|
||
| bu siyasi görüşten çok daha farklı böyle bi konuda kimse ödün vermemeli ona bu ödülü niçin verdikleri belli daha öncede buna benzer şeyler yapmışlardı ve artık nobel edebiyat ö. gerçekten hakedene verilmiyor ki zaten bu konu üzerinde tartışmaya bile gerek yok kimse UYUMASIN!!! | ||
|
||
| ben orhan pamuk'un iki kitabını okumaya kalktım, -benim adım kırmızı ve kar- ikisinde de okuduğuma okuyacağıma pişman oldum. orhan pamuk'un dili ve anlatımı ne oğuz atay gibi zor ama zevkli ve kitabı bitirip bir köşeye koyduğunda gerçek bir tatmin hissi veren türden, ne de basit bir dille çok güze işler çıaran diğer önemli yazarlar gibi net ve anlaşılır... orhan pamuk'un kitapları -bana göre demeyeceğim, gerçekten de öyle- ne Türk edebiyatına çok önemli bir katkıda bulunmuştur, ne de gerçek bir estetik değere sahiptir. hele ki nobel ödülü gibi o çok abartılan ödüllere layık olacak nitelikte özgün, kaliteli ve zevkli hiç hiç hiç değildir. isteyen kızabilir bana, "ada o kadar nobel ödülü almış edebiyatımızı yurt dışına taşımış ülkemizi temsil etmiş" diye. ben Türk edebiyatını hiç bilmeyen birinin o kitabı nobel ödüllü diye alıp da sona bir kenara fırlatıp "aman ne yorucu kitap nasıl bir anlatım bu" deyip demeyeceğini merak ediyorum şahsen... |
||
|
||
| Nobel barış ödülü'nün 1965-70'lerden sonra büyük oranda amacından ayrıldığı ve siyasileştiği düşüncesindeyim(orhan pamuk'a yönelik değil bu dediğim daha önce herhangi bir kitabını okumadım fakat okuyanlardan duyduklarımda çok iç açıcı değil..) zaten dinamiti bulan Alfred Nobel'in vasiyeti üzerine dinamitten sağlanan gelir ile verilen bir ödül nasıl oluyor da 'barış' ödülü olduğu ayrı bir soru işaretidir..bu ödülün ödülü alan kişinin dışında ülkesine falan çok da büyük bir önemi olduğunu düşünmemekteyim(ülkenin reklamı dışında).. |
||
|
||
| mavi gözlü dev'in sonunda "nazım hikmet hala vatan hainliği yapıyor" yazısını okuyunca çok kötü olmuştum. evet, hala vatan hainliği yapıyor, toprağından, ülkesinden çooookk uzaklarda yatıyor çünkü. yazık etmişler nazım hikmet'e. şimdi değerini anladık ama kaç yazar? | ||
|
||
MAVİ GÖZLÜ DEV, MİNNACIK KADIN nazım hikmet bence müthiş bi insan...türkiye de ki en büyük yeteneklerden biri.eğer bu şiiri sen yazmasaydın kesin ben yazardım en sevdiğim şiirdir;D
VE HANIMELLERİ O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Kadının hayali minnacık bir evdi, bahçesinde ebruliii hanımeli açan bir ev. Bir dev gibi seviyordu dev. Ve elleri öyle büyük işler için hazırlanmıştı ki devin, yapamazdı yapısını, çalamazdı kapısını bahçesinde ebruliiii hanımeli açan evin. O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Mini minnacıktı kadın. Rahata acıktı kadın yoruldu devin büyük yolunda. Ve elveda! deyip mavi gözlü deve, girdi zengin bir cücenin kolunda bahçesinde ebruliiii hanımeli açan eve. Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev, dev gibi sevgilere mezar bile olamaz : bahçesinde ebruliiiii hanımeli açan ev.. |
||
|
||
| Aziz Nesin, asıl adı Mehmet Nusret, 1915 yılında İstanbul’da doğdu. Türk gülmece yazarı. Gazetecilik, yayıncılık yaptı. Toplumun kimi tiplerini olağanüstü bir ustalıkla karikatürleştiren, bürokrasiyle alay eden, devlet çarkının işleyişindeki bozuklukları gülünçleştiren yapıtları, adının yurt sınırlarını aşarak başka ülkelerde de tanınmasını sağladı. Buna karşılık, savunduğu görüşlerden dolayı sık sık kovuşturmaya uğradı; yargılandı; hapis ve sürgün cezaları çekti. Toplumun her kesiminde, her gün yaşanan olayların çelişkili yanlarını, bunların doğurduğu gülünç durumları, her çevrede rastlanan tipleri konu edinen gülmece, romanlar yazdı. Yapıtlarında toplumsal bozuklukları, haksızlıkları, fırsatçılığı, bürokrasiyi, yanlış değer yargılarını kıyasıya eleştirdi. Çok geniş toplulukların kolayca sevebileceği canlı, hareketli, dolambaçsız bir anlatım yolu izledi. Bir yandan güldürürken, bir yandan da duygulandıran ve düşündüren bir yazar oldu. Onun anlattıklarına benzer terslikler, güldürücü olaylar, küçük insanı, ilerici aydını ezen bozukluklar geniş topluluklarca "Aziz Nesinlik olay" diye adlandırılmaya başlandı. Günlük olaylardan, gazete haberlerinden, politikadan esinlenen A. Nesin'e zaman zaman masallar ve halk hikâyeleri de çıkış noktası oldu. Hikâye ve romanlarındaki bu tür konular ve somut insan ilişkilerine karşılık, oyunlarında insanın kişiliği, ahlaksal, toplumsal konumu gibi temaları yer yer somutlamalara yönelerek işledi. Ancak alışılmış yapıtlarının çizgisini sürdüren oyunlar da yazdı; kimi yapıtları sahneye aktarıldı. Yapıtlarının geliriyle, kimsesiz ve yoksul çocukları meslek edininceye kadar yetiştirmek üzere Nesin Vakfı'nı (Çatalca) kurdu (1972). Mayıs 1993'te Aydınlık gazetesini çıkaran Aziz Nesin gazetenin başyazarlığını da üstlenmişti. 5 Temmuz 1995’de Çeşme'deki imza günü sonrası, saat 01.05'te öldü. Yıllarla Aziz Nesin 1915 (20 Aralık) İstanbul, Heybeliada'da doğdu. 1925 İstanbul'da Süleymaniye'de 'Kanuni Sultan Süleyman İptidai Mektebi'nin 3.sınıfına girdi. (Sonradan okulun adı, İstanbul 7. ilkokul oldu.) 1935 Kuleli Askeri Lisesi'ni bitirip Harp Okuluna geçti. 1937 Ankara'da Harp Okulunu bitirip asteğmen oldu. 1941 2.Dünya Savaşı yıllarında 2 yıl Trakya'da çadırlı ordugahta görev yaptı. 1942 Erzurum Mustahkem Mevkii İstihkam Tb.Bölük Komutanlığına atandı. Bir bomba kazasında yaralandı. Erzincan'da depremde yıkılmış olan ordu cephaneliğinin boşaltılmasıyla görevlendirildi. 1944 Ankara'da Harp Okulu'nda açılan ilk tank kursuna katıldı. 1944 Zonguldak'ta uçaksavar top mevzileri yaptırmakla görevlendirildi. 1945 Askerlikten ayrıldıktan sonra Karagöz Gazetesinde ve Yedigün Dergisinde redaktörlük ve yazarlık yaptı, profesyonel olarak yazarlığa başladı. 1945 Tan Gazetesi'nde köşe yazarlığına başladı. (4 Aralık'ta tek parti iktidarı üniversite gençlerine Tan Gazetesi'ni yaktırdı.) 1945 Yayınlanmış ilk bağımsız yapıtı 'Parti Kurmak Parti Vurmak' adlı 16 sayfalık broşürü çıktı. 1946 Sabahattin Ali ile birlikte Markopaşa ve süreği olan gülmece gazetelerini çıkardı. 1947 Bursa'ya sürgün edilerek güvenlikte gözaltında tutuldu. 1948 İkinci kitabı olan 'Azizname' adlı taşlama kitabını çıkardı. Bu kitap için İstanbul 2.Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı. 4 ay tutuklu olarak süren dava sonunda aklandı. 1949 İngiltere Prensesi Elizabeth, İran Şahı Rıza Pehlevi, Mısır Kralı Faruk her üçü birden Ankara'daki elçilikleri aracılığıyla Türkiye Dışişleri Bakanlığı'na resmen başvurarak, bir yazısında kendilerini aşağıladığı savıyla aleyhine dava açtılar. 6 ay hapse mahkum edildi ve ceza infaz edildi. 1952 İstanbul'da yeni kurulmaya başlanan Levent'te bir dükkan kiralayarak Oluş Kitabevi'ni açtı. Sabahları Levent'teki evlere gazete dağıtıyordu. 1953 İki küçük çocuğuyla birlikte Levent'teki kitabevinden geçimini sağlayamayınca Beyoğlu'nda Bursa Sokağı'ndaki yeni yapılmış hanın bir odasında 'Paradi Fotoğraf Stüdyosu'nu bir ortağı ile birlikte kurdu. 1955 6-7 Eylül faciası olarak tarihimize gelen İstanbul'daki azınlıkların ev ve dükkanlarının korkunç yıkımına suçlu aranmaya başlanmıştı. Aziz Nesin'de suçlu olarak Sıkıyönetimce tutuklandı. 1955 Halil Lütfü Dördüncü'nün 'Yeni Gazetesi'nde köşe yazarlığına başladı. 1956 İtalya'da (Bordighera'da) yapılan uluslararası (yirmi iki ulus) gülmece yarışmasında birincilik ödülü olan Altın Palmiye'yi 'Kazan Töreni' adlı öyküsüyle kazandı. 1957 Yine İtalya'daki aynı uluslararası yarışmada 'Fil Hamdi' adlı Öyküsüyle ikinci kez birincilik ödülü olan Altın Palmiye'yi kazandı. 1960 İtalya'da kazandığı ilk Altın Palmiye'yi devlet hazinesine bağışladı. 1961 Tanin Gazetesi'nde köşe yazarlığına başladı. 1961 Zübük adlı haftalık bir gülmece gazetesi çıkarmaya başladı. 1962 Sahibi bulunduğu Düşün Yayınevi anlaşılamayan bir nedenle bir gece yandı. Üst fiyatları 3 milyon lira olan (bugünkü para değeriyle en az yarım milyar lira) depodaki kitapları yandı. 1965 Elli yaşındayken ilk kez pasaport alabildi ve yurtdışına çıktı. Çağrılı olduğu Berlin ve Weimar'daki Antifaşist Yazarlar Toplantısı'na katıldı. Altı ay süren bu ilk yurtdışı gezisinde, Polonya, Sovyetler Birliği, Romanya ve Bulgaristan'a gitti. 1966 Bulgaristan'da yapılan uluslararası gülmece yarışmasında birincilik ödülü olan Altın Kirpi'yi 'Vatani Vazife' adlı öyküsüyle kazandı. 1968 Milliyet Gazetesi'nin açtığı Karagöz oyunu yarışmasında 'Üç Karagöz' oyunuyla birincilik ödülü aldı. 1969 Moskova'da yapılan uluslararası gülmece yarışmasında 'İnsanlar Uyanıyor' adlı öyküsüyle Krokodil birincilik ödülü kazandı. 1970 Türk Dil Kurumu'nun oyun ödülünü 'Çiçu' adlı oyunuyla kazandı. 1972 Kimsesiz çocukları yetiştirmek için Nesin Vakfı'nı kurdu. 1974 Asya-Afrika Yazarlar Birliği'nin Lotus ödülünü kazandı. 1975 Lotus ödülünü almak için Filipinler'in başkenti Manila'da yapılan törene katıldı. 1976 Bulgaristan'da Gabrovo kentinde düzenlenen gülmece kitabı uluslararası yarışmasında birinciliği elde ederek Hitar Petar ödülünü kazandı. 1977 TürkiyeYazarlar Sendikası Başkanı seçildi. 1978 'Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz' adlı romanıyla Madaralı Roman Ödülünü kazandı. 1982 Vietnam'daki Asya-Afrika Yazarlar Birliği toplantısından dönüşte Moskova'da kalp hastalığından hastaneye kaldırıldı. 'Kalp Hastalıkları Araştırma Merkezi'nde bir ay kalarak tedavi gördü. 1983 ABD'de Indiana Üniversitesi'nin düzenlediği uluslararası toplantıya çağrıldı. Pasaportu geri alındığı için bu toplantıya katılamadı. 1984 (20 Aralık) Şan Sinema Salonu'nda 70. Doğumgünü töreni yapıldı. 1984 Aydınlar Dilekçesi girişiminde bulundu. 1985 Ekin A.Ş'nin kurulması girişiminde bulundu. 1985 İngitere'de PEN Kulüp onur üyeliğine seçildi. 1985 TÜYAP'ın düzenlediği 'Halkın Seçtiği Yılın Yazarı' ödülünü kazandı. 1989 'Demokrasi Kurultayı'nın toplanmasında etkin görev aldı. Oluşturulan 'Demokrasi izleme Komitesi'nin iki başkanından biri oldu. 1989 Sovyet Çocuk Fonu'nun ilk kez verilen 'Tolstoy Altın Madalyası'na değer görüldü. 1990 (19 Mart) Ankara'da Sanat Kurumu'nda 75.Yaşı kutlandı. 1995 5 Temmuz Çeşme'deki imza günü sonrası, saat 01.05'te öldü. |
||
|
||
| Aziz Nesin Hakkında İsmet İnönü İnönü, 'Aziz Nesin'in her yazısını yeni Türkçe'nin bir ileri eseri olarak görmeye çalıştığını, bu inançla ve zevkle okuduğunu ' belirtikten sonra şunları söylemiştir: 'Siyasi bakımdan bir yazısı aleyhimde olsa bile, onu da Türk Edebiyatı'nın ve dil devriminin bir başarısı sayarak değerlendiririm. Dilimizin, büyük amacına, az çok zaman geçse de mutlaka erişeceğine inanıyorum. Bu amaca varmada, Aziz Nesin adı, safta saygı kaplayanlardan biri olacaktır. (Akşam, 24.5.1969) Yüksel Pazarkaya Bir Nazım Hikmet'in, bir Aziz Nesin'in büyüklüğü her dile, her çağa, her ulusa en büyük onuru verebilir. Bu onur, dünya halkları içinde, en başta biz Türkçe'nin çocuklarınındır. (Gürola, F.Almanya) Leonid Lenç Aziz Nesin, bugün, yazdığı ve yazmakta olduğu öyküler, anlatılar, yergi romanları ve oyunlarla ülkesinin onurudur. Fakat o sadece yazar değil, tıpkı yazarlık yeteneğinde olduğu gibi, zaptolunmaz bir toplumsal canlılığa sahip toplum eylemcisidir de. (Literaturnaya Gazetta, 16.3.1983) Cemal Süreya Aziz Nesin'in, çağdaşları arasında tek kaldığı kanısındayım.(...) Kısacası, Aziz Nesin sivri, ama tek nitelikteki sanatıyla benzersiz kalıyor, tek kalıyor. Her olay, her yeni gereç onun için bir öykü kapısıdır. (Politika, 26.2.1976) Yaşar Kemal Aziz Nesin'in bütün özellikleri, daha da çok direnme gücü, onu, çağımızın büyük bir güldürü yazarı yapmıştır. Gülmesini bilen yaratık, sevmesini de, düşünmesini de, oynamasını da bilir. Aziz'de tıpkı Nasrettin Hoca gibi güldürürken düşündürür de. (Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı, 1976) Server Tanilli O bir bayraktı... Büyük bir uyarıcıydı! Sarsıp silkeleyen bir aydındı! Türkiye'nin de bir şansıydı.. Böylesi bayrak açan aydınların kıtlığını yaşıyor dünyamız da. (11 Temmuz 1995, Cumhuriyet Aziz Nesin Özel Eki) Fikret Otyam Azizim Aziz... Gerçeğe hu!..Ne ki binlerce öyküsünden, seksen yüz kitabından, seksen yıl haykırdığı düşüncelerinden, dobra dobra sözlerinden nasıl kurtulacaklar? (11 Temmuz 1995, Cumhuriyet Aziz Nesin Özel Eki) Alpay Kabacalı Gülmece ve gözyaşı... O, bütün yaşamı boyunca topluma borçlu olduğuna inandı. Yoktan var ettiği Nesin Vakfı, onun 'topluma borç ödeme' anlayışının somut göstergesi oldu. (11 Temmuz 1995, Cumhuriyet Aziz Nesin Özel Eki) |
||
|
||
| Eserleri ŞİİR 1984 Sondan Başa 1986 Sevgiye On Ölüme Beş Kala 1988 Kendini Yakalamak 1990 Hoşçakalın 1995 Sivas Acısı HİKAYELER 1948 Geriye Kalan 1955 İt Kuyruğu 1955 Yedek Parça 1955 Fil Hamdi 1956 Damda Deli Var 1957 Koltuk 1957 Kazan Töreni 1957 Toros Canavarı 1957 Deliler Boşandı 1957 Mahallenin Kısmeti 1957 Ölmüş Eşek 1957 Hangi Parti Kazanacak 1958 Havadan Sudan 1958 Bay Düdük 1958 Nazik Alet 1959 Gıdıgıdı 1959 Aferin 1959 Kördöğüşü 1959 Mahmut ile Nigar 1960 Gözüne Gözlük 1960 Ah Biz Eşekler 1961 Yüz Liraya Bir Deli 1961 Bir Koltuk Nasıl Devrilir 1962 Biz Adam Olmayız 1965 Sosyalizm Geliyor Savulun 1965 İhtilali Nasıl Yaptık 1965 Rıfat Bey Neden Kaşınıyor 1965 Yeşil Renkli Namus Gazı 1968 Bülbül Yuvası Evler 1968 Vatan Sağolsun 1969 Yaşasın Memleket 1978 Büyük Grev 1980 Hayvan Deyip Geçme 1984 70 Yaşım Merhaba 1984 Kalpazanlık Bile Yapılamıyor 1987 Maçinli Kız İçin Ev 1988 Nah Kalkınırsın ROMAN 1955 Kadın Olan Erkek 1957 Gol Kralı Sait Hopsait 1957 Erkek Sabahat 1959 Saçkıran 1961 Zübük 1967 Şimdiki Çocuklar Harika 1974 Tatlı Betüş 1977 Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz 1976 Surname 1978 Tek Yol ANILAR 1957 Bir Sürgünün Hatıraları 1966 Böyle Gelmiş Böyle Gitmez (1. Bölüm 1966, 2. Bölüm 1976) 1967 Poliste 1982 Yokuşun Başı 1987 Salkım Salkım Asılacak Adamlar 1990 Rüyalarım Ziyan Olmasın MASALLAR 1987 Memleketin Birinde 1960 Hoptirinam 1971 Uyusana Tosunum Aziz Dededen Masallar TAŞLAMA 1970 Azizname FIKRALAR 1958 Nutuk Makinası 1959 Az Gittik Uz Gittik 1971 Merhaba 1982 Suçlanan ve Aklanan Yazılar 1985 Ah Biz Ödlek Aydınlar 1988 Korkudan Korkmak OYUNLAR 1958 Biraz Gelir misiniz 1959 Bir Şey Yap Met 1963 Toros Canavarı 1968 Düdükçülerle Fırçacıların Savaşı 1970 Çiçu 1970 Tut Elimden Rovni 1970 Hadi Öldürsene Canikom 1979 Beş Kısa Oyun 1982 Bütün Oyunları (Adam Yayınları) GEZİ NOTLARI 1976 Duyduk Duymadık Demeyin 1977 Dünya Kazan Ben Kepçe KONUŞMALAR 1988 İnsanlar Konuşa Konuşa 1995 Çuvala Doldurulmuş Kediler ALDIĞI ÖDÜLLER Üç Karagöz Oyunu (1968) ile 6. Karacan Armağanı birinciliğini (1968) Çiçu ile Türk Dil Kurumu 1970 Tiyatro Ödülü’nü Altın Palmiye (İtalya 1956, 1957) Altın Kirpi (Bulgaristan, 1966) Krokodil (Sovyetler Birliği, 1069) Lotus Asya-Afrika Yazarlar Birliği Ödülü 1975 Bulgaristan Uluslararası Gülmece Kitapları Yarışması’nda Büyük Ödül 1977 |
||
|
||
| Şiirlerinden... ÖLÜME EĞİLMEK Uyumaya değil Rüyalarıma gidiyorum Orada yaşayacağım isteğimce Uyanıkken hiç yaşayamadığım Hepsi de gençti güzeldi Sevdim sevildim diye aldanarak Son gördüğüm onlar olacak Bunca yıldır sevgiye dayanamadığım Ölüme değil Sonsuzluğa gidiyorum Orda dinleneceğim gönlümce Yaşarken hiç mi hiç dinlenemediğim Kalemim yine elimde Kağıtlarım da önümde Son uykusunda düşecek başım Sağlığımda hiç eğmediğim SUSARAK Güneş altında söylenmedik söz yokmuş... Bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi... Ne gece ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz... Ben de söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde... Hiç bir biçim kalmamış dünyada denenmedik... Ben de susuyorum sevgimi saklayıp içimde... Duyuyorsun değil mi suskunluğumu nasıl haykırıyor... Susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim... Ama bir başka seven yok benim sustuğum biçimde... |
||
|
||
| İşte Aziz Nesin’in Sivas Olayları ile ilgili en ayrıntılı ve en son röportajı… Faruk Kırtay: Çok yoğun ve yorgunsunuz. Bu yoğunlukta bana zaman ayırdığınız için sağolun. Toplum sizlerden açıklama bekliyor. Sivas katliamın üzerinden 2 yıl geçti, ancak Madımak Otelinin sis perdesi henüz dağılmadı. Olayların başlangıcını anlatır mısınız? Aziz Nesin: 1 Temmuz sabah şenlik bünyesinde Sivas Valisi güzel bir konuşma yaptıktan sonra ben de bir konuşma yaptım. Konuşmalar büyük bir alkış toplamıştı. Ertesi sabah Kültür merkezinde kurulan standta kitaplarımı imzalarken yanıma gelen bir muhabir, bize terbiyesizce sataştı. Kitaplarımı imzaladıktan sonra Madımak Oteli`ne gittik. O ana kadar hiçbir taşkınlık yoktu. Otelde bir süre dinlendikten sonra dışarıdan bir takım sesler duydum. Hiç umursamamıştım. Bir süre bağırır çağırır daha sonra da çeker giderler diye düşündüm. Çünkü ne de olsa iyi kötü bir devlet var. Bunları bir süre sonra dağıtır demiştim. Ancak çok geçmeden yanıldığımızı gördük. Kalabalık gittikçe büyüyor onbini aşkın insan “Sivas Aziz Nesin’e mezar olacak”, "Şeriat isteriz” diye bağırıyordu. Dışarıya baktığımızda otelin hemen yanına yığılmış kaldırım taşlarını bizlere doğru attıklarını gördük. Durumu o zaman biraz ciddiye almaya başlamıştık. Otelde bulunan arkadaşlarımız kendilerini ve beni korumak için elbise askısı, sopa gibi uyduruk şeyleri ellerine almışlardı. Faruk Kırtay: Peki yardım konusunda o ana kadar bir girişim oldu mu? Aziz Nesin :Yazar arkadaşlarım beni buradan kaçırarak hem beni hem de kendilerini kurtarmak istemişlerdi. Çünkü atılan sloganlara göre hedef bendim. Etrafımız kuşatıldığından dolayı hiçbir yere çıkamıyorduk. Saat 14:00 de başlayan kalabalık, geçen saatlere rağmen dağılmamış daha da artmıştı. Azgınlaşan kalabalık binayı taş yağmuruna tutmaya başlamıştı. O ana kadar otelin yakılacağını bende dahil kimse düşünmemişti. Faruk Kırtay :Güvenlik kuvvetlerinden müdahale oldu mu? Sizler herhangi bir yardım talebinde bulundunuz mu? Aziz Nesin: Evet, henüz otel yakılmaya başlamadan önce dönemin başbakan yardımcısı ve SHP Genel Başkanı Erdal İnönü’yü, Sivas Valisi’ni, Ankara Emniyet Müdürlüğü`nü, oteldeki telefondan aradık, görüştük. Telefonda içinde bulunduğumuz durumu ve saldırıların giderek yoğunlaştığını anlattık. Müdahale edilmediği sürece büyük olayların çıkacağını bizzat ben ilettim. Faruk Kırtay: Peki aradığınız kişilerden nasıl bir yanıt aldınız? Aziz Nesin: Bizlere verilen yanıtlar hep aynıydı ‘Gereken önlemler alınacak, Vali’ye bilgi verdik sizleri kurtaracaklar‘ diyorlardı. Baktık hiçbir önlem alınmamış ulaşabildiğimiz her yere telefon etmeye başladık. Bizleri de arayan oluyordu. Milletvekili Uluç Gürkan bizlere 2 kez telefon ederek girişimlerde bulunduğunu söylüyordu. Ancak önlemlerde hiçbir ilerleme olmamıştı. O an Asım Bezirci, Lütfü Kaleli, Metin Atıok otelde faks var diyerek yanıma geldiler. Hidayet Karakuş’ta yanıma gelerek basın açıklaması yapalım durumumuzu anlatalım, basın bizlere yardım edebilir dedi. Basın açıklamasını yazdık tam fakslayacaktık ki elektrikler, telefon hatları kesildi. Faruk Kırtay :Otel yangını o an mı başladı ? Neler yaşadınız tam olarak? Aziz Nesin: Öyle diyebilirim. Aşağıdan dumanlar gelmeye başlamıştı. Arkadaşlarım aşağıdaki arabaların parçalanarak yakıldığını söylüyordu. Duman kokusu tüm oteli sarmıştı. Lütfü Kaleli benim elimden tutarak yukarıya çıkalım dedi. Bizler yukarıya çıkarken yukarıdan aşağıya inmekte olan 2 genç kızımızla karşılaştık. Selamlaşıp konuştuktan sonra aşağıya indiler. Tam bu sırada bir çığlık sesi duyduk. Tarif edilemeyecek bir bağırmaydı. Evet bu bir ölüm çığlığıydı. Yangın o an çıkmış ve 2 genç kızımız yanmıştı. Hava kararmış, elektrikler de kesik olduğundan dolayı etrafımızı ancak yangın ateşiyle görebiliyorduk. Yangın bizim bulunduğumuz katlara kadar ulaşmıştı. Dumandan bir türlü kaçamıyorduk. Koridorlar ateş içerisinde idi. Camlarda erimek üzereydi. Oda da sıkışıp kalmıştık. O an dumandan boğularak ölmenin ne kadar korkunç bir şey olduğunu düşünüyor, böyle bir ölümü hak etmediğimizi Lütfü Kaleli’ye söylüyordum. Tüm umutlarımı yitirmiştim. Yaşlı ve yorgun olduğumdan karanlıkta sık sık yere düşüyordum. Dayanamıyordum. Dumandan boğularak yavaş yavaş ölmek bir işkenceydi. Ayağa kalktım kendimi ateşin üstüne atarak biran önce ölmek istedim. Bu düşüncemi Lütfü’ye söylemedim tam kendimi atacaktım ki, Lütfi elimden tutarak adeta sürükleyerek beni cam kenarına çekti. Burada biraz nefes alıyordum. Şunu açıkça söylemeliyim ki, eğer yanımda Lütfi olmasaydı ben kesinlikle ölmüştüm. Faruk Kırtay: O an itfaiyeciler geldi yanılmıyorsam? Aziz Nesin: Evet, Lütfü, cam kenarında sürekli imdat imdat diye bağırıyordu. Bizleri duyan olmamıştı. Biraz sonra itfaiyeyi gören Lütfü, yeniden bağırmaya başladı. Tüm umudumuzu yitirmiştik ki; aşağıdan birisi "Komiser yukarı da, komiseri kurtarın" diye bağırdı. İtfaiye komiserine yani beni kurtarmak için bizim bulunduğumuz kata merdiveni yanaştırdı. İnmeye başladığımda aşağıdakiler "Bu komiser değil, Aziz Nesin. Bunu öldürün! Bu kafir" sesleri geliyordu. O an Lütfü benimle beraber merdivenden aşağıya iniyordu. Aşağıdakilerde beni kurtarmak için değil öldürmek için yukarı çıkıyordu. Faruk Kırtay: Sizi öldürmek için mi kurtarıyorlardı!? Aziz Nesin: Aynen öyle oldu. Bana birkaç defa vurdular, düşmemek için çaba sarf ediyordum. Vuranlardan bir tanesi de itfaiye görevlisiydi. Ama o an ölümden geldiğim için hiçbir acı hissetmiyordum. Lütfü’yle beraber polis aracına bindirildim .Bu araçta da polisler tarafından dövüldüm. Daha sonra beni hastaneye götürdüler. Serum ve kalp ilaçları verdiler. Faruk Kırtay: O ana kadar otelde çıkan yangında Yazar ve Sanatçıların durumundan haberiniz var mıydı? Aziz Nesin: Hayır haberim yoktu zaten bana da hiçbir şey söylemediler. Askeri hava alanına götürdüklerinde bir askerden öğrendim. Kaç kişinin ve kimlerin öldüğünü öğrenememiştim. Orada İçişleri Bakanı’nın Sivas’a geldiğini ve beni suçladığını öğrendim. Ben Sivaslı halkı sözde tahrik etmiştim. Bu yalanı Başbakan’da, Cumhurbaşkanı da söylüyor. Utanmadan oteli yakanları değil yakılanları suçluyorlar. Asıl suçlu olanlar, Parlamento ve Hükümetlerdir. Çünkü oy almak uğruna gericiliğe her türlü tavizi verdiler. Bizler on yıl önce Sivas olayları yaşanabilir mi diye sorsaydık hep bir ağızdan “Olmaz” derdik. Ama oldu. Sivas’tan sonra aynı şeriatçılar Taksim’de bir araya geldiler. Böyle bir olayın olacağını söyleseydik yine ”Olmaz” derlerdi. Ama o da oldu. Göreceksiniz Türkiye’de daha çok Maraşlar, daha çok Sivaslar, daha çok Taksim olayları yaşanacak. Faruk Kırtay: Nasıl bu kanıya vardınız? Aziz Nesin: Çünkü yıllardan beri gelen hükümetler bu azgınlığı ortaya çıkarmak için gereken tüm yasaları çıkardılar. Aziz Nesin: TBMM’de Sivas Davası için oluşturulan komisyon, olaylara karışanları aklamaya çalışıyor. İşte mahkeme basına kapalı da olsa, durum ortada. Sanıklar tek tek serbest bırakılıyor. Cesaret alan bu gericiler daha da saldırganlaşıyor. İşte hepimiz Taksim olaylarını yaşadık. Suçu siyasiler teşvik ettirdiler. Faruk Kırtay: Sivas olaylarından sonra bu katliama demokratik çevrelerce yeterli düzeyde tepki gösterildi mi? Aziz Nesin: Tepkiler hep yanlış yönlendirildi. Aydınlarımız hep ah vah edebiyatı yaparak sokaklarda Türkiye İran olmayacak sloganları attı. Türkiye hiç İran, Cezayir olur mu? Türkiye, Türkiye olur. Ama nasıl bir Türkiye olur, gerici bir Türkiye olur. Bu işin kaynağına inmek lazım. Aydınlarımız katliama katılanların cezalandırılmasını istiyor sadece. Onlar cezalandırılırsa Türkiye kurtarılacak mı? Asıl tepki gösterilecek olan yıllardan beri izlenen tavizkar politikalar ve politikacılardır. Bizler düşünen bir toplum değiliz o nedenle eğer bir çıkış yolu aranacaksa düşünmeyi öğrenmeli ve duyarlı olmalıyız. Ancak ne yazık ki, şu ana kadar iyiye ve güzele yönelik hiçbir ilerleme yok. Tüm bunlar ülkemizde daha onlarca Sivas ve onlarca Maraş olayı yaşanacağının bir göstergesidir. Faruk Kırtay: Bana zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Aziz Nesin: Bir şey değil, hadi gel şimdi, vakfı gezip çocuklarla birlikte yemek yiyelim. |
||
|
||
| YUVA Yanyana geldikçe daha uzak Birlikteyken daha kimsesiz Bir agri sizim sizim yeri belirsiz O da yalniz Ben de yalniz Acilar tutuyor bacamizdan Görünmeyen tas duvarlar örmüsüz Duvar olduk kendimize kendimiz Ne yana dönsek Kendimize çarpariz Aziz Nesin - Sondan Basa - Adam Yayinlari Feneryolu 17 Ocak 1979 |
||
|
||
| SON İSTEK Bitki Olacaksam Çayır çimen olayım Aman baldıran değil Yol altında kalacaksam Gelin arabaları geçsin üstümden Çelik paletler değil Üstümde çocuklar koşuşsun Ne kaçan ne kovalayan Askerler değil Kerpiç yapacaksanız beni Okullarda kullanın Ceza evlerinde değil Soluğum tükenmez de kalırsa Islık öttürsünler Aman ha düdük değil Kalem yapın beni kalem Şiirler yazın sevgi üstüne Ölüm kararı değil Ölünce yaşamalıyım defne yapraklarında Sakın ola ki Silahlarda değil. DAR DÜNYA Yüreğim gövdeme sığmıyor Gövdem odama Odam evime sığmıyor Evim dünyaya Dünyam evrene sığmıyor Patlayacağım Acımın acısından susmuşum Ki suskunluğum göklere sığmıyor Böyle bir acıyı kimlere nasıl anlatacağım Gönül dar geliyor sevgime Kafam beynime Ah şakaklarım Çatlayacağım Anladım artık anladım Kimselere anlatamayacağım YOK Kitabımı sana adamak istedim Gözlerine baktım Gözlerin yok Öpmek istedim Yüzüne baktım Yüzün yok Tutmak istedim elini Elin yok Isıt sözlerimi yüreğe işleyen kulakların yok Anlat bana bişey anlat Dilin yok Haydi yanyana yanın yok Kitabımı sana adamak istedim Adın yok Güvercin getirdi şiirimi geriye Bu dünyada anlattığın kadın yok.. |
||
|
||
| ARKADASIM BADEM AGACI Sen agaclarin aptali Ben insanlarin Seni kandirir havalar Beni sevdalar Bir iliman hava esmeye gorsun Dusunmeden gelecek karakis.. Acarsin ciceklerini .. Bense hayra yorarim gordugum dusu... Bir guler yuz bir tatli soz.. Acarim yuregimi hemen Yemise durmadan carpar seni karayel Beni karasevda Hemde bilerek kandirildigimizi Kacinci kez balanmisiz bir olmaza Koo desinler bize saskin Sonu gelmesede hic bir askin Acalim yinede ciceklerimizi Senden yanayim arkadasim Havani bulunca ac ciceklerini Nasil aciyorsam yuregimi Belki bu kez kis olmaz Bakarsin sevdan dus olmaz Nasil vermissem kendimi son sevdama Vur kendini sende bu guzel havaya |
||
|
||
| Nedense çoğunluk Orhan Pamuk'un kitaplarını okurken yarıda bırakıyor,sıkılıyor yani.Ama ben hiç okumadım kitaplarını,hiç bir zaman da okumayacağım.Nedeni malum:) | ||
|
||
| siirleri hep dillerdeydi.. kendisi hep icerde.. eserleri 40 dilde yayınlandı.. ulkesinde hep yasaktı.. kendisiyle ilgili bir belgeselde onu anlatmaya boyle baslamıslardı.. |
||