mor ve ötesi fan sitesi (Arşiv Ana sayfa) => Röportajlar - Basın

Konu: 15.01.2005 Hangibar.com

Sayfa: [ 1 ]

23.03.2007 21:33:52
Yaklaşık bir yıllık bir uğraş sonucu-gerek grubun işleri gerekse bizden kaynaklanan aksaklıklar- Mor ve Ötesi röportajımız huzurlarınızda. Röportajdan çok sohbet ortamında, müzikten, siyasete, konserlerden ülkemizin enerji politikalarına kadar bakın neler neler konuştuk Mor ve Ötesi ile.

Eray: Ufakça grubunuzu tanıtalım kısmı çok klişe bir şey artık sizin için aslında,  insanlar da sıkılmışlardır artık bu durumdan.
Kerem Kabadayı: Evet bu noktada beni büyük bir yükten kurtarıyorsunuz, bu noktadan sonra çok da gerekli olduğunu düşünmüyorum.

Elif: Temel olarak Harun ve Kerem ikilisin kurduğu çeşitli gelişimlerle bugünlere gelmiş bir durum dersek yanılmış olmayız umarım.
KK: 94 yılında 4 kişi ile çıktık bu yola ancak ilk kadrodan bu yana Harun ve ben kaldık. 98-99 yılında Kerem Özyeğen'in kadroya dahil olmasıyla grup şu andaki sabit 4'lüsüne ulaştı ve açıkçası bize göre grubun kurucusu olmaktan ziyade grubu bu günlere taşıyanlardır bu grubun sahipleri. Konserlerimizde zaten bu tarihlerde ağırlık kazandı. Grubun kurucu kadrosu dediğimiz şey bizim için sonradan gelenler lehine çalışan bir mekanizma.

Eray: Grubun eski adının �Mor Ötesi ve Alkol� olduğunu duydum ilk zamanlarınızda, gerçeklik payı var mı yoksa şehir efsanesi mi bu konu?
KK: Şehir efsanesi bile olamayacak kadar basit bir olgu bu. Biz grubu ilk kurduğumuzda lisedeydik ve lisenin stüdyosunda çalışıp, kendi okulumuzda sahne aldık defalarca. Sizce liseli bir grubun adından Alkol kelimesinin olabilmesi ihtimal dahilinde mi!!! Albümümüz çıktığında daha lise sondaydık biz...
Eray: Eski albümlerinizde Ada Müzik ile çalıştınız ve daha sonra Pasaj müzik ile anlaştınız ve grubun insanlara ulaşması da bu günlerde gerçekleşti. Bu noktada şirketler arası bir karşılaştırma mı yapmamız mantıklı yoksa iki şirketin de farklı kulvarlarda olduğunu düşünememiz mi kabul götürür bir bakış?
KK: Şirketimizden çok memnunuz ancak bu Ada Müzik'e karşı olduğumuz anlamına gelmesin. Ancak çalışma disiplini ve sürdürülebilirlik geleneği açısında bir noktadan sonra başka bir şirket bulmamız kaçınılmazdı. Sonuçta Ada Müzik çok fazla albüm yayınlayan ve ülkemizde portföyü en geniş şirketlerden biri. Bu sebeple bazı noktalarda tatmin olamadık. Şu gerçeği de hiç unutmadık Ada Müzik olmasaydı Mor ve Ötesi de buralarda olamayabilirdi. Birçok albüm çıkartıp eşit promosyonla işi devam ettiriyorlar. Ancak profesyonelliğe geçince işlerin yürüyüşü daha da farklılaşıyor. Biz daha çok üstümüzde duran bir şirket aradık nitekim bulduğumuza da inanıyoruz.
Eray: Evet ben de Ada Müzik'e hep bu yönden yaklaştım. Amatör bir grup için mükemmel bir şirket ve öncü insanlar.
KK: Zaten Ada Müzik ekibi bizi her zaman destekledi. Onlara her zaman minnet borçluyuz.

Eray: �Dünya Yalan Söylüyor�'dan bahsetmek istiyorum biraz da. Ben ve birçok kişiye göre bu albüm grubun kendini aştığı, geliştirdiği, atılım sağladığı bir albüm. Mor ve Ötesi'nin miladı diyebilirim ben bir dinleyici olarak. Senden diğer albümlerinizle "Dünya Yalan Söylüyor" arasında bir karşılaştırma yapmanı istesem?
KK: İyi kötü ya da güzel diye bir ayrım yapamam açıkçası. Ancak her yeni albümde bir deneyim, bir yaşanmışlık oluyor. Ve planlarımız da bu doğrultuda gerçekleşiyor. Her albümde kaliteyi yükseltmeye, beraber çalıştığımız insanları daha özenle seçmeye çalışıyoruz. Turnelere yeni mekanlar, şehirler eklemeye çalışıyoruz. Yani başlı başına çıtayı yükseltiyoruz. Ve hayallerimize en çok yaklaştığımız çalışmamız da bu son albümümüz oldu.

Eray: İlk defa sizi "Sular Yükseliyor" toplaması ile tanıdım, sonraki dönemlerde de takipçiniz olamasam da hit şarkılarınız ve çoğu parçanızı dinledim. Bugün ile eski grup arasında inanılmaz bir fark var. Bunda sadece gelişen teknik imkanlar mı etkili?
KK: Esas olarak ara vermediğimiz için müzisyenliğimiz ister istemez gelişti. Sahneye çıkınca daha rahat olmayı öğrendik. Dinlediğimiz müziklerde de daha dikkatli davranmayı öğrendik. Müzikle alakalı her şeyi daha dikkatli incelemeye başladık. Tabi bazı şeylerin sonucunda gelişim mi dersiniz tecrübe mi dersiniz kaçınılmaz olarak geliyor. Teknik imkanların katkısı da yadsınamaz elbette. Prodüksiyonun katkısı da fotoğrafçılık gibi bir şey. Bir manzarayı hangi fotoğraf makinesi ile çektiğinize göre kalite de değişiyor. Bu fark albümlerde açıkça hissediliyor. Müziğe yaklaşımımız da etkili tabi.

Elif: Daha önceleri ben de duymuştum sizin adınızı ama çekici değildiniz benim için. Bu albüm ise son yıllarda bu müzik adına ortaya çıkan en iyi eser bence.. Bazı noktalarda da dinlediğim gruplara benzetiyorum. En çok da Radiohead etkileşimi seziyorum.
KK: Bunlar zaten inkar edilebilecek şeyler. Harun vokallerde birilerinden etkileniyordur. Kerem gitarı çalarken birilerinden etkileniyordur. Önemli olan ortaya çıkan bütünün orijinal ve ilgi çekici olması. Türkiye için değil tüm dünya için orijinal bir karışım olarak düşünüyoruz. Aynı zamanda hiçbir batılının sahip olamayacağı bir çok kültürel zenginliklere de sahibiz. Doğudan batıya bakmak batıda müzik yapmaktan çok daha farklı bir şey. Rock müzik aslında çok değişik köşelere çekilebilen bir müzik olmakla beraber, görünmeyen kısıtlamalara da sahip olan bir müzik. Çok fazla açıldığınız zaman ana akımdan uzaklaşıyorsunuz ve istemediğiniz bir sonuç ortaya çıkabiliyor. Kopuyorsunuz bu noktada.

Eray: Gitar-davul soundunun ana temelde olduğu çeşitli katkılarla bir sentez yapıyorsunuz.
KK: Sentez değil karışım daha güzel bir kelime (gülüyor.)

Eray: Peki bir harman yaratıyorsunuz sonuç itibari ile. İnsanları da etkiliyorsunuz. Bu büyük bir başarı.. Ülkemizde bunun en güzel örneğini Pentagram'da gördük. Batılı bir soundun üstüne oryantal ezgileri oturttular ve tüm dünyaya sevdirdiler bunu. Son albümünüzde de zaten Tarkan Gözübüyük ile çalıştınız bunun etkisine de değinmek istiyorum.
KK: Ben tam anlamıyla böyle düşünmüyorum. Daha çok bu etkilere sızıntı dersek, bu sefer daha fazla sızıntı oldu. Bu müzik sonuçta Amerikalı ya da İngiliz bir grubun yapabileceği bir müzik değil. Burada yaşayan insanlar olarak bazı dokunuşlar bağlar var. Ancak Anadolulu ya da oryantal diyemem ben buna. Çünkü bu coğrafya ile bağımızın çok kuvvetli olduğunu söyleyemem. Sokakta gezerken, yaşarken gördüklerimizle sınırlı bu etkileşimler.

Eray: Batı ile Doğu ortasında sıkışmış bir kültürün kabuğunu kırması gibi bir durum diyebiliriz bence. Ve batıda da çok tutuluyor şu sıralar bu tarz müzikler. Buradan gelmek istediğim nokta, İngilizce parça yazmayı veya albüm kaydetmeyi düşünüyor musunuz?
KK: İngilizce söz yazıp yeni parça yapma fikrine sıcak bakmıyoruz açıkçası. Biz bu albümle Türkiye'de bazı şeyleri başardık ve bu albümüm sözlerini İngilizce'ye çevirme çalışmalarımız devam ediyor. Bu şekilde daha başarılı olabileceğimize inanıyoruz. Birkaç kayıt da yaptık aslında. Yurt dışı için bir proje var ancak detaylı olarak anlatabileceğimiz bir durum söz konusu değil. Öncelikli olarak bazı festivallerde ve ayarlanabilirse bir turnede açılış grubu olma fikri şu an için ağır basan isteklerimiz. Daha yavaş ve emin girmek istiyoruz açıkçası.

Eray: Böyle bir turne ayarlanacak olsa hangi grupla beraber çalmak istersiniz?
KK: Hepimizin bu soruya cevabı çok farklı olacaktır.

Eray: Benim anlatmaya çalıştığım, müzik olarak duruş olarak yaklaşım olarak hangi grupla uyuşabileceğinizi düşünüyorsunuz? Bence "Tea Party" gerçekten sizin için iyi bir grup.
KK: Evet bence de iyi olur ancak grup ismi vermek çok zor bir şey. Hepimizin sevdiği bir grup Manic Street Preachers.

Elif: Albümler arası müzik adına neler yaptığınızı, kendinizi ve grubunuzu nasıl geliştirdiğinizi sormak istiyorum
KK: Özel olarak bir şey yapmıyoruz ama çaldıkça, dinledikçe, zamanla insan ister istemez gelişiyor
 
Eray: Bu albümle bu başarıyı yakalamayı umuyor muydunuz? Konserlerin bu kadar dolu geçeceğini düşünmüş müydünüz?
KK: Bizim açımızdan şöyle bir başarı söz konusu: Biz iyi bir albüm yapmak için stüdyoya girdik ve istediğimizi büyük ölçüde başardık. Bundan sonraki başarı, şirketimizin, menejerimizin ve çalıştığımız insanların diye düşünüyorum. Umut ya da beklenti değildi bizimkisi. Ticari yansımalar ve konserlere yol açan durumlar sadece yan etkisi. İkinci planda olan şey, bu albümün geniş bir kitleye yayılmış olması, konserlerin dolu geçiyor olması. Bu da bir başarı ancak önceliğimiz olmadı hiçbir zaman.
Kerem: Konserler seyrek geçmeye başlarsa ve coşkuyu kaybedersek kendimize yeni bir yol çizeriz.

Eray: Mor ve ötesi önümüzdeki günlerde albüm yapmayı mı yoksa konserlere devam etmeyi mi ister? Konserler çok önemli bir etkileşim gruba değer katan bir etki.
KK: İşin aslı, albüm elbette öncelikli hedefimiz ancak. Bu ikisini de paralel olarak yapmaya çalışıyoruz. Sonuçta ikisinden birinin noksan oluşu grubun bir uzvunu kaybetmesi gibi bir durum.

Eray: �Mustafa hakkında her şey� isimli filmin "Soundtrack"lerini yaptınız. Bu fikir kimden çıktı? Vizyonda başarılı olamadı ancak gerçekten Türk sineması adına güzel bir yapımdı.
KK: Teklif, Çağan Irmak'tan geldi. Bizi takip eden bir insanmış ve bizi çok serbest bıraktı. Biz de elimizden geleni yaptık. Müziklerin filme bir zenginlik kattığını düşünüyoruz. Umarım yapımcılar da memnundur.

Eray: Peki bu kadar sık konser verince korkmuyor musunuz yüzünüzün eskimesinden?
KK: Seyirci tepkisi bir şekilde belli eder. Sound ya bizdedir ya da mekanda vs. Böyle durumlarda çözüm bulabiliriz. Ancak konserler seyrek geçmeye başlarsa ve
coşkuyu kaybedersek kendimize yeni bir yol çizeriz.

Eray: Benim edindiğim izlenim şu anki oluşan yeni kitlenizden pek memnun olmadığınız yönünde.. Mor ve Ötesi'nin durumundan çok popülerliği ile ilgilenen, belki parçalardaki mesajı anlamayan bir kitle olması. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?
KK: Aslında büyük bir sorun bu durum. Ancak insanların şarkılardan bizim anladığımız şeyi anlamasını beklemek çok yüzeysel bir yaklaşım olur. Herkes farklı anlamlar çıkarmalı ki müziğin diğer güzel yanı ortaya çıksın. Kendi bakış açımızı herkese empoze edip, okuyun öğrenin demek bizim görüşümüze aykırı.

Elif: Sözlerinizde gerçekten bir karışıklık var, ikilem var. Neyi anlatmaya çalıştığınızı anlamakta zorlanıyorum. Farklı farklı yorumlar yapılabiliyor çoğunlukla.
KK: Gerçekten de böyle düşünüyorsanız ve genel kanı buysa bizim için bir kazanım (gülüyor).

Eray: Yalçın Küçük�e olan ilginizi okudum birkaç yerde. Peki sizce deli mi yoksa dahi mi?
Harun: Bizce dahi.
KK: Bazı şeylerini tasvip etmiyoruz.Ancak çok çalışkan ve üretken bir insan oluşu gerçekten inanılmaz bir insanlık becerisi. Ve alternatif tarih yazan bir yazar olması çok da aşina olduğumuz bir şey değil. Ayrıca planlama adına yazdığı kitaplar da büyük eserler bizce.

Eray: Yalçın Küçük kalemini kullanarak toplumsal bir duruş oluşturmaya çalışıyor. Peki Mor ve ötesi bunu müziğiyle yapmayı düşünüyor mu? Ya da bunun olabilirliğine inanıyor musunuz? Kitleleri etkileyebileceğinize inanıyor musunuz?
KK: Toplumsal hareketler her zaman dönemin koşullarına göre gerçekleşir. Ekonomik ya da politik alt yapılardan kaynaklanan oluşumlardır. Ve Türkiye�de her zaman böyle bir durum oluşabilir. Biz gerçekçi bir grubuz ve hiçbir zaman böyle bir hayalimiz olmadı. Şu an savunduğumuz tek şey savaş karşıtlığı ve bunu da tam manasıyla toplumsal bir hareket olarak niteleyemeyiz. Sadece bundan elli yıl sonra adımızın tarihte güzel anılmasını istiyoruz. Bana göre de müzik kendi başına bir toplumsal hareket olmaktan ziyade itici güç, ivme kazandıran bir etki olabilir.

Eray: Mor ve Ötesi�nin nükleer enerjiye karşı olduğunu biliyoruz. Bunun sebebi nedir, ince eleyip sık dokudunuz mu bu konuda? Ülkemizin enerji dar boğazında oluşu ve dışa bağımlı bir enerji politikasının sürdürülebilirliği olmadığını da hesaba katıyor musunuz?
Harun: Biz enerji dar boğazında olduğumuzu düşünmüyoruz. Bu konuda halkın yanlış yönlendirildiğini söyleyebilirim. Kaçak elektrik kullanımı ve hatlardan kaynaklanan kayıplar önlenebilirse böyle bir sıkıntı çekmeyiz. Ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek şu an için daha mantıklı.

Eray: Kaçak elektrik kullanımı günümüzde 25% ve hatlardan kaynaklanan kayıpta 12% dolaylarında. 2010 yılında ülkemizin enerji ihtiyacını maalesef ne yapılan barajlar ne de elektrik dağıtımında yapılabilecek iyileştirmeler karşılayabiliyor. Yenilenebilir enerji kaynakları da şu an için çok külfetli bir iş olmakla beraber çok da verimli olduğunu söyleyemem.
H: Şu an için bizden çok spesifik bilgiler beklemeyin. Zaten bizim görevimiz de bu işi bilenleri işaret etmek ve bir tavır oluşmasını sağlamak. Yerküre ile barış içinde yaşamı devam ettirebilmek.

Eray: Kısaca gelecek nesillere de yaşam hakkı tanımak onlarında bazı güzellikleri görmelerini sağlamak diyebiliriz yani.
KK: Bu sebeple zaten karşı durulmalı gelecek nesillere temiz bir dünya bırakmalıyız. Önemli olan atıkları ülkemizden uzak tutabilmek. Nükleer santral var ya da yok, atıklar bu coğrafyadan uzak tutulmalı.
Eray: Bu mevzuları geçelim, buraya bunları sığdırmak gerçekten çok zor.
Harun, konserlerde sana sarılmak ya da öpmek isteyen kızlara neden izin vermiyorsun? Bunu sevmediğin için mi yoksa "cool" bir tavır takınmak adına mı yapıyorsun?
H: Sahnede olmadan göremezsiniz olayın aslını. Bir iki kız kurtuluyor korumalardan ve sahneye çıkıyor. Bunlar sorun değil. Ancak bazı mekanlarda sahne çok alçak oluyor ve koruma da olmuyor. Yani bir tanesine izin versem orada bunu yapmaya hazır 40 kişi daha oluyor. Öncelikle tanımadığım insanlarla öpüşmekten hiç hoşlanmam. Ayrıca sahneye çıktıklarında bizim teknik ekipmanlara da farkında olmadan zarar verebilirler.

Eray: Türk rock piyasası son iki yıldır inanılmaz bir ivmeyle gelişti. Açıkçası ben bu duruma biraz da şüpheyle yaklaşıyorum. Gruplar bazında olsun şirketler bazında olsun bir gelişimin olduğu su götürmez bir gerçek ancak aynı durum seyirci ve takipçiler için geçerli değilmiş gibi geliyor. Sizce neler göreceğiz ilerleyen yıllarda?
H: Bilimsel konuşmak gerekirse tahmin yapmak zor ancak bazı şeylerin devrinin kapanmak üzere olduğu bir gerçek. Alternatif tarzlarda birçok nitelikli ürün çıkıyor. Bunun en güzel örneği Ceza. Güzel bir albüm yaptı ve şimdi de inanılmaz bir fan kitlesi topladı yanında. Takdire şayan bir durum bu.
KK:Tüm dünyada rock yükselen bir değerken ülkemizde politik nedenlerden ötürü böyle bir etkileşim olmadı. Ancak 90�larda mükemmel bir patlama yaşandı. Biz de o ilk dalgaya dahil olabildik, ancak birçok grup kalmadı o zamandan. Şimdiki durum ise sadece 2000�li yılların grupların kaynaklı bir devinim ve kolay kolay geçeceğe de benzemiyor.
H: Siz mekan rehberi olduğunuza göre en çok güzel kızın da nerede olduğunu bilirsiniz o zaman...

Eray: Vokal yapan kişi olarak Harun�a sormak istiyorum. Türkçe�nin rock müziğin kalıplarına uymayan çok heceli bir dil olduğu savına katılıyor musun? Hiç Türkçe değil de başka dilde söyleseydim diyecek kadar zorlandın mı?
H: Bu fikre taraf olduğumu söyleyemem.Türkçe de uygun, zaman zaman da uygunsuz. Önemli olan bestelerle doğru fonetiği yakalayabilmek.

Eray: Gündelik hayatta Mor ve Ötesi neler yapmaktan hoşlanır? Gece hayatınız var mı?
KK: Hepimizin ayrı ayrı bir özel yaşamı var.Ancak arada sırada beraber takıldığımızda olur. İşin aslı genelde çaldığımız mekanlara gideriz çünkü sevdiğimiz tarz bu.


Eray: Mor ve Ötesi müzik ile uğraşmasaydı ne iş yapmak isterdi ya da neler daha ilginç olurdu?
KK: Ben marangoz olurdum, üretime devam yani.
H: Ben futbol psikoloğu olurdum.

Elif: Peki hangi mekanlardan hoşlanıyorsunuz? Biz mekan rehberi olarak bu sorunun cevabını merak ediyoruz?
H: Siz mekan rehberi olduğunuza göre en çok güzel kızın da nerede olduğunu bilirsiniz o zaman (herkes kopuyor). Yeni mekanlar görmekten hoşlanıyorum açıkçası.
KK:Ya aslında çıkınca birbirimizin evlerine gidiyoruz genelde.

Elif: Ankara�da tercih ettiğiniz mekanlar nereler peki?
KK: Kapanmadan önce Limon�a uğrardık her gelişimizde.
H: Manhattan güzel bir mekan. Yemek olarak da Yıldız Aspava, Leman Cafe ve Recep Usta favorilerimiz. Ayrıca aşkın gücüne inanıyoruz.

Elif: Peki son günlerde tarzınızla uyuşmayan bir şekilde magazin basınının gündemini oluşturuyorsunuz ve bundan birçok hayranınız da üzüntü duyuyor. Bu konuda söylemek istediğiniz bir şey var mı?
H: Ben genelde gözlemlediğim kadarıyla ya yanlış yazıyorlar ya da çok geç kalıyorlar. Hiç ilgilenmediğimiz bir dünya. Magazin dünyasını daha iyi etkinliklere yönlendirmek için bir zorunluluk hisetmiyoruz açıkçası. Ancak bu yaptıklarının ne kadar boş olduğunu bu insanlara izah eden birileri de lazım bu ülkeye.

Eray: Bu zevkli sohber için hangibar.com adına çok teşekkürler.
H: Biz teşekkür ederiz.

http://www.hangibar.com/yazi_roportaj/ArticleDetail.asp?stmp=817935020061121&ArticleID=A410301420050115&sts=3624946417245

23.03.2007 21:47:11
Teknik ekipmana zarar vermek duyunca aklıma bir kız vardıda kablolara takıldım diyordu ondan bahsediyor galiba.
Güzel olmuş ya.


Sayfa: [ 1 ]