|
||
| Nasıl ki, dini, ahlakın tekelinde zannetmek; ahlakı insana karşı bir hale getirmişse; benzer şekilde, lisanların en yüce bazı ahlaki kavramlarını sadece dine ait zannetmek; bu kavramları, bu dünyanın dışına itip, insanın erişiminden çıkarmıştır. "Vecd," genellikle, tabiat-üstünün tefekkür edilmesiyle çağrılan bir duygusal durum olarak kabul edilir. "Tapma" insandan daha yüksek birşeye sadakat ve adanmışlık içinde bulunmakla yaşanan duygusal deneydir. "Huşu" dizler üştünde yaşanacak olan ve kutsal bir saygının doğurduğu duygudur. "Kutsal" insanla ve bu dünyayla ilgili her husustan daha yüksek olan ve hiçbir husus tarafından dokunulmaz olan şeydir. Vs. Fakat, bu kavramlar, -tabiat-üstü hiçbir boyut olmasa da- fiilen varolan duyguları, insanların fiilen hissettikleri bir şeyleri isimlendirmektedir. Hem, bu duygular, bireyde; değil dini tanımlarca emredilen kendini-hakir görme halini yaratmak; tam tersine, yücelmiş ve asilleşmiş bir ruh halini yaratmaktadır. O halde, bu duyguların realitedeki kaynağı veya karşılığı nedir? Bu kaynak, insanın ahlaki bir ideale olan adanmışlığından doğan duygusal alanın bütünüdür. Ne var ki, dinlerce sunulan ve insanı küçük gördürten bazı alanları saymazsak; bu duygusal alan, tanımsız, kavramsız, kelimesiz, varlığı-kabul-edilmez kalmıştır. İnsan duygularının bu en yüksek seviyesi, mistisizmin kasvetinden kurtarılıp, doğru nesnesine, insana yöneltilmelidir. İnsana-tapma da bu anlamda anlaşılmalıdır. İnsana-tapma duygusu, çok az sayıda insanın sürekli olarak yaşadığı bir duygudur; bu duyguyu, bazı insanlar, arada bir parlayan ve hiçbir sonuç bırakmadan sönen münferit bir kıvılcım halinde yaşar; bazı insanlar ise, burada neden bahsedildiğini bile anlayamazlar; başka bazıları neden bahsedildiğini anlayıp, bütün hayatlarını gaddar bir kıvılcım-söndürücü olarak geçirirler. "İnsana-tapma" kavramını; güya, ahlakı, dinden kurtararak aklın alanına getirmek amacıyla yapılmış olan; fakat, dinin, en derin, en kötü irrasyonelliklerini aynen muhafaza edip, onlara dünyevi bir anlam kazandırmaktan başka hiçbir şey yapmamış olan birçok teşebbüsle karıştırmamak gerekir. Mesela, modern kollektivizmin bütün çeşitleri (komünizm, faşizm, Nazizm, vs.), dinsel-altrüist ahlakı aynen muhafaza edip, insanın kendini kurban etmesinden faydalanacak unsurun, Tanrı yerine "toplum" olmasını ister. Öte yandan; bir yandan, insanı, bireyi yücelttiklerini, ona taptıklarını iddia ederken, öte yandan Kimlik Kanunu'nu reddederek, belirsiz bir seyelan olarak kabul ettikleri realitenin, mucizelerle yönetilip, kaprislerle -Tanrı'nın değil, "toplumun" kaprisleriyle- şekillendirildiğini iddia eden çeşitli modern felsefe ekolleri vardır. Bu neo-mistiklerin, insana taptıklarını söylemek mümkün değildir; bunlar, alenen mistik olan seleflerince insana duyulan derin nefreti aynen paylaşıp, bu nefretin dayanağını dünyevileştirmekten başka bir şey yapmamışlardır. Aynı nefretin daha kaba bir çeşidi, somutla-sınırlı "istatistiki" zihniyetlerce sergilenir; bunlar, -insan iradesinin anlamını kavramaktan aciz olduklarından- insanın bir tapınma nesnesi olamayacağını, çünkü buna layık hiçbir insan türüne henüz raslamadıklarını beyan ederler. Buradaki anlamında insana tapanlar: insanın en yüksek potansiyelini görüp, onu kendilerinde aktüelize etmeğe çabalayanlardır. İnsandan nefret edenler ise; insanı, zavallı, ebedi-günahkar, aşağılık bir yaratık olarak görenler ve insanın böyle olmadığını hiç keşfetmemesi için uğraşanlardır. Bu insanların kimler olduğunu anlamak için; burada, şunu hatırlamak önemlidir: herhangi bir insanın, insan konusunda sahip olabileceği doğrudan, içebakışsal yegane bilgi, o insanın kendisiyle ilgili olan bilgidir. Daha spesifik olarak söylenecek olursa, bu iki kamp arasındaki asli ayrım şöyle ifade edilebilir: 1) insanın kendine-saygı-ve-güven erdemine sahip olmasından vecde gelen ve insanın yeryüzündeki mutluluğunun kutsallığına adanmış insanlar ile; 2) bu iki şeyden hiçbirinin mümkün olmaması için kararlı olanlar. İnsanlığın çoğu, hayatlarını ve ruhsal enerjilerini bu iki uç arasında harcar. İnsanın bir tapınma nesnesi olduğu görüşü, insanlık tarihinde nadiren ifade edilmiştir. Bugün, bu görüş, adeta tamamen yok olmuştur. Oysa, insanlığın en iyi gençleri, -değişik derecelerdeki heyecan, özlem, tutku ve kafa karışıklığından doğan sancılarla da olsa- hayata bu görüşle başlar. Çoğu için, bu henüz bir görüş bile olmayıp; hafif bir acı ile muhaberesi gayri-mümkün bir mutluluktan oluşan, sisli, belli-belirsiz, tanımsız bir histir. Bu, muazzam beklentileri olan bir histir; insanın kendi hayatının önemli olduğu; büyük başarıların insan kapasitesi dahilinde olduğu; ileride insanı bekleyen büyük şeyler olduğu hissidir. Hayata teslimiyetle başlamak, kendi suratına tükürüp, mevcudiyeti lanetlemekle başlamak, insanın tabiatında -hiçbir canlının tabiatında- mevcut bir hal değildir; böyle bir hale girmek, -hızı, insandan insana değişen- bir yozlaştırma süreci gerektirir. Kimi, ilk baskıda teslim olur; kimi kendini satar; kimi, enerjisini, algılayamayacağı kadar küçük derecelerde eksiltip, -ne zaman ve nasıl olduğunu hiç bilmeden- bütün ateşini yitirir. Sonra, bunların hepsi; kendilerine; olgunlaşmış olmak için zihinlerini terketmek gerektiğini; güven içinde olmak için değerlerini terk etmek gerektiğini; pratik olmak için kendine-saygı-ve-güven erdemini kaybetmek gerektiğini; telkin etmekte olan büyüklerinin teşkil ettiği engin bataklıkta kaybolur giderler. Ama, bir kaç tanesi gayreti bırakmaz ve devam eder; o ateşe ihanet etmemek gerektiğini bilir; ona, şekil, amaç ve realite kazandırmayı öğrenir. Fakat, gelecekleri ne olursa olsun; hayatlarının sabahındaki insanlar, insan tabiatı ve hayatın potansiyeli hakkında yüce bir görüş ararlar. İnsana uygun bir statünün ne olduğunu keşfedip, onu tam bir realite haline getirmeyi başaranlar, her nesilde sadece birkaç kişidir; geri kalanlar, bu statüye ihanet eder. Ama, dünyayı harekete geçirenler, hayata anlamını kazandıranlar da, işte bu birkaç kişidir. |
||
|
||
| İnsanlara tapılma olayı saçmalıktan ibaret bir mübalağadır zaten bir kişiyi çok seversiniz tapıyorum dersiniz.Bunu söyleyen kişiye soru sormanız lazım birde ciddimisin diye.Yani seviyorum derse normaldir evet insanlar çok sevilebilir.Hayır tapıyorum derse tanıdık psikolog bulup düzenli şekilde gitmelidir.Eğer etrafında varsa kendinden grup olacak kadarlarsa grup indirimi alırlar grup olarak giderler.Grup seanslarınada giderler.Benim adım A memnun olduk A.Benim adım b memnun olduk B mevzularını geçtikten sonra belki biraz birşeyler anlar herhalde umuyorum. İnsana tapmak eski çağlarda vardı zaten genelde.İmparatorlar yaptırıyorlardı bu kendilerine tanrı denmesi egolarını tatmin ederdi zorla yaptırılan birşeydi zaten .Mistiszm açıklaması gayet basit ego tatminini gerçekleştirmek insanların uydurdukları saçmalık. Zaten bir insana tapmak kendi yüzüne tükürmektir.Kendini küçümsemektir git ben ucubeyim diye ulu meydanlarda o zaman yinede birisine tapma. İnsanlar dünyadaki en güzel varlıklardır ama tapılcak birşey bulundurmazlar herkes eşittir genelde sivri zekalar doğuştan gelen bir yetenektir ayrı kılar bu onları zaten bazılarıda ben zekiyim bana tapmaları lazım havasındadır zaten istediğini yapamazsa bazen intiharada gider kendini çok büyük görüp itahat edecek birini bulamamak sürekler onu uçuruma.İyi atlasın uçurumdan insanlar kölemide tapsınlar bir başka insana. Kendini tanrı gibi hissetmeleride insanların inanış biçime uymaz genelde vardır zaten inandıkları bir ilah. Bazıları mesihim der oramı öpün buramı öpün iyleşeceksiniz.Onlara gidenlerde bir acayip zaten adam karısını götürüyor bebeğimiz olmuyor.Tapıyorlar bir nevi bu adamlara o adam da zeki tabi kocaya diyor sen git bir çay iç kapıyı kapat rahatsız etme ben bir üfleyeyim kendine gelir kadına soruyor sende mi sorun kocanda mı kocanda lafı gelirse kadından adam dönüyor bu üfürükçü biraz terlemiş yaptım diyor çocuğunuz olacak adamdaki güce bakın.Bereket tanrısı sananlar bunlar kendilerini. Kendi mevcudiyetini inkar etmek ucubeliği kabullendim demektir de kimse ucube değildir insansındır varlıkların içinde en iyi yaratılanlardandır sadece bunu alacak beyin yoktur. O da ayrı bir konu.Genel akıl seviyesinin altında özgürlüğe düşkün olmayan boyunduruk altında olmak isteyenlerin seçtiği kabullenme biçimidir düzenli oluruz diye.Tabi diğeride tanrıyım diye havadan havaya girer sana yapmadığını bırakmaz. Bu bazen müzik gruplarında oluyor kızlar erkek olan sanatçılara tapıyoruz dediklerinden groupie olayı çıkmıştır.Konserlerde turnelerde çıkışta seks oyuncağı olarak kullanılıyor bazen bu kızlar . Bazılarıda mesela aklımda kalan Şebnem Ferah'a tapıyorum melek diyorlar ya Şebnem'i görürlerse sorsunlar cennetten düşerken yaralanmış mı acaba.Bir üfürsün sizlerede konserlerde kendinizden geçiverin .Sakatsınız ya kafanda belki aklınız yerine gelir. Bunlar sınırlı değil binlerce örnek vardır . Akılsızlığın doğurduğu bir sonuç.Ne yapalım yazık diyebiliyorum.Ölmeyi yeğlerim öyle bir gün gelirse ölene kadarda savaşırım bunlarda megalomaniacların yapacaklarını göz önünde bulundururarak yazdım. |
||
|
||
| tamamen duygusal ;bir kişilik bozukluğu ;psikolojide bu olay | ||
|
||
| Ayy çoook kötü bişey ama kimsenin başına gelsin istemem ama hadi bi nesneye bi kuvvete yada soyut bi kavrama taparsan anlarım ama insana tapma ne bilim yhaa kendin gibi olan bi başşka şeye tapmaa cidden kötüü.... | ||
|
||
| kendini büyük bir boşlukta hissetmekten kaynaklanır herhalde..kendii çok küçük görmenin verdiği bir acı yokmudur acaba otrada..kendini hiç birşey olarak görmeli ki kendi gibi bir şeye tapsın üstünlük anlamları yüklesin..acı birşey.. | ||
|
||
bir boşluktan kaynaklandığı kesin...Allah doğru yoldan ayırmasın ne diyelim
|
||
|
||
insana tapma kendi içindeki huzursuzluktan ibarettir. Bir boşluk yaşarsın kendi içinde. Çıkış yolu ararsın fakat bulamazsın. Kapatın gözlerinizi düşünün sizinki sadece sevmekten öte geçemez tapıyorum zannedersiniz ama sadece seversiniz... değilmi? ?
|
||
|
||
| bence de saçma ama isteyen istediğine tapar.bana ne... | ||
|
||
| belki bi anlık boşluktan ileri geliyodur ama bu boşluk sonsuza kadar da sürmez ki dimi? elbet bi gün gelir, yaptığı işte bi gariplik olduğunu anlar adam, kendini mutlaka sorgulamak ister. işte bu noktada asıl sorun çıkar. etrafındaki onlarcası aynı şeyi yaparken, kendisi başka bişey yapıp sürünün dışına çıkan koyun muamelesi görmek istemez ve bundandır ki, kendini sorgulamaz, sorgulasa, düşüncelerini kendine itiraf edemez, etse açığa çıkartamaz, çıkartsa birileri tarafından susturulur, susturulmasa, sürüden çıkan koyun olur. herkes de böyle düşündüğü için aslında kimse hayatı sorgulamaya yanaşmıyo, öyle olunca da herkes birbirinden tetik alıp yuvarlanıp gidiyo, yani alışılmışlar bozulmuyo ve eksiler çoğalıyo. kusura bakmayın biraz konunun dışına çıktım |
||
|
||
| şöyle bir psikoloji ile yaklaşılıyor olabilir,sevgiyi ifade etme... misal ben çok çok sevdiğim kişilere yahut sanatçılara sevgimin büyüklüğünü ifade edecek kelimeler bulamadığımdan ötürü tapıyorum şeklinde kelimeler kullanırım... ama kötü birşey... en azından ben karşıyım... fakat söylendiği gibi istem dışı olabiliyor bazı durumlarda... |
||
|
||
| insan bütün özelliklerini bildiği, kendinde olabilen vasıfları taşıyan birine nasıl tapabilir ben bunu kabullenemiyorum. yani bir kediye köpeğe tapmak daha mantıklıdır bu durumda. çünkü onları daha az biliyoruz. kendimizce yüksek vasıflar verebiliriz. yüceleştiririz. ama bir insan bir inası ne kadar yüceleştirebilir ki? insanlar aynıdır ve "her insanda bütün insanlık halleri mevcuttur." demiş montaigne. ellerinden öperim. |
||
|
||
| kula kulluk etmek bence çok saçma. senle aynı vasıflarda olan biri nasıl senin tanrın olur
|
||
|
||
| bir bozukluk olduğu kesin zaten.inanılmaz derecede manasız. | ||
|
||
| bence çok saçma.. Allah insanların hepsini eşit yaratmış..her ne kadar günümüzde inkar edilse bile... | ||
|
||
| insan kendini ancak boşlukta hissederse böyle bir durumla karşı karşıya kalır,bierşeye sığınma,korunma duyguları içinde gerçekleşen bir olay bu bence | ||