'nu bir ortağı ile birlikte kurdu.
1955         6-7 Eylül faciası olarak tarihimize gelen İstanbul'daki azınlıkların ev ve dükkanlarının korkunç yıkımına suçlu aranmaya başlanmıştı. Aziz Nesin'de suçlu olarak Sıkıyönetimce tutuklandı.
1955         Halil Lütfü Dördüncü'nün 'Yeni Gazetesi'nde köşe yazarlığına başladı.
1956         İtalya'da (Bordighera'da) yapılan uluslararası (yirmi iki ulus) gülmece yarışmasında birincilik ödülü olan Altın Palmiye'yi 'Kazan Töreni' adlı öyküsüyle kazandı.
1957         Yine İtalya'daki aynı uluslararası yarışmada 'Fil Hamdi' adlı Öyküsüyle ikinci kez birincilik ödülü olan Altın Palmiye'yi kazandı.
1960         İtalya'da kazandığı ilk Altın Palmiye'yi devlet hazinesine bağışladı.
1961         Tanin Gazetesi'nde köşe yazarlığına başladı.
1961         Zübük adlı haftalık bir gülmece gazetesi çıkarmaya başladı.
1962         Sahibi bulunduğu Düşün Yayınevi anlaşılamayan bir nedenle bir gece yandı. Üst fiyatları 3 milyon lira olan (bugünkü para değeriyle en az yarım milyar lira) depodaki kitapları yandı.
1965         Elli yaşındayken ilk kez pasaport alabildi ve yurtdışına çıktı. Çağrılı olduğu Berlin ve Weimar'daki Antifaşist Yazarlar Toplantısı'na katıldı. Altı ay süren bu ilk yurtdışı gezisinde, Polonya, Sovyetler Birliği, Romanya ve Bulgaristan'a gitti.
1966         Bulgaristan'da yapılan uluslararası gülmece yarışmasında birincilik ödülü olan Altın Kirpi'yi 'Vatani Vazife' adlı öyküsüyle kazandı.
1968         Milliyet Gazetesi'nin açtığı Karagöz oyunu yarışmasında 'Üç Karagöz' oyunuyla birincilik ödülü aldı.
1969         Moskova'da yapılan uluslararası gülmece yarışmasında 'İnsanlar Uyanıyor' adlı öyküsüyle Krokodil birincilik ödülü kazandı.
1970         Türk Dil Kurumu'nun oyun ödülünü 'Çiçu' adlı oyunuyla kazandı.
1972         Kimsesiz çocukları yetiştirmek için Nesin Vakfı'nı kurdu.
1974         Asya-Afrika Yazarlar Birliği'nin Lotus ödülünü kazandı.
1975         Lotus ödülünü almak için Filipinler'in başkenti Manila'da yapılan törene katıldı.
1976         Bulgaristan'da Gabrovo kentinde düzenlenen gülmece kitabı uluslararası yarışmasında birinciliği elde ederek Hitar Petar ödülünü kazandı.
1977         TürkiyeYazarlar Sendikası Başkanı seçildi.
1978         'Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz' adlı romanıyla Madaralı Roman Ödülünü kazandı.
1982         Vietnam'daki Asya-Afrika Yazarlar Birliği toplantısından dönüşte Moskova'da kalp hastalığından hastaneye kaldırıldı. 'Kalp Hastalıkları Araştırma Merkezi'nde bir ay kalarak tedavi gördü.
1983         ABD'de Indiana Üniversitesi'nin düzenlediği uluslararası toplantıya çağrıldı. Pasaportu geri alındığı için bu toplantıya katılamadı.
1984         (20 Aralık) Şan Sinema Salonu'nda 70. Doğumgünü töreni yapıldı.
1984         Aydınlar Dilekçesi girişiminde bulundu.
1985         Ekin A.Ş'nin kurulması girişiminde bulundu.
1985         İngitere'de PEN Kulüp onur üyeliğine seçildi.
1985         TÜYAP'ın düzenlediği 'Halkın Seçtiği Yılın Yazarı' ödülünü kazandı.
1989         'Demokrasi Kurultayı'nın toplanmasında etkin görev aldı. Oluşturulan 'Demokrasi izleme Komitesi'nin iki başkanından biri oldu.
1989         Sovyet Çocuk Fonu'nun ilk kez verilen 'Tolstoy Altın Madalyası'na değer görüldü.
1990         (19 Mart) Ankara'da Sanat Kurumu'nda 75.Yaşı kutlandı.
1995         5 Temmuz Çeşme'deki imza günü sonrası, saat 01.05'te öldü.

 

more 28.07.2007 21:06:39
  Aziz Nesin Hakkında

 

İsmet İnönü

 

        İnönü, 'Aziz Nesin'in her yazısını yeni Türkçe'nin bir ileri eseri olarak görmeye çalıştığını, bu inançla ve zevkle okuduğunu ' belirtikten sonra şunları söylemiştir:
'Siyasi bakımdan bir yazısı aleyhimde olsa bile, onu da Türk Edebiyatı'nın ve dil devriminin bir başarısı sayarak değerlendiririm.

 

Dilimizin, büyük amacına, az çok zaman geçse de mutlaka erişeceğine inanıyorum. Bu amaca varmada, Aziz Nesin adı, safta saygı kaplayanlardan biri olacaktır. (Akşam, 24.5.1969)

 

Yüksel Pazarkaya

Bir Nazım Hikmet'in, bir Aziz Nesin'in büyüklüğü her dile, her çağa, her ulusa en büyük onuru verebilir. Bu onur, dünya halkları içinde, en başta biz Türkçe'nin çocuklarınındır.   (Gürola, F.Almanya) 
 

Leonid Lenç

Aziz Nesin, bugün, yazdığı ve yazmakta olduğu öyküler, anlatılar, yergi romanları ve oyunlarla ülkesinin onurudur. Fakat o sadece yazar değil, tıpkı yazarlık yeteneğinde olduğu gibi, zaptolunmaz bir toplumsal canlılığa sahip toplum eylemcisidir de. (Literaturnaya Gazetta, 16.3.1983) 
 

Cemal Süreya

Aziz Nesin'in, çağdaşları arasında tek kaldığı kanısındayım.(...) Kısacası, Aziz Nesin sivri, ama tek nitelikteki sanatıyla benzersiz kalıyor, tek kalıyor. Her olay, her yeni gereç onun için bir öykü kapısıdır. (Politika, 26.2.1976) 
 

Yaşar Kemal

Aziz Nesin'in bütün özellikleri, daha da çok direnme gücü, onu, çağımızın büyük bir güldürü yazarı yapmıştır. Gülmesini bilen yaratık, sevmesini de, düşünmesini de, oynamasını da bilir. Aziz'de tıpkı Nasrettin Hoca gibi güldürürken düşündürür de. (Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı, 1976)

 

Server Tanilli

O bir bayraktı... Büyük bir uyarıcıydı! Sarsıp silkeleyen bir aydındı! Türkiye'nin de bir şansıydı.. Böylesi bayrak açan aydınların kıtlığını yaşıyor dünyamız da. (11 Temmuz 1995, Cumhuriyet Aziz Nesin Özel Eki) 
 

Fikret Otyam

Azizim Aziz... Gerçeğe hu!..Ne ki binlerce öyküsünden, seksen yüz kitabından, seksen yıl haykırdığı düşüncelerinden, dobra dobra sözlerinden nasıl kurtulacaklar? (11 Temmuz 1995, Cumhuriyet Aziz Nesin Özel Eki)
 

Alpay Kabacalı

Gülmece ve gözyaşı... O, bütün yaşamı boyunca topluma borçlu olduğuna inandı. Yoktan var ettiği Nesin Vakfı, onun 'topluma borç ödeme' anlayışının somut göstergesi oldu. (11 Temmuz 1995, Cumhuriyet Aziz Nesin Özel Eki)

 

more 28.07.2007 21:08:09
  Eserleri

 

ŞİİR

1984   Sondan Başa

1986   Sevgiye On Ölüme Beş Kala

1988   Kendini Yakalamak

1990   Hoşçakalın

1995   Sivas Acısı

 

HİKAYELER

1948   Geriye Kalan

1955   İt Kuyruğu

1955   Yedek Parça

1955   Fil Hamdi

1956   Damda Deli Var

1957   Koltuk

1957   Kazan Töreni

1957   Toros Canavarı

1957   Deliler Boşandı

1957   Mahallenin Kısmeti

1957   Ölmüş Eşek

1957   Hangi Parti Kazanacak

1958   Havadan Sudan

1958   Bay Düdük

1958   Nazik Alet

1959   Gıdıgıdı

1959   Aferin

1959   Kördöğüşü

1959   Mahmut ile Nigar

1960   Gözüne Gözlük

1960   Ah Biz Eşekler

1961   Yüz Liraya Bir Deli

1961   Bir Koltuk Nasıl Devrilir

1962   Biz Adam Olmayız

1965   Sosyalizm Geliyor Savulun

1965   İhtilali Nasıl Yaptık

1965   Rıfat Bey Neden Kaşınıyor

1965   Yeşil Renkli Namus Gazı

1968   Bülbül Yuvası Evler

1968   Vatan Sağolsun

1969   Yaşasın Memleket

1978   Büyük Grev

1980   Hayvan Deyip Geçme

1984   70 Yaşım Merhaba

1984   Kalpazanlık Bile Yapılamıyor

1987   Maçinli Kız İçin Ev

1988   Nah Kalkınırsın

 

ROMAN

1955   Kadın Olan Erkek

1957   Gol Kralı Sait Hopsait

1957   Erkek Sabahat

1959   Saçkıran

1961   Zübük

1967   Şimdiki Çocuklar Harika

1974   Tatlı Betüş

1977   Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz

1976   Surname

1978   Tek Yol

 

ANILAR

1957   Bir Sürgünün Hatıraları

1966   Böyle Gelmiş Böyle Gitmez (1. Bölüm 1966, 2. Bölüm 1976)

1967   Poliste

1982   Yokuşun Başı

1987   Salkım Salkım Asılacak Adamlar

1990   Rüyalarım Ziyan Olmasın

 

MASALLAR

1987   Memleketin Birinde

1960   Hoptirinam

1971   Uyusana Tosunum

         Aziz Dededen Masallar

 

TAŞLAMA

1970   Azizname

 

FIKRALAR

1958   Nutuk Makinası

1959   Az Gittik Uz Gittik

1971   Merhaba

1982   Suçlanan ve Aklanan Yazılar

1985   Ah Biz Ödlek Aydınlar

1988   Korkudan Korkmak

 

OYUNLAR

1958   Biraz Gelir misiniz

1959   Bir Şey Yap Met

1963   Toros Canavarı

1968   Düdükçülerle Fırçacıların Savaşı

1970   Çiçu

1970   Tut Elimden Rovni

1970   Hadi Öldürsene Canikom

1979   Beş Kısa Oyun

1982   Bütün Oyunları (Adam Yayınları)

 

GEZİ NOTLARI

1976   Duyduk Duymadık Demeyin

1977   Dünya Kazan Ben Kepçe

 

KONUŞMALAR

1988   İnsanlar Konuşa Konuşa

1995   Çuvala Doldurulmuş Kediler

 

ALDIĞI ÖDÜLLER

Üç Karagöz Oyunu (1968) ile 6. Karacan Armağanı birinciliğini (1968)

Çiçu ile Türk Dil Kurumu 1970 Tiyatro Ödülü’nü

Altın Palmiye (İtalya 1956, 1957)

Altın Kirpi (Bulgaristan, 1966)

Krokodil (Sovyetler Birliği, 1069)

Lotus Asya-Afrika Yazarlar Birliği Ödülü 1975

Bulgaristan Uluslararası Gülmece Kitapları Yarışması’nda Büyük Ödül 1977

 

 


more 28.07.2007 21:09:45
Şiirlerinden...

 

 

ÖLÜME EĞİLMEK

 

Uyumaya değil

Rüyalarıma gidiyorum

Orada yaşayacağım isteğimce

Uyanıkken hiç yaşayamadığım

 

Hepsi de gençti güzeldi

Sevdim sevildim diye aldanarak

Son gördüğüm onlar olacak

Bunca yıldır sevgiye dayanamadığım

 

Ölüme değil

Sonsuzluğa gidiyorum

Orda dinleneceğim gönlümce

Yaşarken hiç mi hiç dinlenemediğim

 

Kalemim yine elimde

Kağıtlarım da önümde

Son uykusunda düşecek başım

Sağlığımda hiç eğmediğim

 

 

 

SUSARAK

 

Güneş altında söylenmedik söz yokmuş...

Bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi...

Ne gece ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz...

Ben de söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde...

Hiç bir biçim kalmamış dünyada denenmedik...

Ben de susuyorum sevgimi saklayıp içimde...

Duyuyorsun değil mi suskunluğumu nasıl haykırıyor...

Susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim...

Ama bir başka seven yok benim sustuğum biçimde...

 


 

TorTu 28.07.2007 21:18:26
İşte Aziz Nesin’in Sivas Olayları ile ilgili en ayrıntılı ve en son röportajı…

 

Faruk Kırtay: Çok yoğun ve yorgunsunuz. Bu yoğunlukta bana zaman ayırdığınız için sağolun. Toplum sizlerden açıklama bekliyor. Sivas katliamın üzerinden 2 yıl geçti, ancak Madımak Otelinin sis perdesi henüz dağılmadı. Olayların başlangıcını anlatır mısınız?

 

Aziz Nesin: 1 Temmuz sabah şenlik bünyesinde Sivas Valisi güzel bir konuşma yaptıktan sonra ben de bir konuşma yaptım. Konuşmalar büyük bir alkış toplamıştı. Ertesi sabah Kültür merkezinde kurulan standta kitaplarımı imzalarken yanıma gelen bir muhabir, bize terbiyesizce sataştı. Kitaplarımı imzaladıktan sonra Madımak Oteli`ne gittik. O ana kadar hiçbir taşkınlık yoktu. Otelde bir süre dinlendikten sonra dışarıdan bir takım sesler duydum. Hiç umursamamıştım. Bir süre bağırır çağırır daha sonra da çeker giderler diye düşündüm.

 

Çünkü ne de olsa iyi kötü bir devlet var. Bunları bir süre sonra dağıtır demiştim. Ancak çok geçmeden yanıldığımızı gördük. Kalabalık gittikçe büyüyor onbini aşkın insan “Sivas Aziz Nesin’e mezar olacak”, "Şeriat isteriz” diye bağırıyordu. Dışarıya baktığımızda otelin hemen yanına yığılmış kaldırım taşlarını bizlere doğru attıklarını gördük. Durumu o zaman biraz ciddiye almaya başlamıştık. Otelde bulunan arkadaşlarımız kendilerini ve beni korumak için elbise askısı, sopa gibi uyduruk şeyleri ellerine almışlardı.
Faruk Kırtay: Peki yardım konusunda o ana kadar bir girişim oldu mu?

Aziz Nesin :Yazar arkadaşlarım beni buradan kaçırarak hem beni hem de kendilerini kurtarmak istemişlerdi. Çünkü atılan sloganlara göre hedef bendim. Etrafımız kuşatıldığından dolayı hiçbir yere çıkamıyorduk. Saat 14:00 de başlayan kalabalık, geçen saatlere rağmen dağılmamış daha da artmıştı. Azgınlaşan kalabalık binayı taş yağmuruna tutmaya başlamıştı. O ana kadar otelin yakılacağını bende dahil kimse düşünmemişti.

Faruk Kırtay :Güvenlik kuvvetlerinden müdahale oldu mu? Sizler herhangi bir yardım talebinde bulundunuz mu?

 

Aziz Nesin: Evet, henüz otel yakılmaya başlamadan önce dönemin başbakan yardımcısı ve SHP Genel Başkanı Erdal İnönü’yü, Sivas Valisi’ni, Ankara Emniyet Müdürlüğü`nü, oteldeki telefondan aradık, görüştük. Telefonda içinde bulunduğumuz durumu ve saldırıların giderek yoğunlaştığını anlattık. Müdahale edilmediği sürece büyük olayların çıkacağını bizzat ben ilettim.

Faruk Kırtay: Peki aradığınız kişilerden nasıl bir yanıt aldınız?

 

Aziz Nesin: Bizlere verilen yanıtlar hep aynıydı ‘Gereken önlemler alınacak, Vali’ye bilgi verdik sizleri kurtaracaklar‘ diyorlardı. Baktık hiçbir önlem alınmamış ulaşabildiğimiz her yere telefon etmeye başladık. Bizleri de arayan oluyordu. Milletvekili Uluç Gürkan bizlere 2 kez telefon ederek girişimlerde bulunduğunu söylüyordu. Ancak önlemlerde hiçbir ilerleme olmamıştı. O an Asım Bezirci, Lütfü Kaleli, Metin Atıok otelde faks var diyerek yanıma geldiler. Hidayet Karakuş’ta yanıma gelerek basın açıklaması yapalım durumumuzu anlatalım, basın bizlere yardım edebilir dedi. Basın açıklamasını yazdık tam fakslayacaktık ki elektrikler, telefon hatları kesildi.

Faruk Kırtay :Otel yangını o an mı başladı ? Neler yaşadınız tam olarak?

Aziz Nesin: Öyle diyebilirim. Aşağıdan dumanlar gelmeye başlamıştı. Arkadaşlarım aşağıdaki arabaların parçalanarak yakıldığını söylüyordu. Duman kokusu tüm oteli sarmıştı. Lütfü Kaleli benim elimden tutarak yukarıya çıkalım dedi. Bizler yukarıya çıkarken yukarıdan aşağıya inmekte olan 2 genç kızımızla karşılaştık. Selamlaşıp konuştuktan sonra aşağıya indiler. Tam bu sırada bir çığlık sesi duyduk. Tarif edilemeyecek bir bağırmaydı. Evet bu bir ölüm çığlığıydı. Yangın o an çıkmış ve 2 genç kızımız yanmıştı. Hava kararmış, elektrikler de kesik olduğundan dolayı etrafımızı ancak yangın ateşiyle görebiliyorduk. Yangın bizim bulunduğumuz katlara kadar ulaşmıştı. Dumandan bir türlü kaçamıyorduk.

Koridorlar ateş içerisinde idi. Camlarda erimek üzereydi. Oda da sıkışıp kalmıştık. O an dumandan boğularak ölmenin ne kadar korkunç bir şey olduğunu düşünüyor, böyle bir ölümü hak etmediğimizi Lütfü Kaleli’ye söylüyordum. Tüm umutlarımı yitirmiştim. Yaşlı ve yorgun olduğumdan karanlıkta sık sık yere düşüyordum. Dayanamıyordum. Dumandan boğularak yavaş yavaş ölmek bir işkenceydi. Ayağa kalktım kendimi ateşin üstüne atarak biran önce ölmek istedim. Bu düşüncemi Lütfü’ye söylemedim tam kendimi atacaktım ki, Lütfi elimden tutarak adeta sürükleyerek beni cam kenarına çekti. Burada biraz nefes alıyordum. Şunu açıkça söylemeliyim ki, eğer yanımda Lütfi olmasaydı ben kesinlikle ölmüştüm.

 

Faruk Kırtay: O an itfaiyeciler geldi yanılmıyorsam?

 

Aziz Nesin: Evet, Lütfü, cam kenarında sürekli imdat imdat diye bağırıyordu. Bizleri duyan olmamıştı. Biraz sonra itfaiyeyi gören Lütfü, yeniden bağırmaya başladı. Tüm umudumuzu yitirmiştik ki; aşağıdan birisi "Komiser yukarı da, komiseri kurtarın" diye bağırdı. İtfaiye komiserine yani beni kurtarmak için bizim bulunduğumuz kata merdiveni yanaştırdı. İnmeye başladığımda aşağıdakiler "Bu komiser değil, Aziz Nesin. Bunu öldürün! Bu kafir" sesleri geliyordu. O an Lütfü benimle beraber merdivenden aşağıya iniyordu. Aşağıdakilerde beni kurtarmak için değil öldürmek için yukarı çıkıyordu.

Faruk Kırtay: Sizi öldürmek için mi kurtarıyorlardı!?

Aziz Nesin: Aynen öyle oldu. Bana birkaç defa vurdular, düşmemek için çaba sarf ediyordum. Vuranlardan bir tanesi de itfaiye görevlisiydi. Ama o an ölümden geldiğim için hiçbir acı hissetmiyordum. Lütfü’yle beraber polis aracına bindirildim .Bu araçta da polisler tarafından dövüldüm. Daha sonra beni hastaneye götürdüler. Serum ve kalp ilaçları verdiler.

Faruk Kırtay: O ana kadar otelde çıkan yangında Yazar ve Sanatçıların durumundan haberiniz var mıydı?

 

Aziz Nesin: Hayır haberim yoktu zaten bana da hiçbir şey söylemediler. Askeri hava alanına götürdüklerinde bir askerden öğrendim. Kaç kişinin ve kimlerin öldüğünü öğrenememiştim. Orada İçişleri Bakanı’nın Sivas’a geldiğini ve beni suçladığını öğrendim. Ben Sivaslı halkı sözde tahrik etmiştim. Bu yalanı Başbakan’da, Cumhurbaşkanı da söylüyor. Utanmadan oteli yakanları değil yakılanları suçluyorlar. Asıl suçlu olanlar, Parlamento ve Hükümetlerdir. Çünkü oy almak uğruna gericiliğe her türlü tavizi verdiler. Bizler on yıl önce Sivas olayları yaşanabilir mi diye sorsaydık hep bir ağızdan “Olmaz” derdik. Ama oldu. Sivas’tan sonra aynı şeriatçılar Taksim’de bir araya geldiler. Böyle bir olayın olacağını söyleseydik yine ”Olmaz” derlerdi. Ama o da oldu. Göreceksiniz Türkiye’de daha çok Maraşlar, daha çok Sivaslar, daha çok Taksim olayları yaşanacak.

 

Faruk Kırtay: Nasıl bu kanıya vardınız?

 

Aziz Nesin: Çünkü yıllardan beri gelen hükümetler bu azgınlığı ortaya çıkarmak için gereken tüm yasaları çıkardılar.

Aziz Nesin: TBMM’de Sivas Davası için oluşturulan komisyon, olaylara karışanları aklamaya çalışıyor. İşte mahkeme basına kapalı da olsa, durum ortada. Sanıklar tek tek serbest bırakılıyor. Cesaret alan bu gericiler daha da saldırganlaşıyor. İşte hepimiz Taksim olaylarını yaşadık. Suçu siyasiler teşvik ettirdiler.

 

Faruk Kırtay: Sivas olaylarından sonra bu katliama demokratik çevrelerce yeterli düzeyde tepki gösterildi mi?

 

Aziz Nesin: Tepkiler hep yanlış yönlendirildi. Aydınlarımız hep ah vah edebiyatı yaparak sokaklarda Türkiye İran olmayacak sloganları attı. Türkiye hiç İran, Cezayir olur mu? Türkiye, Türkiye olur. Ama nasıl bir Türkiye olur, gerici bir Türkiye olur. Bu işin kaynağına inmek lazım. Aydınlarımız katliama katılanların cezalandırılmasını istiyor sadece.

Onlar cezalandırılırsa Türkiye kurtarılacak mı? Asıl tepki gösterilecek olan yıllardan beri izlenen tavizkar politikalar ve politikacılardır. Bizler düşünen bir toplum değiliz o nedenle eğer bir çıkış yolu aranacaksa düşünmeyi öğrenmeli ve duyarlı olmalıyız. Ancak ne yazık ki, şu ana kadar iyiye ve güzele yönelik hiçbir ilerleme yok. Tüm bunlar ülkemizde daha onlarca Sivas ve onlarca Maraş olayı yaşanacağının bir göstergesidir.

 

Faruk Kırtay: Bana zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

 

Aziz Nesin: Bir şey değil, hadi gel şimdi, vakfı gezip çocuklarla birlikte yemek yiyelim.

more 28.07.2007 21:18:59
YUVA

Yanyana geldikçe daha uzak
Birlikteyken daha kimsesiz
Bir agri sizim sizim yeri belirsiz
O da yalniz
Ben de yalniz
Acilar tutuyor bacamizdan
Görünmeyen tas duvarlar örmüsüz
Duvar olduk kendimize kendimiz
Ne yana dönsek
Kendimize çarpariz

Aziz Nesin - Sondan Basa - Adam Yayinlari
Feneryolu
17 Ocak 1979

28.07.2007 21:23:26
SON İSTEK

Bitki Olacaksam
Çayır çimen olayım
Aman baldıran değil
Yol altında kalacaksam
Gelin arabaları geçsin üstümden
Çelik paletler değil
Üstümde çocuklar koşuşsun
Ne kaçan ne kovalayan
Askerler değil
Kerpiç yapacaksanız beni
Okullarda kullanın
Ceza evlerinde değil
Soluğum tükenmez de kalırsa
Islık öttürsünler
Aman ha düdük değil
Kalem yapın beni kalem
Şiirler yazın sevgi üstüne
Ölüm kararı değil
Ölünce yaşamalıyım defne yapraklarında
Sakın ola ki
Silahlarda değil.

DAR DÜNYA

Yüreğim gövdeme sığmıyor
Gövdem odama
Odam evime sığmıyor
Evim dünyaya
Dünyam evrene sığmıyor
Patlayacağım

Acımın acısından susmuşum
Ki suskunluğum göklere sığmıyor
Böyle bir acıyı kimlere nasıl anlatacağım
Gönül dar geliyor sevgime
Kafam beynime
Ah şakaklarım
Çatlayacağım
Anladım artık anladım
Kimselere anlatamayacağım

YOK

Kitabımı sana adamak istedim
Gözlerine baktım
Gözlerin yok
Öpmek istedim
Yüzüne baktım
Yüzün yok
Tutmak istedim elini
Elin yok
Isıt sözlerimi yüreğe işleyen kulakların yok
Anlat bana bişey anlat
Dilin yok
Haydi yanyana yanın yok
Kitabımı sana adamak istedim
Adın yok
Güvercin getirdi şiirimi geriye
Bu dünyada anlattığın kadın yok..
 

more 28.07.2007 21:37:27
            ARKADASIM BADEM AGACI

             Sen agaclarin aptali
             Ben insanlarin
             Seni kandirir havalar
             Beni sevdalar
             Bir iliman hava esmeye gorsun
             Dusunmeden gelecek karakis..
             Acarsin ciceklerini ..
             Bense hayra yorarim gordugum dusu...
             Bir guler yuz bir tatli soz..
             Acarim yuregimi hemen
             Yemise durmadan carpar seni karayel
             Beni karasevda
             Hemde bilerek kandirildigimizi
             Kacinci kez balanmisiz bir olmaza
             Koo desinler  bize saskin
             Sonu gelmesede hic bir askin
             Acalim yinede ciceklerimizi
             Senden yanayim arkadasim
             Havani bulunca ac ciceklerini
             Nasil aciyorsam yuregimi
             Belki bu kez kis olmaz
             Bakarsin sevdan dus olmaz
             Nasil vermissem  kendimi son sevdama
             Vur kendini sende bu guzel havaya


deborah 28.07.2007 22:44:53
Nedense çoğunluk Orhan Pamuk'un kitaplarını okurken yarıda bırakıyor,sıkılıyor yani.Ama ben hiç okumadım kitaplarını,hiç bir zaman da okumayacağım.Nedeni malum:)

dark_life 30.07.2007 12:23:22
siirleri hep dillerdeydi..
kendisi hep icerde..
eserleri 40 dilde yayınlandı..
ulkesinde hep yasaktı..

kendisiyle ilgili bir belgeselde onu anlatmaya boyle baslamıslardı..


Notice: Undefined index: arc_page in /home/mor/public_html/forum/arsiv.php on line 446

: 1 2 3 [ 4 ] 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23



Notice: Undefined index: arc_register in /home/mor/public_html/forum/arsiv.php on line 468