Notice: Undefined index: arc_full in /home/mor/public_html/forum/arsiv.php on line 613
Yazarlar ve Şairler

Notice: Undefined index: arc_home in /home/mor/public_html/forum/arsiv.php on line 372

Notice: Undefined index: arc_topic in /home/mor/public_html/forum/arsiv.php on line 373
mor ve ötesi fan sitesi () => Edebiyat

: Yazarlar ve Şairler

Notice: Undefined index: arc_page in /home/mor/public_html/forum/arsiv.php on line 389

: 1 2 3 4 [ 5 ] 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23

rojjin 03.08.2007 22:16:24
SİVAS ACISI


Ben tanırım
Bu bulut bizim oranın bulutu
Hemşeriyiz nede olsa
Benim için kopup gelmiş yayladan
Yurdumun bulutu
Başımın üstünde yeri var

Ben bilirim
Bu rüzgar bizim oarnın rüzgarı
Hemşerimiz nede olsas
Benim için kopup gelmiş yayladan
Yurdumun rüzgarı
Kurutsun diye akan kanlarımı

Ben anlarım
Bu acı bizim ora işi hançer acısı
Bir ülkedeniz nede olsa
Aynı dili konuşsak da
Anlamayız birbirimizi
Hançerin nakışı
Tanıdım acısından Sivas işi

Ben duyarım duyumsarım
Bizim oranın sızısı bu
Binip bir kara buluta Sivas ilinden
Sivas ruzgarında uçup gelmiş
Helallik dilemeye

Ey yüreğimin onmaz acıları
Ey beynimin dinmez sancıları
Suç ne bende nede sende
Suç seni karanlıklara gömenlerde
Nede olsa yurttaşımsın
Kapalı olsada bütün vicdan kapıları yüzüne
Bilmelisin bir yerin var canevimde

AZİZ NESİN

aeon 07.08.2007 22:22:39
Aziz Nesin: Memleketin Birinde: BİR ÇİN HİKAYESİ(*)

(* Bu kitapta toplanan masallar, Türkiye'de düşün özgürlüğü tarihi bakımından ilginçtir. Bu yazılar, 1955-1957 arasında «Akbaba» dergisinde ve «Demokrat İzmir» gazetesinde yayımlandı. Çoğunu, zorlukla ve takma adlarla yayımladım. Okuduğunuz bu hikayedeki olay, ilk yazılış biçimiyle Türkiye'de geçiyordu. Ama birçok dergilerden geri çevrilince, bu hikayeyi uydurma bir Çin'li yazar adıyla, olay Çin'de geçiyormuş ve hikaye çeviriymiş gibi, dergide yayımladım. Aynı hikaye, birkaç ay sonra, başka bir dergide, çevrilmiş bir Çin hikayesi olarak çıktı.)

Kung-Su, Güney Çin Denizinde küçük bir balıkçı kasabasıdır. Şirin kasabanın hemen bütün halkı, balıkçılıkla geçinir...



Pung-Çiyang'ın balıkçı kahvesinde bir sabah, nerden, nasıl geldiği belli olmayan bir kedi yavrusu miyavlamaya başladı. İhtiyar Pung, sıska kedi yavrusunu iri avuçlarının arasına aldı. Küçük tekirin süt mavimsi gözlerine baktı,

- Seni bana Allah gönderdi!.. diye söylendi. Sonra çırağına,

- Bu küçüğün adı, Çung-Ban... Buna iyi bak!.. dedi. Çung-Ban, küçük maskara, birkaç gün içinde gelişti, büyüdü. Yalnız Pung Amca'nın değil, bütün müşterilerin sevgilisi oldu. Çung-Ban'ın kötü bir huyu vardı, hırsızlık... Aşagı yukan her kedi hırsızdır. Ama Çung-Ban gibisi görülmemiştir. Daha altı aylık var yoktu, bütün komşular şikayete başladılar. Her sabah, daha gün ağarmadan vazifesine sadık bir memur gibi, işe çıkar, öğleye kadar bütün mahalleyi talan ederdi. Girmediği mutfak, kanştırmadığı teldolap yoktu. Ocakta kaynayan tencerenin kapağını açıp, içinden sıcak sıcak bir parça balıgı çalmadığı gün olmazdı. Çung-Ban'ı, bütün zararına, hırsızlığına rağmen herkes seviyordu. Çünkü, o kadar kurnazca hırsızlık yapıyordu ki, onun yüzünden zarara ugrayanlar bile, bu hırsızlıkları Çung'un muziplikleri diye karşılarlardı.
Bigün, Pung Amca'nın kahvesine bir müşteri geldi. Elindeki balık dolu kesekağıdını rafa koyduktan sonra, kağıt oyununa daldı. Neden sonra kahveden çıkarken elini raftaki kesekağıdına atınca, ağzı bir karış açık kaldı. Kesekağıdının hiçbir yeri bozulmamıştı, fakat içi balık yerine havayla doluydu. Yalnız, altından bir delik açılmıştı. Çung'un, bu kadar kalabalık müşteriden hiçbiri farkına vamadan, balıkları teker teker kesekağıdından boşaltması, herkesi şaşırtmıştı.

Çung'un hırsızlıktaki maharetinin bu kadar takdir edilmesinin önemli bir sebebi vardı. Kung-Su kasabasında hırsızlık etmeyen insanın on paralık itibarı yoktu. Çalmak ayıp değildi. Ayıp olan, çalarken yakalanmaktı. Hırsızlık sırasında yakalananlar, bütün kasabada beceremedikleri işi yüzlerine, gözlerine bulaştırdıkları için rezil olurlardı. O kadar ki, hırsızlık yapmayan erkeğe, karısını geçindiremez diye kız vermezlerdi.

Kung-Su kasabasının sembolü haline gelen Çung, yıldan yıla efsanevi bir yaratık oldu.
Ondört yaşına gelince, zavallı Çung'un gözlerine perde indi. Görmeyen gözleriyle de, bir zaman mesleğine devam etti.
Bir insan gibi mutfak kapılarının mandalını açar, ocağın başındaki kadın, başını arkasına döndürünceye kadar, ızgaradaki balığı kapar kaçardı.
Kocalarına akşam yemeği yetiştiremeyen geveze kadınlar, hırsız Çung'u bahane ederler,
- Ne yapayım? Balığı ocaktan Çung çaldı!.. derlerdi.

Bir sabah, Çung'un cesedini yüksek bir duvarın dibinde buldular. Çung, vazife başında ruhunu teslim etmişti. Bütün Kung-Su kasabası halkı, gözyaşı döktü, matem tuttu. Çung'a büyük bir cenaze töreni yapıldı. Çoluk çocuk, genç ihtiyar, mezarının başında toplandılar.

Çung'un arkasından, kasabayı bir sessizlik aldı. Ama iki ay sonra bir mucize oldu.

Zavallı Çung'un mezarı üstünde büyük bir bina yükseldi: Vergi dairesi...

Kung-Su kasabası halkı, birbirlerine vergi dairesini gösterip,

- Çung'un ruhu hortladı!.. dediler

buşra 02.09.2007 13:11:35
bence en azından bir kitabını okumalısın..neden mi?böylece ödülün gerçekten niye verildiği hakkında daha doğru fikir yürütebilirsin..çünkü onun kitaplarını okumadan, sadece konuşulan bazı şeyler üzerinden yorumlamak çok da adil değil...neticede 30 yılını edebiyata vermiş bir adam bu ödülü alan..yanlış anlama sadece senin için değil bu söylediklerim..orhan pamuk kimine göre iyi bir yazardır kimine göre değil..bu tartışılır bir konu tabiki.ama bence kitaplarını okuduktan sonra eleştirmeliyiz onu...en azından bunu hakettiğini düşünüyorum...

deborah 02.09.2007 20:22:26
sadece bir sözüne katılıyorum buşra;o da bir kitabı okumadan yorum yapmak çok yanlış bir şey olduğudur.Ama Pamuk'un:"Türkiye'de 1 milyon Ermeni,30 bin Kürt Öldürüldü."demesi ne kadar doğru bir şey ki,benim yanlışımın yanında?İşte bu da senin dediğin gibi 30 yılını edebiyata vermiş noballi bir yazar...ama bana göre bazı değerlerimizi yıpratmaya çalışan bir insan sıfatında artık.O benim Nobelli yazarım olamaz,onu Albert Camus'la aynı kefeye koyamam kimse kusura bakmasın

burki 06.09.2007 22:52:38
kendisine tapıyorum. ona laf edenlere tahammül edemiyorum çünkü anlayamıyorlar değerli üstadımızı. kendi edebiyat öğretmenim bile ona vatan haini derdi. din kültü öğretmeni de onu suçlardı bu şekilde. insanlar niye düşünmeden yorum yapıyorlar anlayamıyorum. nazım hikmet gerçekten insanı seven gerçek bir kahramandır benim gözümde.

immortal_deniz 07.09.2007 00:13:28
siirleri hep dillerdeydi..
kendisi hep icerde..
eserleri 40 dilde yayınlandı..
ulkesinde hep yasaktı..

...tam da onu anlatıyor.işte gene başrolde güzel ülkemin güzel insanları!!Böylesine değerli önemli gerçekten kendisinden öğrenilecek çok şey olan harika bir insanı bir ustayı nasıl da harcamaya çalışıyorlar...başka bir ülkede olsa el üstünde tutulacak bu büyük yeteneğe ülkemizde veril(mey)en değere bakın yazık diyorum onu anlayamayan anlamaya çalışmadan saçma şeylerle yargılayan gerici zihniyetlere....çok az bulunur bir yetenek...eşsiz kişiliğiyle tam anlamıyla sevgi adamı...insan gibi insan...
ona vatan haini diyenlerdi asıl vatan hainleri

Ninfa 09.09.2007 12:37:01
Aslında istediğini söyleyebiir. Kendi düşüncesi sonuç olarak ama bu milletin tek kurtarıcısı Mustafa Kemal Atatürk hakkında "çocukluğunda tarlalarda koşuşturan PAŞA" veya buna yakın şeyler diyemez. Acaba O olmasaydı napardık hiç düşündü mü? Başımıza Atatürk gibi bir dahi gelmeseydi de hala fesle, çarşafla gezseydik neler olacaktı?  (Elimde şu anda tam sözler yok ama edindiğimde buraya da yazarım. ) Ama yine de onun da bir insan olduğunu göz önünde bulundurursak kendini kaybetmiş cani ruhlu katiller tarafından elinin işaret parmağı havada "Orhan Pamuk akıllı olsun akıllı!"gibi tehditler alması, çoğu insanın istemeyeceği bir şeydir bana kalırsa.

devrimci 09.09.2007 13:48:37
sadece Türkiyenin değil dünyanın en iyi birkaç şarinden.en iyisi için:

bkz:Cesar Pavese.

devrimci 09.09.2007 14:59:19
bütün kitaplarını okudum.Çoğunu zor bitirdim.Bayağı sıkıcılar.Bir tek "cevdet bey ve oğulları" kitabı güzeldi.

eğer biz Türklere soykırımcı demeseydi yazdıklarıyla nobeli rüyasında görürdü.
Türkiyeden biri nobeli alacaksa bu Yaşar Kemal olmalıdır.

hazal_fer 11.09.2007 18:02:36
Pamuk'un dilinin çok anlaşılmaz olduğunu söylüyorlar..Bu adamın tüm kitaplarını merak ediyorum ve de okumak da istiyorum...tembelliğimi yenebilirsem okuyacağım:)

m-oz-v-ge-o 12.09.2007 16:10:45
EDEBİYAT HOCAM BEN O ADAMIN KİTAPLARINI ANLAYAMADIM DEMİŞTİ BENDE FİKRİNİ GÖRÜŞÜNÜ BİR ANLAYAMADIĞIM İÇİN OKUMADIM AYRICA KATILDIĞIM BİR KONFERANSTA ANNEANNESİNİN FRANSIZ OLDUĞUNU VE FRANSIZLARIN ERMENİ SOYKIRIMI İDDİALARINA BU YÜZDEN DESTEK VERDİĞİNİ SÖYLEMİŞLERDİ BİR DE NOBEL ALAN YAZARLARIN KİTAPLARI ZATEN ANLAŞILMAZMIŞ ADAMLARIN KİTAPLARINI ANLAMADIKLARINDAN İYİ BİRŞEY YAZMIŞTIR HER HALDE DEYİP ÖDÜL VERİYORLAR nOBEL DE ZATEN PEK MATAH BİR ADAM DEĞİL DİNAMİTİ İCAT ETMİŞ (SAVAŞLARI ENGELLEMEK İÇİN OLDUĞUNU İDDİA ETMİŞ Grin )

lel92 14.09.2007 23:14:02
pamuk 'un yeni hayat romanı gerçekten hayatımda okuduğum en güzel kitap ilk basşlarda sıkılsamda kitabın sonu beni çok etkiledi.

bad_dream 16.09.2007 13:35:09
Attila İlhan 15 Haziran 1925’te Menemen’de doğdu. İlk ve orta eğitiminin büyük bir bölümünü İzmir ve babasının işi dolayısıyla gittikleri farklı kentlerde tamamladı. İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıfındayken mektuplaştığı bir kıza Nazım Hikmet şiiri göndermesi nedeniyle 1941’de tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. Üç hafta gözetim altında kaldı. İki ay hapiste yattı.

CHP ŞİİR ARMAĞANI’NDA İKİNCİLİK ÖDÜLÜNÜ KAZANDI
Türkiye’nin hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilince, eğitim hayatına ara vermek zorunda kaldı. Danıştay kararıyla, 1944 yılında okuma hakkını tekrar kazandı ve İstanbul Işık Lisesi’ne yazıldı. Lise son sınıftayken amcasının kendisinden habersiz katıldığı CHP Şiir Armağanı’nda Cebbaroğlu Mehemmed şiiriyle ikincilik ödülünü kazandı. 1946’ta mezun oldu.

İstanbul Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu. Üniversite yıllarında Yığın ve Gün gibi dergilerde ilk şiirleri yayınlanmaya başladı. 1948’de ilk şiir kitabı Duvar’ı yayınladı.

1949 yılında, üniversite ikinci sınıftayken Paris’e gitti. Fransız toplumu ve orada bulunduğu çevreye ilişkin gözlemleri daha sonraki eserlerinde yer alan bir çok karakter ve olaya temel oluşturmuştur. Türkiye’ye geri dönüşünde sıklıkla başı polisle derde girdi. Bir kaç kez gözaltına alındı.

1950’Lİ YILLARDA ADINI DUYURDU
1951 yılında Gerçek gazetesinde bir yazısından dolayı kovuşturmaya uğrayınca tekrar Paris’e gitti. Fransa’daki bu dönem Attilâ İlhan’ın Fransızca’yı ve Marksizmi öğrendiği yıllardır. 1950’li yılları İstanbul - İzmir - Paris üçgeni içerisinde geçiren Attilâ İlhan, bu dönemde ismini Türkiye çapında duyurmaya başladı.

Yurda döndükten sonra, Hukuk Fakültesi’ne devam etti. Ancak son sınıfta gazeteciliğe başlamasıyla beraber öğrenimini yarıda bıraktı. Sinemayla olan ilişkisi, yine bu dönemde, 1953’te Vatan gazetesinde sinema eleştirileri yazmasıyla başlar. 1957’de askerliğini yaptıktan sonra sinema çalışmalarına ağırlık verdi. Ali Kaptanoğlu adıyla onbeşe yakın senaryo yazdı.

’YASAK SEVİŞMEK’ VE ‘AYNANIN İÇİNDEKİLER’
1960’ta Paris’e geri döndü. Babasının ölmesiyle birlikte İzmir’e döndü. Sekiz yıl İzmir’de kaldığı dönemde, Demokrat İzmir gazetesinin başyazarlığını ve genel yayın yönetmenliğini yürüttü. Aynı yıllarda, şiir kitabı olarak Yasak Sevişmek ve Aynanın İçindekiler serisinden Bıçağın Ucu yayınlandı. 1968’te evlendi, 15 yıl evli kaldı.

1973’te Bilgi Yayınevi’nin danışmanlığını üstlenerek Ankara’ya taşındı. Sırtlan Payı ve Yaraya Tuz Basmak’ı Ankara’da yazdı. 81’e kadar Ankara’da kalan yazar Fena Halde Leman adlı romanını tamamladıktan sonra İstanbul’a yerleşti.

‘SEKİZ SÜTUNA MANŞET’, ‘KARTALLAR YÜKSEK UÇAR’ VE ‘YARIN ARTIK BUGÜNDÜR’
İstanbul’da gazetecilik serüveni Milliyet ve Gelişim Yayınları ile devam etti. Bir süre Güneş gazetesinde yazan Attilâ İlhan, 1993-1996 yılları arasında Meydan gazetesinde yazmaya devam etti. 1996 yılından beri köşe yazılarını Cumhuriyet gazetesi’nde sürdürmekteydi. 1970’lerde Türkiye’de televizyon yayınlarının başlaması ve geniş kitlelere ulaşmasıyla beraber Attilâ İlhan da senaryo yazmaya geri dönüş yaptı. Sekiz Sütuna Manşet, Kartallar Yüksek Uçar ve Yarın Artık Bugündür senaryosunu yazdığı dizilerdi.

2005 yılında İstanbulda hayata gözlerini yumdu.


 
 
ESERLERİ
ŞİİR
Duvar
Sisler Bulvarı
Yağmur Kaçağı
Ben Sana Mecburum
Belâ Çiçeği
Yasak Sevişmek
Tutuklunun Günlüğü
Böyle Bir Sevmek
Elde Var Hüzün
Korkunun Krallığı
Ayrılık Sevdaya Dâhil
Kimi Sevsem Sensin

ROMAN
Sokaktaki Adam
Zenciler Birbirine Benzemez
Kurtlar Sofrası
Aynanın İçindekiler
Bıçağın Ucu
Sırtlan Payı
Yaraya Tuz Basmak
Dersaadet’te Sabah Ezanları
O Karanlıkta Biz
Fena Halde Leman
Haco Hanım Vay
Allahın Süngüleri-Reis Paşa

ÖYKÜ
Yengecin Kıskacı

DENEME-ANI
Abbas Yolcu
Yanlış Kadınlar Yanlış Erkekler
ANILAR VE ACILAR
Hangi Sol
Hangi Batı
Hangi Seks
Hangi Sağ
Hangi Atatürk
Hangi Edebiyat
Hangi Laiklik
Hangi Küreselleşme

ATTİLÂ İLHAN’IN DEFTERİ
Gerçekçilik Savaşı
‘İkinci Yeni’ Savaşı
Faşizmin Ayak Sesleri
Batı’nın ‘Deli Gömleği’
Sağım Solum Sobe
Ulusal Kültür Savaşı
Sosyalizm Asıl Şimdi
Aydınlar Savaşı
Kadınlar Savaşı
CUMHURİYET SÖYLEŞİLERİ
Bir Sap Kırmızı Karanfil
Ufkun Arkasını Görebilmek
Sultan Galiyef
Dönek Bereketi
Yıldız, Hilâl ve Kalpak

ÇEVİRİLERİ
Kanton’da İsyan (Malraux)
Umut (Malraux)
Basel’in Çanları (Aragon)
 
 

^ePhEdRiNe^ 16.09.2007 13:37:59
çok çok severim özellikle şiirlerini.
ayrıca atilla değil attila; adındaki 2 t'nin vurgulanmasına özellikle dikkat ederdi

aeon 17.09.2007 11:20:35
1902'de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yaşımda halep'te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda moskova komünist üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine moskova tseka-parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim

kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
--------------------------------------ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
--------------------------------------ben hasretlerin

hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık gırevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir

otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde barış madalyasının bana verilmesini
-------------------------------------------------verdiler de
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatta uçtum pırağ'dan havana'ya

lenin'i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924'de
961'de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır

partimden koparmağa yeltendiler beni
--------------------------------------sökmedi
yıkılan putların altında da ezilmedim

951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü

sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim şarlo'ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımın

içtim ama akşamcı olmadım
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana

başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
--------ama durup dururken de yalan söylemedim

bindim tirene uçağa otomobile
çoğunluk binemiyor
operaya gittim
----------çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri
----------camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
----------ama kahve falına baktırdığım oldu

yazılarım otuz kırk dilde basılır
----------türkiyem'de türkçemle yasak

kansere yakalanmadım daha
yakalanmam da şart değil
başbakan filân olacağım yok
meraklısı da değilim bu işin
bir de harbe girmedim
sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın
sözün kısası yoldaşlar
bugün berlin'de kederden gebermekte olsam da
--------------------------------------insanca yaşadım diyebilirim
ve daha ne kadar yaşarım
-----------------------başımdan neler geçer daha
---------------------------------------------------kim bilir.

--------------------------------------bu otobiyografi 1961 yılı 11 eylülünde
--------------------------------------doğu berlin'de yazıldı


Notice: Undefined index: arc_page in /home/mor/public_html/forum/arsiv.php on line 446

: 1 2 3 4 [ 5 ] 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23



Notice: Undefined index: arc_register in /home/mor/public_html/forum/arsiv.php on line 468